Emirlerinden birinde, “oku” diye seslenir kutsal kitap. Kapitalizmin kutsal tapınaklarından ise “kar et” anonsu yükselir. O tapınaklarda bir takım okumuşlar, kapitalizmin tanrısı tarafından bildirilen en önemli emri yerine getirmek için seferber edilmişlerdir… Çünkü kapitalizmde en yüce değer, değişim değeridir!

Lafımı tarladaki kavun karpuza veya bir üretim bandında yürüyen televizyona bağlamak için bu şekilde başlatmadım tabii ki… Telif konusuna dokundurmak istiyorum biraz.

Fikir ve sanat eserlerinin diğer şahıslar tarafından parasal bir getiri elde etmek amacıyla kullanılması durumunda onu yaratan sanatçıya ödenen parasal bedeldir telif. Fikir ve sanat eseri üzerinden alınacak telif, onu üreten kişinin en doğal hakkıdır… Ama sırf bunu söylemek için de yazmadım bu yazıyı.

Bir fikir veya sanat eserini üreten kişinin istediği parayı almadığı koşullarda eserin kullanımını engelleme hakkı vardır. Peki, varislerinin? Yasal olarak evet... Sonuçta kapitalist bir piyasa vardır ve o eserin kullanarak elde edilecek gelirden sanatçı da alabildiğinin azamisini almak ister. Bu onun yasal hakkıdır. Sanatçı bir eserin kullanılması için teklif edilen astronomik rakamı geri çevirebileceği gibi, aynı eseri bir başkasına bedelsiz de kullandırabilir, kendi bilir. “Biz aç mı kalalım, tek yapabildiğimiz bu iş, bundan da para almazsak yaşayamayız” gibi cevaplar haklı bir refleksle verilen cevaplardır. Geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı bu düzenin sonuçlarından biridir. Piyasa, sanatçıyı bu kaygıları duymaya sevk eder. Fakat tek belirleyici olan para mıdır? Veya parayı veren herkes o düdüğü çalabilmeli, o eseri kullanabilmeli midir? Yıllar önce kaybettiğimiz çok değerli bir halk ozanımızın ölümünün ardından Grup Yorum, onun şarkılarından oluşan bir albüm yapmak istedi. Bunun için şarkılar seçildi, düzenlemeler yapıldı. Halk ozanın varisi olan ailesi ise öyle astronomik bedeller istedi ki, bu paraların yüz binlerce satıştan bile toparlanması mümkün değildi. Bu ozanın şarkıları bugün parayı bastıran herkes tarafından kullanılıyorsa burada bir arıza yok mu?

Siyasal baskı, sınıfsal sömürü ve talana karşı şarkılar yaratan bir devrimci sanatçısınız. Sanatınızı bu düzeni kökünden kurutacak bir damla kibrit suyu olsun diye üretiyorsunuz. Hapislikler görüyorsunuz, tedavi edilmeniz engelleniyor, sürgünler yaşıyorsunuz, belki sizin varlığınızdan bile bihaber olan insanlar adına bedeller ödüyorsunuz, ölüyorsunuz. Sonra mirasçı ailenizden biri bir gün, benzer süreçlerde benzer bedeller ödemekte olan başka sanatçılara bu eserleri “parasal bedelini ödersen kullanabilirsin” diyor! Oysa biliyorsunuz ki, o eserinizi okuyan o sanatçı borsadaki bilmem hangi şirketin hangi kağıdından birkaç yüz lot almayacaktır. Toplumsal mücadeleye adanan eserleriniz, toplumsal mücadele içindeki sanatçılar tarafından icra edildiğinde, siz o mücadele içinde yeniden var olacaksınız! Eğer yaşamıyorsanız, yeniden dirileceksiniz ve zaten o eserler o mücadeye adanan eserlerdir, eğer gerçek anlamda bir mirasçı varsa o da etten kemikten insan değil, mücadelenin kendisidir!

