''Taşların düşlerle buluştuğu yerdir Diyarbakır...Taşlarla düşlerin toplamıdır....

... Diyarbakır, gizemli duruşunun arkasında tarihin büyük adımlarını saklar. Bu sadece Anadolu tarihinin değil, insanlık tarihinin büyük adımlarıdır. Kesintisiz, sürekli ve görkemli...''*

Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, her yer talan her yer işgal. Göz gözü görmüyor. Yaşamın her alanına pervasızca saldırıyorlar. Kah işlerinden ediyorlar insanları kah evlerinden ve dahası hayattan koparıyorlar. Her kentte bir talan öyküsü, beraberinde filizlenen direnişler. Ve Diyarbakır... taşlar ve düşler kenti… o da alıyor payına düşeni elbette, üstelik misliyle…

Binlerce yıllık tarihinde defalarca yıkıma ve talana uğrayan Diyarbakır, bir kez daha savaş sonrası yıkımla karşı karşıya. Yıkımın bugünkü adı ise kentsel dönüşüm. Tüm ülkede sürgüne ve yağmaya neden olan kentsel dönüşüm bu kez Sur’da sahne alıyor.

Aslında Sur’daki yıkım, operasyonlar ve sokağa çıkma yasaklarıyla başladı ve OHAL’le devam etti. Evlerin içine dalıp çocukları öldüren ya da sokak ortasında insanları ezip geçen tanklar ya da akrepler tesadüf değildi anlayacağınız. Şimdi ise bu yıkım Kentsel Dönüşüm garabetiyle kalıcı hale getirilmeye çalışılıyor. Aklınıza gelen gelmeyen her yöntemi kullanıyorlar bu talanda. Son olarak Ramazan ayında elektrik ve sularını kestiler Sur’un Alipaşa ve Lalabey mahallelerinin.

Aslında kamuoyuna yansıyan şeyler bunlar. Ancak sıcak politik atmosferde kulağımıza çalınıp ardından kaybolup gidiyorlar. İşte tam bu noktada İstanbul’da toplanan “Sur’da Mülksüzleştirme ve Zorunlu Göç Forumu” benim açımdan bilgileri güncelleyen ve dahası mücadelenin sahiciliğini hatırlatan bir adres oldu. 1-2 Temmuz tarihlerinde Sosyal Haklar Derneği (SHD) ve Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHD)’nin öncülüğünde toplanan forumda muhtarlar, akademisyenler, mimarlar, Şehir plancıları, avukatlar ve bölgede mücadele veren diğer unsurlar Sur’da yaşanan yıkımı ve mülksüzleştirmeyi konuştu. Hem ellerindeki bilgi ve belgeleri paylaştılar hem de neler yapılabileceğini tartıştılar. Üstelik oldukça sahici ve samimiydiler, yaptıklarını da konuştular yapamadıklarını da.

Başta muhtarlar olmak üzere kaygı yüzlerinden okunuyordu ama inatçı bir mücadele azmi de taşıyordu hepsi. 2. günün sonunda şimdilik diyerek nokta koydular ve ortak bir açıklama yaptılar.

Kentsel Dönüşüm denilen garabetin din, dil, kimlik tanımayan varlığını bilerek hepimize lazım olacak bu metni sizlerle aynen paylaşıyorum.

Sur’da Mülksüzleştirme ve Zorunlu Göç Forumu Sonuç Bildirgesi

SUR İLE DAYANIŞMA: HAKLARIMIZ İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ

"2000 yılına kadar yalnızca 5 örneği olan 'acele kamulaştırma' uygulaması bugün itibari ile 300 sınırını geçti. Acele kamulaştırma saldırısının son örneği ise Mezopotamya coğrafyasının tarihsel çekirdeği olarak da kabul edilen Diyarbakır Sur...

Ötesi, Türkiye'nin dört bir yanında yıkıma neden olan kentsel dönüşüm, müştereklerin yağmalanması ve mülksüzleştirme siyasetinde siyasi iktidar açısından yeni bir eşik, kent merkezlerinin talanının önünü de açacak yeni bir proje (!) olarak Sur ...

Dünden bugüne Sur'da "kentsel dönüşüm", acele kamulaştırma tarihi ve kültürel varlıkların eşi benzeri görülmemiş bir biçimde tahribi niteliğinde olduğu kadar sosyal dokunun da tümü ile bozulması, çoğu savaş göçü olan yoksulların kentin tarihsel merkezinden sürgün edilmesi amacını da taşıyor. Ötesi, coğrafyamızın pek çok örneğine tanık olduğu bir "iskan politikası", demografik yapının değiştirilmesi siyaseti ile karşı karşıyayız.

Forumumuzda, yukarıda özetlemeye çalıştığımız tüm bu başlıklara ilişkin olarak yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın ve belki de en önemlisi yapacaklarımıza, yapılması gerekenlere ilişkin bir muhasebe yapabilmek istiyoruz.

