Bu gün 5 Haziran Dünya Çevre günü. Bu günde tüm dünya da çevre sorunlarına dikkat çekilecek. Keşke diğer günler gibi kutlama yapabilseydik bu günde. Ben 5 Haziran Çevre Günü dolayısıyla dünyada ki tüm doğa ve insan dostu yaşam savunucusu güzel insanları yaşanan onca çevre sorunu için güç birliği yapmaya birlikte mücadeleye çağırıyorum. Gün ağlama günü değil birlikte mücadele etme günüdür.

Ben Tarım Bakanlığındaki görevim dolayısıyla ülkemizin bir çok bölgesinde çalıştım ve binlerce köye gittim. Dağların tepelerin hikayelerini dinlemişimdir çoğu kez.

“İşte şu gördüğün şu dağ çırılçıplak kel bir dağ değilmiş eskiden çok sık ormanmış ; öyle ki sincaplar daldan dala ormanda yol alırlarmış hiç yere inmeden.” Demişti bir köylü bir gün büyük bir sıradağı göstererek .

Ben Elbistan’da doğdum 15 yaşına kadar da orada yaşadım. Elbistan Şardağı’nın eteklerine kurulmuştur. Çocukken bu dağa bakar bakar çok kafa yorar; ve babama sorular sorardım. Babama bir gün “ baba bu ne kadar büyük bir taş “demiştim. Babam gülmüş: “ kızım o taş değil dağ denir ona; eskiden ormanlıkmış orası binlerce börtü böcek, hayvan, çiçek , dağ çayı ada çayı hep birlikte mutlu mesut yaşarlarmış. İnsanlar ağaçları kese kese bu hale getirmişler böyle taş olmuş” demişti. İşe ben zamanla büyüdükçe evimizin balkonundan Şardağına baka baka düşüne düşüne sonunda dünyanın en büyük düşmanının yine insan olduğunu anlamıştım.

Dünyadaki bütün canlılar için en büyük tehdit insandan geliyor ne yazık ki. Doğa “ekolojik döngüsünü” devam ettirmek için hep savaş veriyor insanla. Ama yine ne yazık ki “ekolojik denge” dünya da bir çok yerde geri dönüşümsüz kırılmış durumda.

Doğa ve insan dostu yaşam savunucusu güzel insanlar; her şeye rağmen sevgili doğa için mücadele vermeye devam ediyorlar ve tek bir ağaç kalıncaya kadar da bu mücadelemiz devam edecektir.

Son günlerde kamuoyunda defalarca komisyona gelip geri dönen zeytincilik yasa tasarısı konuşuluyor. Bu yasa tasarısı komisyonda görüşülüp karara bağlandı ve bu hafta genel kurulda görüşülecekmiş.

Bu kanun tasarısı komisyondan geçen haliyle genel kuruldan da geçip yasallaşırsa ülkemizde zeytincilik tamamen biter. Sadece özel bahçelerin peyzajında kullanılır. ( bu villa ve malikaneler vs.çok yaygın) Bunun da hiçbir ekonomik değeri yoktur.

Zeytin nasıl olsa çok kesmekle tükenmez; çevreciler vs. bu yasaya muhalif olanlar sanayinin gelişmesini engelliyor büyümeyi sekteye uğratıyor diye bir algı oluşturuluyor toplumda.

Öncelikle büyüme nedir ki ? Sanayinin gelişmesi nedir? Ben bir emekli olarak ülkemizin hızla büyümesine rağmen ben hep küçülüyorum nedense. Çünkü her geçen gün alım gücüm düşüyor .Ayrıca asıl sorun ekonomik yönden büyürken kaynaklar bakımından küçülmek gelecekte çok yaşamsal sorunlara sebep olur. Örneğin yaşamsal bir yağ olan zeytinyağı zeytin varlığının yok olması nedeniyle tükenir. Alternatifi yoktur zeytin bitkisinin. Su olmazsa ayçiçeği ve mısır yetişmez. Yani gelecekte yağ çıkaracak bitki kalmayabilir. Ama zeytinler yok olmazlar. Onlar susuz yetiştikleri ve çok çok dayanıklı bir ağaç olup binlerce yıl yaşadıklarından dolayı gelecekte yaşamın teminatıdır.

