banner179

İzmir'den, cezaevine, Suriye'ye, Malatya'ya 17'lerinden 54 yaşlarına
Musa Erdal(Settar)'ın öyküsü:

Mahpuslara sıkıştırılamayan, firari özgürlüklerin gerillası, uzun yılların sürgünü, enternasyonalist bir sosyalist olan, devrimci bir yol arkadaşımızı daha yıldızlara uğurluyoruz. Bizim kuşağın 17-20'li yaşlarda yüklendiği ağır sorumluluk ve iktidarların, darbelerin bizlere ödettiği bedellerin özel bir örneğidir Settar.

Yeni genç kuşak, çocuklarımız, resmi tarihle değil, daha çok, bizim kuşağın anlatımlarıyla, yaşamdaki tutum alışıyla öğrendi geçmişi.
Kızım Ezgi Küreci'nin anlatımıyla Settar'a veda ve bir dönemin izleri...



İzmir’in Tire ilçesinde, Ayaklıkırı köyünde gözlerini açtı ve İzmir mahallerinde en önde mücadeleyi sırtladı liseli Musa... Cezaevi, Suriye, Karadeniz Dağları, Adıyaman, Malatya, Hamburg ile devam etti YOLCU'luğu.

Küçük tatlı sataşmalarıyla, şakalaşmalarıyla, desteğiyle, Hamburg sokaklarında birlikte yürüdüğümüz aile dostu, dostum oldu ben çocukken. Kırdaki adıyla, Settar olarak tanıdım Hamburg'da, devrimci, dayanışmacı duygularla örülü dost çemberinin içinde. Ve her aklıma gelişinde bir gülümseme yerleşti yüzüme.

Bir arkadaş babamdan bahsederken " Çağımızın en pis iki hastalığına karşı mücadele etti:
Bir: Kapitalizm,
İki: Kanser" demişti.

Bu yıl öğrendim ki Settar da mücadeleye başlamış kanserle. Benden saklamışlar başlarda, üzülmeyeyim diye...Öğrenince ziyarete Hamburg'a gideyim diye başladım yeniden pasaport ve vize başvurularına, ama o benden erken davrandı.

İdamla yargılandığı davası 30 yıl sonra zaman aşımına uğradı ve memlekete döndü hasta haliyle. Gözleri gülüyordu her zamanki gibi.

Moral olmaya, özlem gidermeye gittim yanına; çıkan kamburumu hafifletti, sırtımı dikleştirdi.

Süreç değerlendirdik, hararetle tartışmalara başladık. Cizre, Sur, Nusaybin, Hamburg’daki Haziran Hareketi,meclisleşme, AKP dönemi, seçimler... 8 yıl önceki gibi kel kafasına saçlarımı sarkıttım, fotoğraf çekildik

30 yıl sonra hevesle kokoreç yedi; bol kimyon, maydanoz ve soğan koydurttu ısrarla içine. "30 yıl önce böyle yiyorduk kokoreci" diye tekrarlaya tekrarlaya. Güldük, eğlendik, sarıldık. Deniz kenarında yürüdük ağır ağır, güneş batmıştı. Yıllar önce yıldızlara uğurlanan liseli arkadaşı, yoldaşı Mine Bademci'nin mezarına gittik, ağladık. Bedeninden 32 kurşun çıkan cuntanın ilk katlettiği kadın devrimcinin mezarına çiçekler ekti kızı Ayça ile. Ve yıllar sonra sessizce vedalaştı Mine'yle.

Yer yer nefesi kesildi ama iyiydi, koşmuyordu ama yürüyordu, hararetle süreci tartışıyordu işte...

Kızlarıyla, Türkiye'deki dostlarıyla tanıştım. Babamdan bana kalan güzel insan, başka güzel insanları kattı hayatıma.

Tedavisi devam ediyordu, tekrar gitti geldi Almanya'ya. İki oldu, üç oldu. Her gelişinde ağzından cümleler koparmaya çalıştım hayatına dair. Söz verdi, babamların başlattığı sözlü tarih çalışması için röportaj çekecektim onla. Aslan Settar hevesli değildir anlatmaya ama tarihi avcılara bırakmayacaktık. Aslanlar anlatmaya devam edecekti.

Ne olur ne olmaz diye akşamları not ettim anlattıklarını, hayatının bir kısmını... Tarihte ne eylem yapmıştı da idam ile yargılanıyordu ki? "Özsavunmaydı" diye anlattı o zamanki eylemini.

Cuntanın kaçak günlerinde Ege'deki tatil beldelerinin neredeyse tamamını görmüş. Ama yolu Urla'ya ilk defa düşüyordu. "Almanya'da herşey fazlasıyla düzen içerisinde" diyor, Urla'da kent yapısının bozulmayışından beğeniyle söz ediyorduk. Kızı Ayça'nın dallarından topladığı böğürtlen, ayva doğal besin ne bulursa "Hadi baba, hadi baba" diye yedirmesiyle devam etti günlerimiz Urla'da.

Henüz 18’ine girmeden cezaevine girmiş. Cezaevi öncesinde işkenceli sorgular tabi... Şimdiki karanlık dönem gibi.

