16 Nisan referandumu elbette önemli. Ülkemizdeki ağır olan şartların, kısa vadede daha da ağırlaşmasına neden olacak HAYIR’IN çıkması veya daha da kötüsü: kaosa girmemizi sağlayacak olan EVET’İN çıkması arasında gidip geleceğiz. Ama her iki durumda da değişmeyecek olan şey: AKP iktidarının ve onun fiili genel başkanı olan Tayyip Erdoğan’ın iktidarının sonunun geldiğidir.

Oturduğum yerden klasik solcu kehanetinde mi bulunuyorum? Elbette hayır. Dünya’daki kapitalist sistem, son yirmi yılın krizinin faturasını orta ve alt gelir gruplarına ödetti ve kriz, bu gün şimdilik ertelendi. Bunun sonucu olarak, artık ortada ucuz maliyetli para kalmadı. İktidarının ilk yıllarından itibaren bu durumdan bolca yararlanan AKP için ilk kötü haber buydu. İkinci ve daha da kötü haber ise; ülke içinde satılıp, peşkeş çekilecek devlet malı neredeyse bitti. Son bir hamle ile yandaş inşaat şirketlerine dünyadaki emsal projelerdeki maliyetlerle karşılaştırıldığında; çok yüksek miktarda farklar olduğunu bildiğimiz köprüler ve havaalanı yapımı ile devlet kasasından uzunca bir süre bu şirketlere haksız ödeme yapılacak. Üstüne üstlük, garantili ve abartılı geçiş rakamları ile aylık milyon dolarlar da bu şirketlere akıtılıyor. Bu kadar hovardalığa Ali Ağaoğlu bile dayanamaz.

AKP, içerdeki bu durumu vatandaştan saklamak için Avrupa ile girişilen aptalca bilek güreşleri, yıllarca diplomatik nezaketten habersiz ve uzak görüşlülükten nasibini almamış dış politika davranışlarının üstüne tuz biber ekerek; “Tayyip Erdoğan’ın şımarıklığına ve zorbalığına dur demenin vaktini”  kendi elleriyle öne çektiler.

İş sadece bu derecedeki yanlışlıklarda kalsaydı; belki iler tutar yanı olduğunu söylemek uygun olurdu. Ama her rüzgar estiğinde bir ABD’den yana olup, rüzgar ters yönden estiğinde ise Rusya ile sarmaş dolaş kuzu sarması yemeye kalkıldığında; iki büyük emperyal devleti karşına, hem de tam karşına almış olursun. Yani sonuçta: Ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranılacak.

Çanlar AKP için çalıyor

AKP’nin ilk yıllarında, yüklendikleri “ misyon” gereği, yurt dışındaki başta basın organlarında olmak üzere, yere göğe kondurulmuyor, verilecek bir ödül varsa; muhakkak adaylar arasında Tayyip Erdoğan bulunuyordu. Neredeyse her uluslararası toplantılara muhakkak davetliler listesinde özel bir önemle çağrılıyorlardı. Orta doğu için örnek parti, örnek lider ve örnek ülke konumuna yükseltilmiştik.

Ancak, kontrolsüz güç, güç değil: derttir aşamasına önce Libya’nın Kaddafi yönetimini alaşağı etmek için saldırılar başladığında:  Erdoğan’ın “ NATO’nun burada ne işi var” çıkışıyla adım atıldı ( hemen ardından gerekli uyarıları alan Erdoğan, NATO’nun işinin ne olduğunu anlayarak, söylemini değiştirdi.).

İkinci soru işareti ise;  Suriye lideri Başer Esad ile birlikte el ele tatile çıkmaktan, zalim Esed’e dönüşme yıllarında, Suriye’de El-kaide’nin bir kolu olan Nusra cephesine gittiği düşünğlen silahlar meselesi, daha sonra Hizbullah’a giden trenin kaza geçirmesi sonrası ortaya dökülen roketler ve sınırlarımızı yolgeçen hanına uğratan İslamcı militanların geçişlerini zorlaştırmamamız nedeniyle verildi.

Uluslararası basına baktığımızda ne görünüyor? 

  • “İstihbarat servisi, emniyet ve bürokrasi onun kontrolü altında artık. Türkiye’nin içine karıştığı operasyonlarda yaptığı faaliyetler rastgele değil, kasten yapılan faaliyetlerdir. Kabul gören objektif standartlara göre, Amerika Dış İşleri Bakanlığı, Türkiye’yi teröre destek veren ülke olarak ilan etmelidir. Bundan sonra Türkiye ile ortaklığı devam ettirmek ise tehlikeli.”

