Halkından aldığı desteğin en yüksek noktada olduğu dönemlerdi. Yalnız kendi ülkesinde mi. Dış ülkelerde de nereye gitse ilgi gösteriliyor, taşralarda, kırsal alanlarda bile onbinleri topluyordu. Hele Ortadoğuda islâm âleminin en popüler devlet adamıydı. Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olarak uluslararası bir unvan da elde etmişti. Profesör Ahmet Davutoğlu ile hemfikirdi, sandılar ki, islâm âleminin lideriyiz. Eh, batıyla da işler pek fena sayılmazdı o aralar. Zaten Büyük Ortadoğu Projesi batının yaratığıydı. En azından henüz dışlanmamışlardı.

O günlerde ansızın bir laf ediverdi. Destek en yüksek noktadaydı ya, her şeyi bildiği gibi yapabilirdi. Televizyonda denk gelmişti bana o konuşması. Şöyle kabadayı kabadayı gerildi, gergin bir yüzle nefret ve aşağılayıcı tavırla artık Dış İşlerinde monşerlerin devri kapanmıştır, bizim politikalarımızda monşerlere yer yoktur gibi birşeyler söyledi. Anlayamadık ne demek istediğini. Bunu acaba sadece hariciyeyle ilgili resepsiyonlardaki nezaket içinde geçen içkili toplantılarda aykırı düştüğü için gıcık olduğundan mı söylemişti. Dış diplomaside hot zot devri mi başlamıştı, yoksa tâbi olma devri mi? Yani, artık diplomasiye yer yok mu demek istiyordu. Monşerler ne yapmıştı da artık onlara yer yoktu. Kuşkusuz birikimlerinden hareketle uzağı görerek birşeyler için yapma etme demişlerdi, bu da onu kızdırmıştı.

Ve dış politikamız bir süre Davutoğlu’nun ne olduğu anlaşılmayan stratejik derinliğiyle yürütülür gibi oldu. Aslında bu yönelişte ne strateji vardı ne derinlik ve tamamiyle konjektörle ülkenin çağdaşlaşması ve geleceği ile bağdaşmayan bir hamaset ve hayâl ürünüydü. Davutoğlu ve 16 Nisan referandumu sonrasında ise bir kişinin günlük yönelişlerine göre saygın bir diplomasi geçmişimiz bir kenara bırakıldı ve tamamen ordan oraya savrulduk. Hiçbir hesap tutmamıştı. Konjektör değişmişti hatta, coğrafyalar değişiyordu. Buna ayak uyduramıyor, bildiğim bildik aynı yolda aykırı bir ısrarla yürüyorduk.

Kimleri kastettiğini tahmin edebiliyorduk da o monşerlerin kimler olduğunu hiçbir zaman anlayamadık. Eskileri mi kastediyordu acaba. Tek tek monşerlikle yaftalanan kimse yansımadı kamuoyuna. Hani her konuda âdet olduğu gibi monşer diye kimse soruşturulmadı da savcılarca. Fatura dış politikamızı eleştiren emekli duayen hariciyecilerimizde kalır gibi oldu. Oysa onlar Dış İşlerinin en zorlu dönemlerinde binbir deneyim edinmiş, birikimli, uluslararası olasılıkları yorumlayabilen, herbiri ayrı bir değer olan az bulunur kişilerdendi. Bu güne kadar çok tehlikeli ve çalkantılı denizlerde bir zarar gelmeden gemiyi yürütmüşlerdi. Şimdi ise bir kişinin arzu ve heyecanlarına göre dümen kırıyorduk ve hep bir yerlere tosluyorduk.

Ayrıca dış diplomaside olmazsa olmaz olan uluslararası kural, kaide ve üslup da önemsenmiyordu. Almanya gelmeyin dediği halde komşunun evine girmeye kalkışan, üstelik kabadayılık göstererek Hollanda’yı zorlayan biri hanım iki bakanımızla büyük bir kriz yaratmıştı. Çok utanılıcak bir davranıştı, Yerin dibine batmıştık. Türkiye diplomasi alanında büyük bir itibar kaybetmişti. Bütün diplomatik kuralları ayaklar altına almıştık. Ancak, tam sandık öncesi içerde çok güzel kullanılmıştı bu. Zaten amaç da buydu. Bu amaç uğruna Türkiye’nin itibarı ciddi hasar görmüştü. Hasar görmenin ötesinde dışlanmıştık.