Diğer konu zeytin çok nasıl olsa kesmekle tükenmez söylemi.

Geçen hafta sonu Antalya Finike’de mermer ocaklarına karşı mücadele ettikleri için öldürülen öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti için ülkemizin bir çok yerinden gelen Doğa ve insan dostu yaşam savunucuları buluştuk. O bölgede yaptığımız incelemede gördük ki mermer ocakları plansız ve vahşice ağaç katliamı yaparak hızla çoğalıyor.

İşte o dağlar da mermer ocakları tarafından rant uğruna yok edilerek bizim Şardağı gibi kel ve taş yığını olacaklar bir gün. Çünkü sedir ve kızılçam ağaçlarının katliamı büyük bir hızla devam ediyor bölgede. Zira bölgenin mermer rezervi çok büyük. Çok büyük rant var o bölge de.

Yani ağaçlar kese kese biter. Bir kaç taneyle bir şey olmaz mantığı çok yanlıştır. Zeytinlerde zamanla kese kese tamamen bitebilir. Nesli yok olabilir.

Ülkemizde zeytin tarımı ağırlıklı olarak kıyı Ege, Akdeniz, Marmara bölgelerinde yapılıyor. Gaziantep, Maraş, Siirt, Mardin Diyarbakır’ın ılıman bölgelerinde de zeytin tarımı az da olsa yapılıyor.

Ülkemizde özellikle büyük kentlerin çok olduğu kıyı bölgelere yoğun bir göç var. Çünkü köylülük yani tarım ve hayvancılık bitirildiği ve terör yada savaş (ne derseniz fark etmez sonuç olarak aynı sonucu doğuruyor) dolayısıyla binlerce köy boşaltıldığı için yığınlar halinde göçler devam ediyor ve kentler çok büyük bir hızla büyüyor. Bu da konutta büyük bir ranta sebep oluyor. Dolayısıyla zeytinciliğin en çok yapıldığı bu bölgelerde mevcut yasa pratikte hiç karşılığını bulamadığı için çok fazla zeytin ağacı kesilerek konut yapımı vahşice hızla devam ediyor.

Örneğin Urla bölgesi başta olmak üzere bütün Yarımada ( Urla Seferihisar, Çeşme Karaburun) da böyle bir durum yaşanıyor.

Ben Urla’da beş yıl çalıştım. O bölgenin dağını taşını çok iyi bilirim ne kadar zeytinlik var istatistiklerini yapmıştım “istatistik şubesi” sorumlusuyken. Urla’da vahşi bir yapılaşma ile binlerce zeytinin kesildiğinin tanığıyım. Türkiye’nin her bölgesinden özelliklede İstanbul’dan çok göç alıyor Urla. Ve hala almaya devam ediyor. Urla İstanbullu zenginlerin yeni gözdesi oldu günümüzde. Özel çiftlikleri ( hobi vs.) ve malikaneleriyle tam bir rant merkezi oldu.

Oysa Urla’da bin yıllardır zeytin yetiştiriciliği yapılmış. Urla’da tarihi Klazomenai antik kentinde M.Ö 6. Yüzyıldan kalma Arkait döneme ait bir zeytinyağı işliği( zeytinyağı üretim tesisi) var. Dileyenler burayı ziyaret edebilirler.

