10 Aralık 2013 Salı 10:12
Hayatı gezerek güzelleştiren adam


Bu yaz gezginlerin elinden düşürmediği; yılların deneyimi, yüzlerce programdan süzülen bilgiler ve her çekim gününden sonra aldığınız notlarla oluşan bir kitabınız var. 2014 yazına da yeni bir kitap çalışmanız olacak mı?

2013, politik olarak hareketli bir dönemdi. Yaz tatili planlarını bir hayli etkiledi. Ardından geç kapanan okullar, hemen sonrasında da Ramazan… Anlayacağın kitap için “en şahane” zamanlama değildi. Hayat Gezince Güzel, eklemeler ve son bilgilerle zenginleşecek. Ben bütün bir yaz boyunca gezmeye devam ettim. Yepyeni notlar aldım. Belki kapağında farklı bir tasarıma gidebiliriz. Tamamen yeni olmasa da, “yenilenmiş” bir gezi kitabı olarak 2014 yaz başında tekrar raflara dönecek diye umuyorum. Hep istediğim gibi; Marmara kıyılarından Akdeniz’in doğusuna kadar tüm kıyı kasabaları, şehirler, köyler, yakınlarda görülmesi gereken noktalarla dopdolu bir gezi kitabı olarak tatilcilerin arabalarında, çantalarında yer alacak yine.

‘Sahil Günlüğü’nden sonra ‘Hayat Gezince Güzel’ akla gelen programlarınız. Yazmak için çok ciddi bir malzemeniz oluşuyordur. Kitap yazılarını nasıl bir yöntemle hazırlıyorsunuz?

Sanıyorum çekimler sırasında aldığım notlarla kitabın belkemiği yazılmış oluyor zaten. Tabii ki ön araştırmamı sıkı yapıyorum. Bir yeri ne kadar da bilsem, mutlaka tekrar çalışıyorum. Genellikle birkaç kaynaktan tarihi bilgileri tekrar okuyorum. Ancak tüm tarihi, siyasi, arkeolojik bilgilerden sadece kısacık birkaç paragraf veriyorum. Benim son kitabım, kesinlikle bir rehber kitap. Uzun uzadıya bilgi isteyenler için zaten sonsuz kaynak var. Ayrıca internetten de birçok yer hakkında bilgi öğrenmeleri çok kolay. ‘Hayat Gezince Güzel’de daha ziyade “meydandaki tostçunun sucuklu tostunu mutlaka tadın” veya “yukarıdaki köyde köpekleriyle yaşayan Alman hanımı tanımadan dönmeyin” gibi hayata dokunan ipuçları var. Ki, bence böyle detaylar seyahati ve hatta hayatı anlamlı kılar!

Sizin programlarınız bizi hep anlamlı bir şekilde gülümsetmeyi başarıyor. Sizce yaşadığımız coğrafyayı ne kadar biliyoruz?

Bence çok az biliyoruz sevgili Sayım. Ben de hala öğreniyorum. Zaten o çocuksu merakım olmasa, bu işi neredeyse 20 senedir yapmazdım, yapamazdım herhalde. Merakımı hep açgözlü kılan da, bizim coğrafyamızın çeşitliliği, güzelliği, zenginliği, renkleri. İngilizce çok sevdiğim bir kelime var: Palimpsest. Her katına başka bir yazıt yazılmış olan bir kağıt parçası. Türkiye, onlarca kat destanlar yazılmış bir kitap bana göre. Her gezimde yepyeni bilgilerle dönüyorum; birbirinden güzel insanları kalbime saklamış oluyorum. “Anlamlı gülümsetme” yorumu için çok teşekkürler. Resme uzaktan bakmayı başaran herkes, günlük koşturmacanın sıkıcılığını, sığlığını görür. İşte “anlamlı gülümseme” orada oluşuyor sanırım. Ben dağlara tırmanıyorum, dalıyorum, yamaç paraşütü yapıyorum, saatlerce yürüyorum... O günün gündeminden o kadar uzaklaşıyorum ki, bence özü yakalıyorum. Söylediğim bir söz, yazdığım metin de biraz böyle algılanıyor sanırım... Bir de, son bir şey söylememe izin ver, toprağımızı biraz daha iyi tanısaydık, kıymetini daha iyi bilirdik diye düşünüyorum. Anadolu’nun her köşesinde, bütün otobanlarda, köylerde, denizlerde gördüğüm çöp dağları oluşmazdı.

Ege sizi hep kalbinizden vurmuş bir bölgedir.. Ege’de daha çok nelerin etkisinde kalıyorsunuz?

