''Danimarka'da şiddete uğrayan seks işçilerine dikkat çekmek ve bu konuda önlem almak için bir ambulans 'güvenli seks alanına’ dönüştürüldü. Bir girişimci fikri olan projeyle, seks işçilerine müşterileriyle güvenli bir ortamda buluşma imkanı tanınıyor. Ambulansa, ‘Sekselans' adı verildi. İstatistiklere göre, Danimarka'da genelevde çalışmayan seks işçilerinin yüzde 45'i şiddete maruz kalıyor ya da tehdit ediliyor.''

Yukarıdaki haberin kaynağı 3 gün önceki Cumhuriyet Gazetesi*. Benzer haber The Guardian’da da yer almıştı.**

Şimdi bu uçuk habere bakıp ‘’ne alakası var seks, ambulans, Danimarka ve biz?’’ diyeceksiniz. Samimiyetle söyleyeyim ‘en eski meslek’ denilse de- ’bir kadının parayla seks yapmasına ya da ‘’sektör ‘’ olarak var olmasına şiddetle karşıyım. Ama eğer onaylamasak ta bir gerçek varsa yok sayamayız. Bu hizmeti alan toplumdaki ‘’sayın’’ erkeklerimizin değil, hizmeti veren ‘’çalışanların’’ görmezden gelinmeyip korunması değerli bir yaklaşım. İnsanlık adına güzel bir adım daha.

Güvenli seks ambulansı haberini okurken, bir TV kanalının ana haberinde fizik tedavi görmesi gereken hastalara kamu hastanelerinde aylar sonraya randevu verilmesi konuşuluyor ve hastalar yakınıyordu. ‘’Bu bel ağrısıyla 6 ay beklenir mi? Mecburen özel hastaneye gittik. …..TL Fark ödedik.’’. Bakan ise ‘’büyük şehirlerde doktor açığımız var. Randevular bu nedenle ileri tarihe veriliyor’’. (Bu arada yine ek bilgi: Örneğin İstanbul’da bilinen bir kamu hastanesine birkaç adım ötedeki özel  hastanede fizik tedavi bölümü kampanya afişlerini asmış, ek fark ödemesiyle boş sayılabilecek fizik tedavi kliniğine hasta çekmeye çalışıyordu).

Doktor sayısı yetersizse neden bu kadar müsrif kullanılıyorlar. İki adım öteyle birisi oturup, diğeri iş yükü altında hastaya hizmet yetiştiremiyor? Öyleyse devasa şehir hastaneleri nasıl çalıştırılacak? Yeterince işletilemezse Osmangazi köprüsü gibi kullanılmayan hizmet için, bir de üzerine vergilerimizden özel firmalara paramızı mı aktaracağız?

Ayrıca hastane hizmeti sadece doktor değil. Örneğin fizik tedaviyi uygulayan genelde teknikerlerdir. Donanım, cihaz sayısı da önemli. Ayrıca her gün, fizik tedavi seansı için, beli boynu tutulmuş olarak metrobüs, otobüsle hastaneye gelip; çıkışta yine soğuk, ter, rüzgar, tutulmak var…..diye düşüncelere daldım.

Sonra önümde bilgisayardaki seks ambulansına baktım. Şiddeti engellemek için bu basit yaratıcılık karşısında  hayal kurmak bedava:

Bu ambulans gibi bir araç dizayn etsek. Ama içine seks için yatak  yerine bir  basit muayene yatağı koysak. Basit taşınabilir fizik tedavi donanımlarından en yaygın kullanılan bir-ikisini yerleştirsek. İçine de tatlı dilli güler yüzlü becerikli bir fizik tedavi rehabilitasyon teknikerini yerleştirsek. Bu araç elindeki listeye göre hastaların yoğunlaştığı semte gitse. Evinizin yakınında bu aracın durduğunu ve tedavi seansını burada aldığınızı hayal edin. Hele kısmi felçli hastası ve araç sıkıntısı olanlar..vs vs.

Çok mu zor sizce? ‘’Hadi canım’’ mı diyorsunuz? Seks işçilerin gördüğü şiddet ile ilgilenmek ve önlem almak ülkemizin ilgisinin ve sorunlarının çok uzağında gibi mi duruyor? Bizim ‘Osmanlı torunları’ olarak  El Bab, Ortadoğu gibi büyük sorunlarımız dururken; hepimizi büyük fedakarlıklar beklerken; dış düşmanlar hep bizi faka bastırıp, yolsuzluk, rüşvet suçlamaları ortaya atarken; şehitlik mertebesine gepegenç evlat vermek annelerin bile mutluluğu olmasına çalışılırken, ‘’ne fizik tedavisi, ne ambulansı’’ mı diyorsunuz? Ben kuvvetle tersini düşünüyorum. Hele şu seks ambulansı haberi zihnimi aydınlattıktan sonra.

Neden mi? Cevabı tek bir soruda yatıyor: Memleketinizin insanı değerli mi? Memleketinizin insanının, hastasının günlük hayattaki dertleri, Danimarka’daki seks işçisinin dertleri kadar ilgiye layık mı? Devletin bekası bu ülkenin insanları için değilse kimin için? Üçüncü ve 4. köprüler, yollar ücretsiz, şıkır şıkır vatandaşın kullanması için mi? Yoksa kullanılamayan köprülerin, yolların bedellerini vergilerimizden birilerine aktarmak için mi?

Hayal edin ki mahallelerde sorunları tartışabileceğiniz ve kararlara katılabileceğiniz parti kimlikleri dışında oluşan mahalle meclisleri ve temsilcilerden oluşan kent meclisleri olsun. Hem de dinleyiciye açık, şeffaf. Siz sağlık ve diğer tüm yaşamınızı etkileyen kararları burada tartışabiliyorsunuz. Örneğin; mahalle meclisinizde sağlık ocağınızın yanına bir fizik rehabilitasyon gezici aygıtı isteği kararı alabiliyorsunuz. Komsu mahallelerle de hemfikirsiniz. Kent meclisine de çokluk oluyorsunuz.  Bu meclislerin Büyük Millet Meclisinde partiler haricinde  bir yeri, ağırlığı hatta oyu olsun. O zaman bir hasta ya da yakını, yatak ve fizik tedavi konusunda  ‘ben bilmem Reis bilir’ diye düşünüp ya da sadece dinleyip alkışlayan muhtarlarla telepati kurup nihai kararı vermesini beklemeyebilir. Bizzat kendisi mahallesinde önerisini tartışacak, ihtiyaca göre değiştirmek için hak ve kararda pay sahibi olacaktır. Ve en önemlisi hiç tanımadığı mahallelisinin derdini dinlemeyi, dayanışmayı yeniden hatırlayacaktır.

  

Biz toplum olarak kendi idaremizi, karar almayı, yetkiyi kendimiz ele almayıp, tümünü bir kişiye bırakmaya HAYIR demedikçe  başkasının seks işçisi kadar değerimiz olamayacak gibi….

*http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/dunya/710764/1/_Seks_Ambulansi___hizmete_basladi.html

**https://www.theguardian.com/world/2016/nov/27/sex-ambulance-helps-save-lives-in-copenhagen

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.