Binlerce yıldır Urla bölgesinde süreklilik göstererek bu günlere kadar gelen doğanın mucizesi ve insanlara en büyük armağanı zeytin ağaçları bizim yüzyılda bitirilerek ekolojik dengenin bir halkası burada kırılabilir. Kırılabilir diyorum çünkü son on beş yılda Urla’da çok fazla büyük ağaç ses izce kesildi .Dağ taş ev oldu. Bu durumda zeytincilik tamamen bitebilir bu bölge de . Çünkü rant çok büyük. Arazi fiyatları çok uçuk rakamlar. Ve arazi sahipleri de zeytinlikleri satıp zeytin tarımını bitiriyorlar. Bu yazıyı okuyanlar ne yapsınlar mecburlar diyebilir. İşte o zaman Ülkemizin iyi tarım politikalarının olmaması ; yani tarımın desteklenmemesi ve hiç bir ekonomik değerinin kalmaması , köylülüğün bitirilmesi gündeme geliyor. Buna da Tarım bakanlığının yanlış politikaları sebep oluyor.

Soruyorum acaba mevcut zeytincilik yasasıyla kaç tane soruşturma açılıp cezalar verilmiştir Urla’da .

Ben Urla’da çalıştığım dönemde çok büyük bir site yapılırken ( yaklaşık 150 dekarlık zeytinlik bir alan) gelen şikayet üzerine ben ve arkadaşım tutanak tutmamıza rağmen hiçbir sonuç alamadığımızı üzülerek anımsıyorum.

Kısacası mevcut yasa bu güne kadar hiç etkili olmayıp kanun ve yönetmenlikler pratik hayatta karşılığını bulmadığı için özellikle kıyı bölgelerde binlerce zeytin gizlice tek tek kesilerek yerlerine konutlar yapıldı. Ve halen büyük bir hızla yapılaşma devam ediyor. Tarım alanları yol oldu.

Yasaların pratik hayatta karşılığını bulmaması durumu çok önemli. Örneğin Tarım Bakanlığın da ve çevre bakanlığı gibi başka bir çok bakanlık da kağıt üzerinde bütün kanunlar yönetmenlikler mevzuatlar inci gibi dizilidir. Sanırsınız ki çok gelişmiş bir ülkede yaşıyorsunuz her şey dört dörtlük. Oysa pratik hayatta uygulamada durum değişiyor. Ben bunu çok gözlemledim; çalışırken de çok yaşadım.

Şimdi gelelim komisyonda geçerek genel kurulda görüşülecek olan zeytincilik yasa tasarısına.

Birincisi zeytin kesenlere verilecek para cezası ikiye katlanmış. İki bin liraymış dört bin lira olmuş. Bu hiç yeterli değil.

Çünkü düşünün 100 konutluk bir site yapılıyor. Konutların tanesi en az 800-900 bin liradan satılıyor. Ve burada zeytin kesildiği tespit ediliyor ve siz ağaç başına dört bin lira ceza veriyorsunuz oda soruşturma açılıp kanun uygulanabilirse. Bu nasıl bir komedidir. Eğer soruşturma açılırsa (ki bu mümkün olmuyor ben 5 yıl boyunca hiç tanık olmadım ) ve ceza verilirse şirket bu komik cezayı öder işine devam eder.

İkincisi toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz diyor tasarıda bu yeni eklenmiş. Bu çok iyi bir gelişme gibi bir algı yaratıldı toplumda. Toz ve duman çıkarsa ne olacak? Elbistan termik santralinin atıkları kocaman bir kenti öldürdü. Bizim atıklara karşı yaptırımız bu kadardır işte. Yine aynı konu. Uygulanmayan kanunlar yönetmenlikler.

Üçüncüsü alternatif alan bulunamaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir. Bakanlık bu yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebilir. Bu bölüm çok önemlidir. Vahşi madenciliğin önünü açacak ve zeytin popülasyonunu tamamen bitirecek bir maddedir bu. Çünkü:

Kamu yararı çok geniş ucu açık bir kavramdır. Bir çok şeyi buna dahil edebilirsiniz. Örneğin bir maden işletmesine çıkardığı madenleri kamu kullandığı için kamu yararı olarak görüp yatırım yapması için kurul karar verebilir. Yine Bir maden işletmesi civar köylerdeki insanlara iş sahası açacağı için de bunda kamu yararı görülüp yine yatırım yapması kurul karar verilebilir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Dördüncüsü yetkinin kurul kararıyla sadece Tarım bakanlığında olması ve yetkisini Valiliğe devredebiliyor olması da çok sıkıntılı. Çünkü asıl nokta olan kurulun üyeleri çok sıkıntılı.