Önce insan. Türkiye’nin her bölgesindeki insanlarla çok kolay iletişim kuruyorum. Ama sanırım en kolay Ege bölgesi insanıyla. İklim ve mutfağa da bayılıyorum. Otlar, denizin rengi, kokusu, gecenin serinliğ, yıldızların parlaklığı bir başka... Güzel doğa başımı döndürüyor. Ben çok iyi bir mood’a giriyorum. Ben çok iyi olunca da o elektrik herkese yansıyor. Bir de yıllardır Ege’de o kadar çok program çektim ki, artık çok sevdiğim dostlarım, kapılarını sorgusuz çalacağım evler var. Rahatım orada… Tüm ilçeler, köylerde yaşamışım gibi hissediyorum.

Biz tren yollarını çok az kullanan bir milletiz. Birden aklıma Milano-Venedik tren yolculuğum geldi. Avrupa’ya oranla treni çok az kullanıyoruz. Hâlbuki trenle çok erken de tanıştık?

Ah ne kadar doğru. Erken tanışmamızla birlikte, çok gelişmemiş maalesef. Çağa ayak uyduramamış, çok yayılamamış... Ben bir ay trende yaşadım. Hürriyet’in projesiydi, ben de her gün başka bir yerden canlı yayın yapmıştım. Sonra Hindistan’da uzun tren yolculukları yaptım. Amerika’yı boydan boya trenle geçtim. Avrupa’nın her yerinde de... Trenle seyahat çok özel bir duygudur. İnsanın ruhunu geride bırakmayan bir yolculuk aracıdır. Gidilecek yere hazırlar, kalbi ısıtır... Geçenlerde Ankara-Eskişehir arası hızlı trenle gidip geldim. Çok da beğendim. Bizde de başlıyor yavaş yavaş. Umarım sahillere de ulaşır. Trafik kazalarını, yüksek benzin faturalarını böylece engellemiş oluruz.

Yola çıkmadan önce neler yaparsınız? İyi bir gezgin sizde daha çok neleri çağrıştırır?

Kendimi hazırlarım Sayım. Her hafta en az bir kez seyahate çıkıyorum, her seyahat öncesi de belli ritüellerim var, mutlaka hepsini yapıyorum. Önce çantaları hazırlayıp rahat ederim. Evde halledilebilecek tüm işleri, çözülecek sorunları bitirmek isterim. Arabanın muayenesi, kedinin veterineri, kızımın veli toplantısı... Sonra da oturup gideceğim yer hakkında okumaya başlarım. Tanıdığım kimseler varsa arar konuşurum. Ruhen oraya yaklaşmaya başlarım. Mutlaka uzun bir banyo yapıp yola çıkarım.

İyi bir gezgin bende belki “gittiğin yerin şeklini al” duygusunu yaşar. Alışkanlıklarım, yaşama biçimim hep evde kalır. Ben gittiğim yere, “oralı” olmaya giderim. İnan Roma’nın en Romalısı olurum. Tabii Romalı Perihan’dan sonra!

Bizde parası olup, gezemeyen bir grup da var. Bu tip kişilikler oldukça yerel kalıyorlar. Hatta yurtdışına gidince çuvallıyorlar. Ortalama bir İngilizceleri bile yok. Bu tip gezgin türlerine neler önerirsiniz?

Bu grup gitgide azalıyor yalnız. Çok sevindirici. Bence Türk halkının orta sınıfı da yurt dışına gidiyor artık. Üstelik keşfetmeye, öğrenmeye, tatmaya gidiyor. “Yerel kalmak”, gezginlikle asla bağdaşmayan bir ruh halidir. 30 sene evvel uzun bir Avrupa seyahatine gitmiştik. Çocuk denecek yaşlardaydık. Oda arkadaşım Ankara’dandı. Annesi onun valizine bir havlu koymuş, sadece o havluyla kurulanmasını sıkı sıkı tembihlemişti! Çocuk kırk gün, on ayrı ülkede, aynı havluyla kurulandı... Şimdi böyle şeyler artık çok az. Herkes Avrupa’da, Amerika’da sabah kahvaltısında beyaz peynir ve zeytin bulamayacağını biliyor. İşin heyecanı da orada zaten. Her ülkede beyaz peynir ve taş fırın ekmeği olsa, gezmenin ne kıymeti kalır ki...

Zaman zaman Hürriyet’în seyahat ekinde sizin yazılarınızı görüyorum… Neden haftada bir majör ana gazetede yazmıyorsunuz?

