09 Temmuz 2017 Pazar 10:45
İstanbul Sultangazi’de taş ocaklarına isyan: Çocuklarımız astım hastası oldu

İstanbul Sultangazi’de taşocağı isyanı uzun yıllardır mevcut. Mahalle sakinlerine gör 16 tane taş ocağının bulunduğu mahallede nefes bile almak mümkün değil.

Çocuklar komşu okullarda okuyor. Yaşı küçüklerin çoğu astım hastası. Yaşlılar, engelliler toz yüzünden camı kapıyı açmadan evin içinde yaşıyor.

Bölge sakinleri şikâyetlerine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini söylüyor.

Hürriyet'ten Cansu Şimşek'in izlenim haberi şöyle:

Sultangazi halkının ‘cehennem ocakları’ diye adlandırdığı ocaklar, İstanbul’un mıcır ihtiyacının yüzde 90’ını karşılıyor. Alternatif ocaklar yok değil, fakat söylenen, Sultangazi’deki kadar kaliteli rezervi bulmanın zor olduğu. Son 20 yılda bölgedeki konut artışına bağlı olarak taş ocaklarıyla yerleşim bölgeleri ve hatta okullar komşu olmak zorunda kalmış. Aralarında sadece birkaç yüz metre var. Sonuç; astımla çok erken tanışan çocuklar, camı dahi açılamayan evler ve nefes darlığı, hatta KOAH ile mücadele eden yaşlılar.

BİNLERCE ŞİKÂYET  YAĞDI

Sultangazi halkı bu duruma ‘dur’ demek için yıllardır bir araya gelse de kalıcı sonuç alamamış. Ya madenler sadece birkaç aylığına kapalı kalmış ya da toz ölçüm araçlarıyla ‘tozun toleransı’ ölçülmüş. Fakat pes etmiş değiller. Her yıl yaz aylarına denk gelen protestolar bu yıl da kapıda. Facebook’taki 5000 kişilik ‘Sultangazi’de Taş Ocaklarına ve Çevre Katliamına Son’ grubunun çoğunu kadınlar oluşturuyor.

31 yaşındaki İbrahim Bülbül, hem sosyal medyadaki imza kampanyalarını hem de protestoları organize ediyor: “Burada büyüdüm ve kendimi bildim bileli bir mücadele içindeyiz. Eylemsiz geçen senemiz yok. Bu protestoları bırakmamız için para teklif edenler bile çıktı ama yılmadık. Tüm hayatımız burada. Protestolardaki desteğin çoğu kadınlardan çünkü çamaşırlarını balkonlarına rahatça asamayanlar da onlar, çocukları hasta olanlar da.” Sultangazi halkı, bu yılın ilk altı ayında 1000’e yakın şikâyette bulunmuş. Şikâyetlerden sonra sunulan en somut çözüm toz ölçüm araçları olmuş. Bülbül’e göre bu bir yeterli değil: “Araç geliyor, gerekli bir takım ölçümleri yapıyor ama neyi ölçüyor, ne sonuç çıkıyor, sonuçlar nereye gidiyor bilmiyoruz. Bize iyileştirme olarak yansıyan bir gelişme yok.”

Türkiye’de ortak eylem konularından biri taş ocakları. İnternette kısa bir ‘taşocağı isyanı’ araması, sizi Bursa’ya, Denizli’ye, Isparta’ya, Malatya’ya, İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya götürüyor. Sloganlar aynı, itirazlar aynı.

Taşocakları mevzuatta, ‘bina, yol gibi yapı işlerinde kullanılan malzemelerin çıkarıldığı açık işletmeler’ olarak tanımlanıyor. Buralarda ‘açık ocak işletmeciliği’ yapılıyor. Yani maddeler yeraltına inilmeden üzerindeki tabaka kaldırılarak çıkarılıyor. Bu işlem, denetimsiz ve önlem alınmadan yapıldığında günlük yaşama ve doğaya büyük zarar veriyor.

Taşocaklarının çevreye verdiği zarar şöyle sıralanıyor: “Patlatmalar 3.4 şiddetindeki bir depreme eşdeğer, doğal dengeyi bozuyor, su kaynaklarına zarar veriyor. Ocağa yakın yerleşim alanlarındaki yapılarda hasar oluyor. Taş ya da mermer çıkarıldıktan sonra kalan pasa bir alanda toplanıyor ve buradaki yığınlar kayarak bitkilere, ağaçlara, dere ve göl yataklarına zarar veriyor.

Taşocaklarının tarım alanlarından uzak olması gerektiği özellikle belirtiliyor. Gürültü kirliliği oluşuyor ve tozlar hava kalitesini bozuyor. İnsanlarda solunum yolu hastalıkları oluşuyor. Bitkiler fotosentez yapamıyor.”

Fotoğraflarda da taşocakları, şehrin ortasında, nehrin kenarında, yemyeşil bir köyün hemen yanında katman katman duran dev bir canavara benziyor. Çevreciler ruhsatsız ve denetimsiz taşocaklarının acilen kapatılmasını isterken, ocakların doğal kaynaklara uzak, yaşamı tehdit etmeyecek yerlerde olmasını, çevresinin de yasa ve yönetmeliklerde yazdığı gibi rehabilite edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Son Güncelleme: 09.07.2017 10:58
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.