Buradaki ölçü nedir? Buradaki ölçü, o eseri kimlerin kullanacağı ile ilgilidir. O eserin yaratılış amacı ile kullanan sanatçıyı yan yana koyarsanız bunu anlarsınız. Aslına bakılırsa, toplumsal mücadele içinde ve o mücadele için yaratılan eserlerin sahibi, o mücadelede taraf olan güçtür. Bugün aynı mücadeleyi veren ilerici ve devrimci güçler bu mirasın yasal olmasa da meşru sahibidir. Devrimci mücadele içinde bunun bir patenti olmaz. Devrimci anne veya babasıyla biyolojik bağdan başka  ilişkisi kalmamış bir evlat düşünün. O evlat acaba o direngen sanat eserlerini üreten babanın veya annenin evladı mıdır şimdi? Mirasçı ile mirasyedi arasında bir fark yok mu?

O anne veya babanın kavgasını bugün reddedeceksiniz, yabancılaşacaksınız ama o kavga içinde ve o kavgaya adanan şiirleri, şarkıları, resimleri veya başka sanat eserlerini kendi anne veya babanızın bugünkü kavga yoldaşlarına bir mal gibi sunacaksınız. O zaman, eğer Ruhi Su Ailesi ile devrimciler arasında kurulan saygıdeğer ilişki gibi bir ilişki kurmayacaksınız, babanızdan kalan politik mirası reddettiğiniz gibi eserlerini de reddedeceksiniz… Ahlaki olan davranış budur!

Bu mesele, sanatçı veya varisleriyle oturup konuşulacak bir meseledir ama daha vahimi de var:  Mesela, Nazım Hikmet şiirleri şu anda bir bankanın tekelindedir.

Banka, Nazım Hikmet’in telif haklarının sahibi olan Mehmet Andaç Borzecki’ye (Nazım’ın Münevver’den doğan oğlu) bildiriyor, çünkü tek mirasçı Borzecki!

 Nazım için “Babam ruble karşılığında şiir yazan bir adamdı, hasta annemi ve henüz 3 yaşında olan beni terk ederek yüzüstü bırakıp başka kadınlara gitti. Böyle bir adam için kılımı kıpırdatmam” diyor… Ama telifleri almak için yurt dışında ajans kuruyor! Böyle diyor ama Nazım’ın Ritsos tarafından Yunancaya çevrilen bir şiirini besteleyip albümüne koyan Mikis Theodorakis’e ihtarname çekiyor!

Bankanın yayınladığı şiirler nasıl peki? Sansürlü tabii ki! Yani yalın bir zamana kadar sansürlüydü, belki yine öyledir. Tanya için yazılan şiire bakınca anlarsınız ne demek istediğimi (Evrensel’de okumuştum daha önce bu şiirle ilgili sansürü):

“Tanya/ Senin memleketini sevdiğin kadar/ Ben de seviyorum memleketimi/ Seni astılar memleketini sevdiğin için/ Ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim/ Ama ben yaşıyorum/ Ama sen öldün”

Bulgarca orijinal baskıda ise şöyle:

“Tanya/ Senin memleketini sevdiğin kadar/ Ben de seviyorum memleketimi/ Sen komsomolskaydın, genç komünisttin/ Ben 42 yaşında ihtiyar komünist/ Sen Rus, ben Türk/ Ama ikimiz de komünistiz/ Seni astılar memleketini sevdiğin için/ Ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim/ Ama ben yaşıyorum, Ama sen öldün”

O şiirlerin her dizesi, o bankayı var eden kapitalist düzenin temeline konulmak üzere sanatsal anlamda birer dinamit olarak üretilmediler mi? Bu sömürü çarkı kırılsın diye, bu düzenin işkencehanelerinde üretilip bu düzenin silahlı ve silahsız koruyucularından ve savcılarından saklanıp gün ışığına çıkarılmadılar mı? Şimdi o şiirleri Nazım’ın özlediği dünya için bir kavgada kullanmak isteyen başka sanatçılar o bankaya telif mi ödeyecekler? Evet, ödeyecekler!

Piyasa böyle bir piyasadır… Peki, siz nesiniz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.