Açlığın elli dokuzuydu yanılmıyorsam. Sabah ayazında gelmiş, günlüğe iki satır yazmış, konuşmuş, analarla tanışmış, dizimin dibine kıvrılan köpeği sevmiş, insan hakları evrensel bildirgesini okumakta olan anıt heykeli uzun uzun süzmüş, seyretmiş, akşamın ayazında sokaktaki sobayı yakmış, kenarında şiir okumuş, hep beraber şarkı söylemiş, halay dönmüş ve dönüş için izin istemiş, vedalaşmıştım.


Dostlarıma tek tek sarılmış, göğsüme basmış ve ayrılmışım. Ben orada, o anıtın dibinde direnen büyük insanlığa bir şiir borçlanmıştım. Beynimde, bilincimde ve yüreğimde bir şiirlik malzemeyle dönmüştüm İstanbul’a. Gözlerinde hüzün vardı Semih ile Nuriye’nin, evet ama gelecek güzel günlere inanç ve kararlılık vardı en çok da.

Bir fermanla hiç sebepsiz, gerekçesiz işlerinden atılmış, pasaportları iptal edilmiş, kamuda çalışmaları yasaklanmış yüz binden çok emekçiden beş altısı.


Bütün bunları hak edecek ne yapmışlar?
 

Ben birini biliyorum yalnızca; karanlığı çaresiz bırakmıştır o gülüşü Nuriye’nin, evet ama diğer arkadaşlar için ne gerekçe gösterilmiş?
 

İktidarın sevmediği mahallelerdenmiş hepsi!

Semih Özakça ve Nuriye Gülmen… Bütün dünya biliyor artık bu iki ismi… Yerli ve milli “Guernica” tablomuza ait birer detay olarak!


Semih'in kendisi gibi öğretmen eşi Esra da işten atılmış... Öğretmen Acun Karadağ, öğretmen Mehmet Dersulu ve yıllar önce Burdur hapishanesine düzenlenen "Hayata Dönüş" adlı operasyonda iş makinesiyle kolu kopartılan sosyolog Veli Saçılık da işten atılmış.

Bu isimler, direndikleri için kendilerini “görünür” kılanlar… Ve iktidar tarafından “terörist” olarak kodlananlar. Peki direnmeyenler, gerekçesiz olarak atıldıkları işlerini geri istemeyenler? Aynı kodla kodlanmamak için mi sessizler, yoksa “sizin olsun işiniz, zaten iş demeye bin şahit lazımdı” mı demek istemekteler?
 

AKP devletinin (sadece iktidarının değil) ısrarla görünmez yapmaya çalıştığı emekçiler bunlar... Düzce'de mimar Alev Şahin ve İstanbul'da öğretmen Nazife Onay var bir de, iki buçuk aydan beri oturma eylemi yapıyorlar ve gerekçesiz olarak atıldıkları işlerini geri istiyorlar... Yani direnerek görünür kalmaya çalışıyorlar… Onlar da olmasalar, hiç kimsenin hiçbir şeyden haberi yok… Hiç sorun yok, her şey günlük gülistanlık!

Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Acun Karadağ, Mehmet Dersulu, Veli Saçılık… ve direnen büyük insanlık. Bu şiir onlar için yazılmıştır…
 

MEŞALE

Yanıp yanıp küllerinden

Dirilerek gelenleriz  

Harladığın o ateşi

Bilmedin mi ah zavallım

Senden önce bilenleriz

Karıp yoğurduğun hamur

Mayası kan ile çamur

Ömrümüzü çalanların

Duymadın mı ah zavallım

Uykusunu bölenleriz

Karanlığı tutuşturan

O ışığa dönenleriz

Biz ekmeğe suya değil

Görmedin mi ah zavallım

Adalete kananlarız

Dağılır bir gün sürünüz

Gelir beklenen sorunuz
Biz yitip kaybolan değil

Bilmedin mi ah zavallım

O soruyu soranlarız

Başımız dağ yürek deniz

Umudun ülkesindeniz

Biz halkın uğultusunu

Duymadın mı ah zavallım

Sevdasına sunanlarız


Semih ve Nuriye hapis

Aç dövüşülmüştür üç ay,

                           dile kolay

Mehmet sürgün edilmiştir

Acun öğretmende pil var

Esra’yı astım zorluyor,

                    ne olur bilinmez yarın

Alçak bir yel dolanıyor

Üstünde başakların

Bir gecede listelenip

Bir boşluğa destelenen yüz bin kardeş

Ne işin var, ne selamın, ne sesin

Senin için tükeniyor nefesim

Nerdesin?

Ejderha olmuş geziyor gülüm

Abdest aldırılmış bir zulüm

Varmasa bile dilim, söylemeliyim

Çoktandır başladı vicdanda ölüm

Anacığım saçlarından sürüklenip atılmış

Gaz altında boğuluyor sokağım

Sığındığım heykel tutsak

Gölgesinde iki büklüm bir ülke var, kimse yok

Hepsi birden üşüşmüşler üstüne, Veli tek

Ankara’nın ortasında bir meşale yanıyor

Isınıyor insanlık

İki adım uzağında taş binada, no problem
Her şey güllük gülistanlık

Gazeteler yedi renkli, seç beğen al

Her birinde aynı başlık

Saz kırılmış, kalem hapis

Şu Allahın lütfüne bak

Ekranlar günlük güneşlik

Bu bir onur kavgasıdır
Bu bir rıza lokmasıdır

Öldürdüğün evladımı istiyorum

Benim oğlum bir torbada birkaç kemik,

                                             çoğu kırık

Yok diyorsun

Vermiyorsun

Seksen yaşıma bakmadan

Acım sürsün istiyorsun

Dersim’in orta yerine

Güneş gibi batıyorum

Her yılıma bir gün verip

Açlığa yatıyorum

Bana bağlı haklarımı ver diyorum, vermiyorsun

Gasp edilen emeğimi gör diyorum, görmüyorsun

Ve görünür kılıyorum kendimi

Payitahtın ortasında bir beşiğe bırakıp

Açlığa yatırıyorum

Bundan sonra

Kuyunuz taş dolacaktır

Bundan sonra kurunuz yaş

Yazınız kış

Dolunuz boş olacaktır

Ben kim miyim?

Ben dünyayım

Ben hayatım

Ben insanım

Memleketim

Sen kimsin!

         

                           

İbrahim Karaca

İstanbul, 04 Haziran 2017

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.