Son olarak da Recep Tayyip Erdoğan beyefendi Türkiye Cumhurbaşkanı olarak Yunanistan’a yaptığı çok önemli olması gereken ziyareti sırasında bütün diplomatik kuralları yıkarak pat diye basın açıklaması sırasında evsahibinin yüzüne karşı “Türkiyenin hem Yunanistanın candamarı olan Lozan antlaşması yenilenmeli” dedi ve Yunanistanı Lozan’a uymamakla itham etti. Sanki ortak açıklama değil bir tartışma programındaymış gibi davrandı. Bir miting kürsüsündeymiş gibi konuştu. Oysa diplomaside sorunlar böyle ortaya atılmaz, bir sorun varsa bu tavırla asla halledilemez.

Üstelik Yunanistanla aramızda onca önemli mesele varken vurguladığı şey Batı Trakya’daki müftü tayini meselesiydi. Ki, bu müftü seçimi konusunun Lozan’la ilgisi de yoktu. Balkan harbinde yapılan Atina anlaşmasının konusuydu bunlar. Ne işgal edilen adalar, ne Kıbrıs söz konusu değildi bu atışmada. Besbelli Amerika’daki Zarrap davasıyla hayli destek yitirmiş olan Erdoğan mütedeyyin seçmenlerinin desteğini arttırabilmek için bir kere daha Türk seçmenine seslenmişti resmi bir ziyaret için gittiği Yananistan’dan. En olmayacak yerde, en olmayacak biçimde. Oysa böyle bir propogandaya şu anda gerek de yoktu, Amerika’nın fütursuz Kudüs hamlesi hepimize son derece dokunmuştu. Bu makus olayı dini duygular etrafında işleyip, dindar kesimde kendinden uzaklaşanlara yaklaşması, kaybettiği desteği tamamen olmasa da büyük ölçüde geri alması olasıydı. Ancak kendini tutamadı ve bir miting havasında herkezi suçladığı gibi ziyarete gittiği ülkede ev sahiplerini suçladı. Allahtan parmak sallamadı, eyy diye başlamadı.

Sonuç büyük bir diplomatik skandal. Üstelik bu atağı hiçbir şekilde etki yapmadı hatta diyebiliriz ki, ciddiye alınmadı. Gerek Cumhurbaşkanı, gerek genç başbakan baştan savan yanıtlarla işi geçiştirdiler. Türkiye içinde de Kudüs ve Rezza Zarrap davası arasında sıkışmış karasız seçmende birinci planda ilgi devşirmedi, havaya uçup gitti. Geriye diplomatik bir skandal olmasından öte batı nezdinde istihza ile karşılanan uygunsuz kişisel bir davranış olarak algılandı. Bir kere daha ciddi bir itibar kaybına neden oldu. En önemlisi Yunanistan ziyareti de amaçsız ve sonuçsuz kaldı.

Acaba dış diplomaside yönlendirici monşerler Erdoğan’ın etrafında olsaydı, onlar diplomatik kurallar ve Türkiye’nin yararları doğrusunda yürütülmesi gereken diplomasi konusunda etkili olsalar, ya da olabilselerdi ve Sayın Cumhurreisimiz de onları elinin tersiyle iteceği yerde onların dediklerine değer verseydi, diplomatik kurallar ve hayâli olmayan gerçekçi stratejiler içinde hareket edebilseydik dış politikamız bugünkü durumunda olur muydu?

Bu şayan-ı müteessif hallere düşer miydik?

Dün de Reis, biz anayasayı bile değiştiriyoruz, Lozan niye değişmesin demiş?! Bu mantığı yorumlamak oldukça zor. Hem sütunum doldu, yerim dar. Artık siz yorumlayın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.