Bu yazıyı konuyla ilgili hiç bir ismi anmadan yazmak istiyorum ve öylede yapacağım. Çünkü atlamış olabileceğim her hangi birisi için bile büyük haksızlık olacağını düşünmekteyim.

Günler ayrılması gereken bir geziyi sınırlı saatlerde tamamlayınca, ilk aklıma gelen Tevfik Fikret'in " Yiyin Efendiler Yiyin " şiiri oldu. Ve eve dönüşümde çalışma masama oturduğumda defalarca şiiri okudum, defalarca Cem Karaca'dan bestelenmiş halini, defalarca Rutkay Aziz okumasını dinledim. Efendilerin yemesi içmesi insanlığın varoluşundan bu yana hep yaşanmış, hep anlatılmış.

Eğitim ve Kültür Salonu

Bilirsiniz çok kullanılan bir söz vardır, Georg Büchner'in kahramanı Danton'a ettirdiği söz. "ihtilal satürn gibidir, kendi evlatlarını yer". Sonrasında sistemlerin insanlarına zarar verme dönemlerinde hep kullanılır olmuştur.

Cengiz Aytmatov'ın Cengiz Han'a Küsen Bulut kitabındaki satırları da ilginçtir. "Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı... Ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmeliydiler. Her şey buna bağlı."

Havalandırma avlusundan koğus pencereleri 

Gezdiğim yer müzeye dönüştürülen Ulucanlar Cezaevi. Kimler gelip geçmemiş ki bu mekandan. O kadar büyük ve önemli bir isimler listesi ki bu, bir tekinin bile ihmal edilme ihtimali beni bu yazıda isim yazmaktan alıkoydu. Kimleri yememişiz ki, kimleri yememiş ki sistem.

Yiyip içmenin en kanlısı, en ıstıraplısı, en telafisi mümkün olmayanı, en insafsızı, en acımasızı, en utanılası olanı; insanın, sistemin daha ulvi değerleri için kendi insanlarını yemesi. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Unutulan, unutturulmaya çalışılan örnekleriyle. Bu utanca dahil olanlar, ömürleri boyunca yüzleşmekten kaçınırlar gerçeklerle, ya da geçiştirmeye çalışırlar. Bu sonuçların ortaya çıkmasında hiç veballeri yokmuş gibi, şartlar onu gerektirmiştir, o dönemin koşullarında meseleyi değerlendirmek gerekmektedir.

Nakışlar işleriz, söylenecek sözümüze, anlayana

Sergilenen idam yaftalarının Müzeye tesliminde konuşan Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki bakın neler diyor , ''Millet olarak hafızaları silmek için, geçmişten gelen izleri yok ediyoruz, yakıyoruz. Sizin 40 yıl boyunca bu yaftaları muhafaza etmeniz son derece önemlidir. Bugün sizin getirdiğiniz bu yaftaların sahipleri dahil şuan altında bulunduğumuz bu çınarın altında birçok kişi idam edildi. O gün idam suçu olan bugün suç olarak dahi görülmüyor."

Hani şu meşhur söze konu olan "Sallandıracaksın Sultanahmet (Taksim)meydanında bir kaçını "yaklaşımının yaşamımızdaki yerinin çokta eskilerde olmadığını bir okumamda öğrendiğimde irkilmiştim.

Hilton

Biliyor musunuz? İbret olsun diye çoluk çocuk seyrine gidilen, meydanlarda adam sallandırmak gibi iğrenç uygulamanın ancak 1960 yılında yaşamımızdan çıkabilmiş olduğunu. 24 Aralık 1960 tarihinde soğuk bir kış sabahı Eminönü Meydanında toplaşan İstanbul halkı ülke tarihinin son halka açık idam infazına tanıklık ediyordu. İdam edilen kişi iki çuval tüccarının katili Börekçi Ali'den başkası değildir. Börekçi Ali'nin cesedi 5,5 saat meydanda kalır. Ve hala bu gün bile bunu özleyenlerimiz, isteyenlerimiz var. Hala idam cezasının yasalarımızda yeniden yer almasını arzulayanlarımız, dillendirenlerimiz var.

İstiklal Mahkemeleri sonuçlarını dışarda bırakırsak 1920 den buyana 15 i kadın 712 kişi idam edilmiş. 1960 da idamlar Büyük Millet Meclisi'ne kadar uzanmış / 1970 lerde de üçe üç nidalarıyla ilmikler atılmış boyunlara , "Asmayalım da besleyelim mi ?" lerle 1984 e kadar sürdürmüşüz insanımıza böyle davranmayı. 1984 / 2004 arası hiç bir hüküm Mecliste onaylanmamış, 2004 de de anayasada yapılan düzenleme ile yasalarımızdan ölüm cezası kaldırıldı. Hala yüreklerinde, beyinlerinde idam cezası özlemini duyanları aramızda bırakarak.

Koğuşlardan...

Nice hayatlar söndürülmüş, nice ocakların tütmez olması sağlanmıştır. Milyonlarca gözde gözyaşı kan olmuştur.

Şimdilerde Ulucanlar Cezaevi müzesinde İdam Sehpalarını sergiliyoruz, bilinsin, görülsün, ibret alınsın diye.

Hangisini anlatmaya çalışırsan çalış, insanın insana ettiğinin bütün ipuçlarını taşıyan hapishane öykülerimizin tümü etkileyici, tümü insanımıza dair, tümü bizden.

Kimler gelmiş, kimler geçmiş...

Ülkemiz, bu güzel, kahreden, yalnız, mahzun, hüzünlü ve bizim olan ülkemiz; bir yerlerinde bize bunları düşündüren bir teşhir müzemiz, Ulucanlar Cezaevi Müzemiz var, izliyoruz, görüyoruz, etkileniyoruz, bir yanımızda hala yeme içme devam etmekte, cezaevlerimiz gazetecilerle dolu. İnsanımız haklarının peşinde açlık grevlerinde.

İnsanın insana ettiği, sistemin insana ettiği gazete manşetlerinden hiç eksik olmamakta. Yıl 2017.

* Tevfik Fikret 1867/1915

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.