Evet, Seyahat’e severek yazıyorum. Şimdilik majör bir gazetede yazmak için girişimde bulunmadım. Yıllarca Milliyet’te yazdım; sonra televizyon çok ağır basınca biraz yazılar azaldı... Ama zannediyorum zamanı geliyor artık. Düzenli olarak bir gazetede yazmayı ben de istiyorum sanki...

Yayın yönetmenleri, gezgin yazarların ana gazetede yazmalarına nasıl bakıyorlar?

Biraz zor oluyor herhalde. Önce itiraz ediyorlar, direnç gösteriyorlar... Sonrasında yazıların ilgi çektiğini görünce de o direnç kırılıyor. Ben artık gezi yazısından ziyade, gezilerde yakaladığım insan hikayelerini yazmak isterim. Ya da gittiğim yerden bir detayı. Bence baştan sona bir yeri anlatmaya çalışmak biraz demode kaldı artık. Niş yakalamak gerekiyor.



Size şöyle bir soru da sormak istiyorum. Ölmeden önce görülmesi gereken 10 yer desem aklınıza nereler gelirdi? Neden?

1. Londra: Zamanımızın gerçek kozmopolit şehri olduğu için, herkesin barış ve saygı çerçevesinde yaşamını sürdürdüğü için, tarihi değerlere değer verildiği ve iyi korunduğu için.

2. Buenos Aires: Latin Amerika’da bir Paris esintisi. Enfes etler yemek için, güzel insanlar görmek için, yüzlerce yıllık cafe’lerde oturmak için, bir futbol maçına gidip bağırmak için ve tangoyla coşmak için.

3. New York: Hız, ihtişam, 19. yüzyılın başkentini yaşamak için. Hala çok güzel bence. Central Park’ta sakin sakin oturup, yürüyerek bir Broadway şova gitmek için.

4. İstanbul: Bence bu zamanın başkentlerinden biri. Hakkıyla yaşamak lazım. Her semtinin başka tadı var, öğrenmek lazım. Kariye, Sultanahmet, Pera Müzesi, Arkeoloji Müzesi... Saymakla bitmez, yaşamaya ömür yetmez...

5. Chicago: Amerikan tarihine meraklıysanız hele, muhteşem. Gangsterler zamanı, yangınlardan sonra yeniden oluşan mimari, nehir turları ve muhteşem lokantalar ve müzeler için Chicago’yu yaşamak şart.

6. Kapadokya: Nefes kesici bir doğa. Mağaralar, peri bacaları, vadiler... Kendinizi kaybetmek için.

7. Efes: Yaşadığımız toprakların ne kadar zengin olduğunu bir kez daha anlamak için. Her sene en az bir kez gitmek lazım.

8. Mavi Yolculuk: Tüm dertleri ve tasaları unutup, Ege’nin mavi sularını yaşamak için.

9. Doğu Karadeniz: Köylerde kendinizi unutun. Karalahana, mıhlama ve hamsi yiyin, horon oynayın. O çok eskilerde kaldığını zannettiğiniz insanlığı, dostluğu bir kez daha yaşamak için gidin.

10. Barcelona: Süper bir liman şehri. Canlı, ama aynı zamanda dingin. Harika bir gece hayatı, ama cıvık değil. Muhteşem mimari, ama her yere kolay ulaşılır. Lezzetli yemekler, deniz ürünlü paellalar, enfes içkiler...

Yaz mevsimi hep tatil mevsimidir ya… Kış turizmi de gelişti değil mi? Kışın daha çok nelere gitmeyi önerirsiniz?

Hem de çok gelişti... Kayak merkezleri artık aylarca dolu; kara bağlı olarak tabii. Ben hep kayağı, bir şehir merkezi ile birleştirmeyi severim, çok daha doyurucu oluyor. Bir de kışın, yaz mevsiminin yaşandığı ülkelere gitmek de artık hayal değil. Eskiden böyle şeyler ancak çok zengin ailelerin yapabilecekleri çılgınlıklardı. “Democratization of luxory” devrini yaşıyoruz. Ulaşılamayacak hiçbir şey yok... Ama, hep söylüyorum, ille de bir yere gitmeye gerek yok. Yaşadığımız yerde de keşfedecek çok şey var. Hep geçtiğimiz caddenin paraleline indiğimiz zaman bile yepyeni bir dünya var bazen... 

Sayım Çınar/insanhaber.com


 

Son Güncelleme: 21.12.2016 15:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.