Mevcut yasadaki kurul üyelerine ilaveten kurula o ildeki ticaret borsası yoksa , ticaret ve sanayi odası veya ( bu veya sözcüğü çok önemli ) ticaret odası ve zeytinyağı ihracatçılar birliği diyor tasarı.

Şimdi şu küçük veya sözcüğüne bakalım. Niye mi? Şöyle. Bu durumda zeytinyağı ihracatçıları birliği bu kurula hiç dahil olamaz .Çünkü her ilde veya dan önceki STK lar ( ticaret borsası, ve ticaret ve sanayi odası) hazır edilir. Zeytinyağı ihracatçılar birliğinin hiçbir hükmü olmaz. Kurulda yer almaz.

Evet kurul çok çok sıkıntılı . 6 kişinin oyuyla karar alınıyor. Kurul üyelerinin sivil toplum ayağı sadece sanayi ve ticaret kollarından oluşuyor. Bir tane bile zeytin üreticilerini ve küçük çiftçileri temsil eden örgüt yok.

Bu yasa tasarısı görüldüğü gibi zeytinciliğin bitirilmesine neden olacaktır. Çünkü zeytinlik alanlarda Urla örneğinde olduğu gibi zaten konut yapılarak yapılaşma sağlanıyordu. Şimdi yasal olarak yapılaşmanın önü açılacak. Kıyı bölgelerinin doğal bitki örtüsü delice zeytinler ve diğer zeytinlikler böylece maden ocaklarıyla talan edilebilecek o dağlar tepeler kelleşecek birer ucubeye dönüşebilecektir.

Zeytinciliğin bitirilmesi sosyolojik açıdan çok önemlidir. Çünkü milyonlarca insan zeytincilikle karnını doyurup ekonomik olarak yaşamını sürdürüyor. Zeytinlik alanların kamu yararına devlet tarafından kamulaştırması da gündeme geleceği için köylülerin topraksız kalması olasıdır. Bu köylülüğün iyice bitirilmesine neden olacak , işsizliğe yoksulluğa ve açlığa sebep olacaktır. Yığınların kente göçü hızlanacaktır.

Gelecekte gıda sorunu yaşandığında doğanın mucizesi ve doğanın insanlara en büyük armağanı zeytinler imdada da yetişecektir. Çünkü zeytin ve yağı katıktır ilaçtır. Ege insanı bir parça ekmek ve zeytinyağlı otla yüzyıllardır karnını doyurup sağlıklı yaşamıştır.

Zeytin ağacı binyıllarca yaşayan bütün kutsal kitaplarda yer alan bir ağaçtır.

Ben zeytini Ege bölgesinde tanıdım. Onu tanıdıkça da aşık oldum. Bir kişi insanlık için bu kadar çok faydası olan insanlardan sadece sevgi isteyen başka hiçbir şey istemeyen bir ağaca nasıl aşık olmaz ki. İçinde birazcık sevgi kırıntısı olan bu mucize ağaca kıyamaz. Onu yok edemez. Vahşice katledemez. Onun neslini bitirerek kıyım yapamaz .Ama paraya aşık olan birisi her şeyi yapar. Önce zeytine kıyar sonra da insana kıyar. Bunlar bir bütündür. Birbirini tamamlar. Bütün mesele birkaç zeytin değildir. Doğaya ve insana olan sevgi ve saygıdır. Doğanın da yaşam hakkı olduğunu görebilmektir.