Çatışmalardan etkilenen mahallelerin nerede ise tümü ile yıkılmasından tam bir yıl sonra bu sefer Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde yaşayan yurttaşların elektrikleri kesilerek, susuz bırakılarak zorla tahliye edilmeye çalışılmalarına karşı acil bir hukuksal ve toplumsal eylem planına ulaşabilir miyiz?

Sur'da "riskli alan" mazeretinin ve acele kamulaştırmanın mülksüzleştirme kadar yoksulların kent merkezinden sürgününe ilişkin özünü, sınıfsal niteliği kadar demografik yapının değiştirilmesi, asimilasyon amacını taşıyan yeni bir "iskan politikası" oluşunu da konuşmamız; tüm bu başlıkları bir bütünsellik içinde ele almamız zorunludur.

Tüm bu nedenlerle;

1 ve 2 Temmuz 2017’de Özgürlükçü Hukukçular Platformu ve Sosyal Haklar Derneği’nin çağrısı ile buluşan bizler Türkiye’nin tümünde kültürel varlıkların korunması, kentsel müştereklerin savunulması ya da yalnızca elverişli bir konuta erişim hakkından yana olan tüm yurttaşları öncelikle Surla ve daha da öncelikle Alipaşa ve Lalebey mahallesi halkı ile dayanışmaya çağırıyoruz...

Bu dayanışma, Sur’da yaşanan kent kırımına uzaktan bakıp yazıklanma yahut tarihe not düşme ile sınırlı olmamalıdır.

Bu dayanışma, 5000 yıllık bir insan yerleşiminin tüm özelliklerinin tahribine karşı çıkarken barınma hakkının ve kentsel müştereklerin korunmasının yanında yer almanın aslında İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kent hakkına; Artvin’de, Uşak’ta Antalya’da doğal varlıklarına sahip çıkmak isteyenlerin kendi davalarına sahip çıkmaları olacaktır.

Bugün Sur’da yaşanan ahir zaman iskan politikasına en alttakiler, en yoksullar ile birlikte kent hakkı zaviyesinden gösterilecek direnç eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşleşmenin aşağıdan yukarıya kazanılması umudu olacaktır.

Anayasasız bir devlet düzeni, yurttaşların haklarından değil ancak yükümlülüklerinden söz edilen bir hukuk düzeninin en vahşi örneği Fırat’ın öte yanında ve özelde de Sur’da yaşandı.

Haklarına sahip çıkmak isteyen herkes bu nedenle Sur’un yıkımına ve zorla tahliye/göçe karşı çıkanlarla dayanışmayı bir başkasının değil kendi hak mücadelesi, davası olarak görmesi gerekir.

Ve talep ediyoruz;

Öncelikle ve ivedilikle Sur’da yaşayan mülk sahibi yahut kiracı tüm yurttaşların evlerine ve işyerlerine dönmesine engel olan güvenlik gerekçesi ile yapılanlar dahil olmak üzere tüm idari işlem ve eylemlere derhal son verilmesini talep ediyoruz.

Alipaşa ve Lalebey başta olmak üzere tüm Sur halkının elinden alınan kamusal hizmetlere erişimin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz. Başta temiz suya erişilememesi olmak üzere salgın hastalık riskini ortaya çıkaran tüm uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz.

Sur 5000 yıldır halkındır yani kamunundur ve bu nedenle kamulaştırılamaz. Sur ile ilgili artık hiç bir dayanağı kalmadığına kuşku bulunmayan başta acele kamulaştırma kararları olmak üzere kentsel müşterekleri ve elverişli bir konuta erişim hakkını ihlal eden tüm uygulamalar geri alınmalıdır.

Zorla yerinden edilenlerin geri dönmesi için tüm koşulların kamu idaresi tarafından gerçekleştirilmesini, hali hazırda zorla tahliye uygulamalarının durdurulmasını ve kentsel bir sit alanı olan Sur’un bir bütün olarak korunması için yıkım işlemlerine derhal son verilmesini talep ediyoruz.

Yurttaşların evleri ile ilgili yapılması planlanan ve yapılan tüm tasarruflarla ilgili kendilerine ivedilikle bilgi verilmeli, etkili hukuki yollara erişim hakkı güvence altına alınmalı; her bir yurttaşın kendi evini onarabilmesi ya da yeniden inşa edebilmesi için gerekli tüm koşulların sağlanmasını talep ediyoruz.

Başta Sur’un Yıkımına Hayır Platformu olmak üzere Diyarbakır’da Sur’a ve Sur halkının hak mücadelesi ile dayanışmayı yükselteceğiz.

Sur ile dayanışma kendi haklarımıza da sahip çıkma mücadelesidir.

*Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanan "Taşlar ve Düşler Diyarbakır" adlı kitap.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.