Michael Rubin ABD Donanma Akademisi Öğretim Üyesi/ The Washington Times

  • “Ne olursa olsun, Amerika’nın Türkiye ile ittifakı, stratejik açıdan, hayal olmaya başladı. Amerikan politika yapıcıları bu duruma göre planlama yapmaları ve tavır almaları gerekiyor. Erdoğan’ın şımartılması ancak Türkiye’nin çöküşünü hızlandırır. Milyonlarca Türk ve Kürt onlara güvenliği ve özgürlüğü sağlayabilecek cumhuriyet ile yönetilen bir hükümet istiyor. Amerika, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı “Acı Aşkı” yaşarken, bu sivil demokratik güçlerle ittifak içinde olması gerekir ve cumhuriyetin yeniden yapılanmasının gerekliliğini açıkça belirtmelidir.”

Eric Brown Hudson Enstitüsü üst düzey üyesi  / The Washington Times

  • “Türkiye hala demokrasinin, kişisel özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün korunması için NATO çatısı altında üstüne düşen görevi yapabilir mi?  Maalesef Türkiye’de hukukun üstünlüğü çöktü. İtibarlı uzmanlar Erdoğan’ın niyetini tamamen bozduğunu ve kendi şahsi çıkarlarını ülkenin ve NATO’nun güvenliğini ilgilendiren çıkarlarından üstün tuttuğunu söylüyor. Türk-İran kökenli bir iş adamını kullanarak İran’a uygulanan yaptırımları ihlal edip İran ve Türkiye arasında çok büyük miktarlarda para transferleri yapması ve Suriye’deki terörist örgütlere yaptığı yasadışı yardımların belgelenmesi bu durumu örnekliyor.  NATO birliği Türk halkını da işin içine katarak şu üç şeyi yapmalıdır:   İlk olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı terörizmi destekten, Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanma yolu açılmalıdır.  İkinci olarak Batı, Türkiye’deki NATO güçlerini geri çekmeli ve diğer ülkelere hassas silahlar konuşlanmalıdır.  Üçüncü olarak Türkiye’nin güçlü adam hükümetine karşı tavizsiz sevda politikası uygulanmalıdır. Ticari yaptırımlar da düşünülebilir.  Ama Washington ancak Cumhuriyet yasalarıyla istikrarın geleceğine inanan Türkiye’deki Türk, Kürt, Müslüman, Müslüman olmayan tüm kitlelere ulaşmalıdır”

Robert “ Bud” McFarlane, Eski Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı/ The Washington Times

  • “Türkiye’deki mevcut hükümet, baskın bir şekilde İslamcı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami inançlarında gün geçtikçe daha da agresifleşiyor. Bu durumdan ciddi şekilde endişe duymamız için bazı nedenler var: İlk olarak Türk hükümeti istikrarlı bir şekilde Orta Doğu’daki radikal İslamcı teröristlere desteğini gittikçe artırıyor. Geçmişte Orta Doğu’nun en güçlü ve gelişmiş çoğulcu parti sistemine sahip olan Türk demokrasisi, diktatörlüğe doğru kayıyor. Erdoğan sadece kişilik kültü oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda tüm yetkilerin kendisinde toplanacağı merkezi bir devlet oluşturmak istiyor.  İkinci olarak Türk hükümeti 2016 yılına kadar kendi topraklarında radikal İslamcı teröristlerin barınmasına yıllarca göz yumdu, ta ki IŞİD kendi topraklarında kanlı saldırılar düzenlemeye başlayana kadar.  Türkler bugüne kadar, Amerika’nın en iyi müttefik dostlarından biri olmuştur. NATO birliği için de vazgeçilmez öneme sahiptir.  Türk halkına şans dilemeli ve bu karmaşık dönemde onlar için elimizden geleni yapmalıyız. Amerika, Türk halkının bu durumu başarıyla atlatması için elinden ne geliyorsa yapmalıdır.”

Dana Rohrabacher Temsilciler Meclisi Üyesi / The Washington Times

Bu türden yazı ve yazarları çoğaltabiliriz. Ama derdimizi anlatmaya yetecek kadar, bazı yazarlardan kısa alıntılar yaptım.  Bu insanlar, kendi alanlarında saygın ve tespitleri uluslar arası politika yapıcı çevrelerde ciddiye alınan insanlardır. The Washington Times, Amerika Birleşik Devletleri’nde, öyle çok okunan yayınlardan değildir. Ama çok etkili bir politik alanı olan yayındır. Bundan altı yedi sene önce, yine aynı yazarlardan ve aynı gazetelerde, bugünkünün tamamen zıt yönde, övücü yazılar yazılıyordu. Politika ile uğraşanlar bilirler, bu türden yazılar çıkmaya başlamışsa; o iktidar, ağzıyla kuş tutsa bile iş işten geçmiştir: Gidecektir. Ama yukarda alıntıladığım türden yazılar yazılmışsa; o zaman işin rengi değişmiş, gidişin biçimi ve yöntemi de değişmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.