 Önceleri Manisa, Ordu, Denizli, Diyarbakır, İstanbul İl Emniyet(!) Müdürü, sonraları ulaştırma bakanı olan Necdet Menzir işkencecisiymiş. Direnen Musa ile başa çıkamayan İl Emniyet(!) Müdürü, faşist işkenceci kafasını ısırmış işkencede. Saçsızdı ve kafatasındaki diş izleri görünürdü.

Cezaevindeki 40.günününde 18 yaşına basmış. Tutamamışlar zindanda Musa'yı, firar etmiş. Gittiği her cezaevinde birini şişleyen bir dayı yeğeninin kimliğini vermiş 18'indeki Musa'ya; açık görüş günü firar etmiş Musa o demir parmaklıkların ardından. Sonraki kaçak günlerinde (nasıl edindiyse) her kapıyı açan sarı anahtarlar ile boş evlerde kalmış; çöp konteynerları yatağı olmuş zaman zaman.

1982'de Suriye'de kır gerilla birliğine katılmış, Settar olmuş adı. Kahvaltı soframıza zahter(kekik, sumak, dövülmüş leblebi karışımı) gelmesiyle, Suriye ve zahter anekdotunu düştüm defterime. Suriye’de kalmaya gittikleri evlerde zahter çıkarılıyormuş sofraya ana yemek olarak. Bir defasında zahteri ilk defa yiyecek bir arkadaşları zeytinyağına banmamış da az daha boğuluyormuş. Gülerek o günleri anlattı o zaman kırdakilerin en genci Settar, sonraları da hep gençlik dolu benim/bizim dostum-uz...

"Neden kır'ı dağıttınız?" dedim. Onlara sorulmamış... O dönem büyük bir toplantı yapacaklarmış. Bütün kırdaki arkadaşlar toplanacak, değerlendirme yapacak, ne yapacaklarını tartışacaklarmış. Ama "bize sorulmadı. 'Merkezden karar geldi, dağılıyoruz' dediler" diye anlattı süreci. "Dağılmayı isteyen de vardı ama o toplantının yapılmasını bekleseydik böyle olmazdı bence" diye ekledi uzun bakışlarımdan sonra.

Kırdan en son dönen ekipteymiş. Bayık ve Kalkan Karadeniz’deymiş o sıralar. “Karadeniz dağlarında (Devrimci Yolcuların) iletişimlerimiz kuvvetli, güzergahlarımız çoktu” dedi. Bu nedenle Bayık ve Kalkan’a haber götürmeyi bizim Yolcu Settarlar üstlenmiş.Dağlara veda etmeden önce son ekip olarak kış soğuğunda aylarca dağlarda kalmışlar. Buldular mı diye heyecanla sordum. Bulamamışlar...

Bu arada uykuya da çok düşkün Suriye'de... Uykuya düşkün olduğunu duyunca şaşırdım açıkçası, çünkü ben onu hep gün aydınlanmadan ayaklanmasıyla biliyorum.

Üçüncü gelişiydi Türkiye'ye. Yine gittim yanına. Yoğun bakıma alındı, sonra yine kendine geldi. İyi değildi bu defa, ama bazen iyi de oluyordu işte. İki haftadır gidiyorum yanına. İlk hafta ayağa kalkacak Almanya'ya yollayacağız diye bir inancım vardı. İkinci haftaysa bu süreç daha uzar böyle, Türkiye'de bir süre daha yoğun bakımda kalır, zaman zaman görmeye devam ederiz diye düşündüm.

Babamın hastaneye kaldırıldığını söyledikleri zaman yerleşti aklıma yeniden. "Durumu kötü" dediklerinde inanmayışım, Almanya'ya gittiğimde makinalara bağlı gördüğüm an, vedalaşmamız için ilaç verip uyandırmaya çalışacaklarını söylemeleri, uyanamayışı, vedalaşamayışımız...

Metin Küreci, Musa Erdal (Settar)

Settar ve babam akşamları Sternschanze’de buluşurdu. Babam yürümekte zorlandığı zamanlar “ihtiyar turu” diye adlandırdıkları kısa güzergahlarında, gücü olduğu zamanlarsa “ genç turu” diye tanımladıkları uzun güzergahlarında tur atar; Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirirlerdi. İşgal ev Rota Flora’yı savunmak için birlikte yürüyüşlere gittiler, gaz yediler.
Babam ve Settar’ın anıları yoğun bir şekilde dönüp durmaya başladı beynimin içinde. Babam uyanmamıştı ama Settar uyanıyordu, konuşuyorduk. Bir kol saati ve takvim istedi yoğun bakımdayken. Bütün hastanede takvim aradım, bulduk da. Kontrolcü Settar'ın yatağının önüne koyduk takvimle saati...

Ama olmadı. Direndi, çok direndi ama gücü bu kadar yetti. Yıldızlar yoldaşı artık.

Kendinden önce yolculadığımız devrimcilere nükteli bir selam iletir biliyorum. Şimdiden eksikliğini hissettiğim Settar, uğurlar olsun sana...

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.