“Başka ne yapsam ağzımızda Kül tadı bırakır...” Bir oyunun repliğinden bu cümle. Rojava’da IŞİD ile girdiği çatışmada öldürülen ve 42 gündür cenazesi verilmeyen Aziz Güler anısna oynan “Karanlığın Ötesinden Gelen Sesler” oyunundan.. Arjantinli Ariel Dorfman'ın yazdığı, Aziz’in ağabeyi Ersin Umut Güler’in yönettiği oyun bu kez Barış Manço Kültür Merkezi’nde oynandı...

Oradaydım. En ön sırada Aziz’in ailesiyle birlikte izledim oyunu. Yolcu Tiyatro oyuncularından Cenk Dost Verdi, Simge Geren ve Oğuz Öztekin sahnedeydi... “tünelin sonundaki ışık” diyorlardı... O ışık bizim sonumuz olabilir miydi? Oyun çoğu kez karanlıkta bıraktı bizi; o karanlıkta ürkütücü sesler yayılıyordu salona; hepimiz korkuyorduk o anlarda biliyorum, korktuk da...

O tünele girenleri düşündük kuşkusuz, o tünelden dönmeyenleri, o tünelin sonundaki ışığı bekleyenleri... O ışığa ulaşmak için verdiğimiz mücadeleyi, ödediğimiz bedelleri. Oyunda en çok da kendimizi suçladık, sorguladık, Aziz ve Aziz gibileri daha iyi anladık, Onların mücadelelerine saygımız arttı, adalet ve özgürlük için o tünelin sonundaki ışığa tüm inancımızla varmak istedik!

İstedik evet, bu ülkede çocuk işçliğinden kadın cinayetlerine, tecavüzden işçi kıyımına... Ne çok öldük değil mi? Gezi’de yitirdiğimiz canlarımızdan Suruç’ta katliama uğrayan gençlere, Ankara katliamından evlerde infaz edildiğimiz Dilek Doğan’lara... Yaşadığımız bütün haksızlıklara başkaldırı gibi izledik oyunu...

İzledikçe en çok bize verilmeyen ölülerimizi düşündüm. Toprakla buluşturulmayan ölülerimiz, devlet eliyle bize verilmeyen ölülerimiz... Yasımız büyük, acımız da...  Öfkemiz “Karanlığın Ötesinden Gelen Sesler...” Bizim karanlığı yırtan seslerimiz var, çığlıklarımız, ağıtlarımız; ölülerimizin alınlarından öpmeden, onları toprakla buluşturmadan bitmeyen öfkemiz var... Hesabı sorulmadan geçmeyen çığlığımız...

Oyunu izlerken en çok bunları düşündüm. Aziz’in ailesini, yoldaşlarını, arkadaşlarını... Annesini düşündüm en çok;  büyük bir sabırla izlediği oyunun sonunda sahneye çıkan ağabeyi Ersin Umut Güler’i düşündüm. Büyük bir sabırla anlattı, oyunu ilk yazmaya başladığında neler hissettğini, kardeşi Aziz’in geçtiğmiz kasım ayında oyunun provalarını izledikten sonra gidip bir daha dönmediğini... Büyük bir sabırla anlattı! Biliyorum sesi titriyordu, o kardeşini alnından öpmedi henüz; annesi karşısında o kardeşini anlatıyordu. Umut’un ağzındaki kül tadını hissediyordum, geçmeyecek kül tadını...

 Sahne ışıkları söndü, Aziz’in annesi kaldıramadığı acısını haykırdı; çığılığımız ve ağıdımız Aziz’in Türkiye’ye getirilmesiydi...  Annesi de alnından öpmek istiyordu oğlunu, sarılmak istiyordu bir kez daha!

Aziz 42 gündür ülkesine gelemiyor. Türkiye’nin keyfi uygulamasına maruz kalan Aziz ve  Aziz giblerin hikayesi bu topraklarda bitmeyecek ama biz hak ihlallerini yazmaya, mücadele hikayelerini anlatmaya, bıkmadan, usanmadan devam edeceğiz... Susarsak bundan sonra olacaklardan hepimiz sorumlu olacağız çünkü...

O yüzden de oyundan bir pasajla bitirmek istiyorum:  "Cesaret tek bir sesle başlar, bu kadar basit, ne yapsam ağzımda kül tadı bırakırdı, ölüm tüneline giriyorsunuz ve nereye girdiğinizi biliyorsunuz.Karanlıkta işkenceyi beklenemenin ve karanlıkta gerçeği aramanın ne anlama geldiğini biliyorlar. Gerçekten korktukları şey; kimsenin onları gerçekten umursamaması. İnsanların onları unutması. İnsanların mışıl, mışıl uyuması. Onların bildiği ve korktuğu bu." 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.