Elbette kentler büyüdüğü için yapılaşma olacaktır. Sanayi yatırımları yapılacaktır. Biz doğa ve insan dostu yaşam savunucuları bütün bunlara özellikle toplumda yaratılmaya çalışılan yanlış algıda olduğu gibi karşı değiliz. Biz doğaya saygılı ve onunla uyumlu, onu yok etmeyen; sürdürülebilir ve ekolojik yapıyı bozmayan insanlara ve bütün diğer canlılara saygı duyulan bir yaşam istiyoruz.. Bunun için mücadele ediyoruz.

Bizim istediğimiz mevcut yasanın daha da iyileştirilmesi ve zeytinciliğin daha da geliştirilmesi yönünde düzenlemeler yapılmasıdır. Örneğin zeytinyağı tüketimini artıracak çalışmalar yapılması. Dolayısıyla böylece insanların sağlıklı gıdaya ulaşmalarının sağlanması gibi.

Zeytinyağına pirim verilerek diğer zeytinyağına pirim veren ülkelerle rekabet etme olanağının sağlanması ve böylece zeytin tarımı yapan çiftçilerin ekonomik yönden desteklenmesi gibi .

Kötü tarım politikalarıyla tamamen tarımı ve köylülüğü bitirecek olan doğrudan gelir desteği yerine pratikte yetiştirilen ürüne destek vermek. Yani zeytin üreticilerine destek vermek gibi. Bu desteklere bir çok örnek verebiliriz. Örneğin zeytin silkme makinası. zeytincilikte en çok gider zeytin toplamaya gider çünkü.

Doğa da hiç bir canlı önemsiz, değersiz ve gereksiz değildir. Küçücük bir uğurböceğinin bir karıncanın bile ekolojik döngü içerisinde çok büyük bir önemi vardır.

İşte zeytin ağaçları bu anlamda doğada ana unsurlardandır. Çünkü yaşamın sürekliliğini sağlamışlardır binlerce yıldır. Bundan sonra da yaşamın var olmasında büyük bir işlevleri vardır. Onlar sıradan üç beş yıllık meyva ağaçları değildir. Binlerce yıl yaşayan mucizevi bilge ağaçlardır.

Dolayısıyla dünyada yaşayan bütün insanların gelecekte yaşamın sürdürülebilmesi için zeytinlere sahip çıkarak neslini azaltmak yerine çoğaltması gerekir. Zeytinleri insanlar hep gelecek kuşaklar için dikmişlerdir. Bu döngü böyle devam etmiştir .Biz zeytin dikmek yerine yüz yıllık bin yıllık ağaçları kesersek bu döngüyü bozuyoruz. Bunu yapmaya hakkımız yok. Bu insanlık suçudur. Çünkü bizim insan olma sorumluluğumuz gelecek nesillere yaşanılır bir dünya bırakmaktır.

Dolayısıyla hep birlikte güç birliği yaparak komisyondan geçen zeytincilik yasa tasarısının genel kurulda yasallaşmasına dur diyelim. Genel kuruldan geçmesine kesinlikle engel olalım. Metni iyice incelediğimizde bunun zeytinciliği zaman içerisinde tamamen bitirebileceğini açıkça görebiliriz.

Peki neler yapılabilir? Yapacak çok şey var bu yasa tasarısının yasallaşmasını engellemek için. Herkes bir fikir üretebilir. Bu hafta görüşülecek olan tasarıyı önlemek için en önemli etki kamuoyu baskısıdır. Bu baskıyı oluşturmak ta bir insan hakkıdır. Kesinlikle suç değildir. Çünkü bir toplumun yaşamsal bir besin kaynağının durumu ( zeytinlikler) tehlikeye giriyorsa tepki göstermesi en doğal hakkıdır.

Sözlerimi KHK kararıyla bir gecede işinden atılan Ege Üniversitesi Felsefe bölümü öğretim görevlisi sevgili Pof.Dr.Zerrin Kurtoğlu Şahin’in bir sözüyle bitiriyorum.” Ses sizsiniz; ses verin”

5 Haziran Dünya Çevre Gününde sevgili zeytinlerimiz için haydi dayanışmaya…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.