Sanatın alın teri düştü üzerime. Metafor falan değil, gerçek. Bir yağmur damlası kadar gerçek… Hatta iliklerinize kadar ıslanırken, yüzünüze çarpan bir damlanın ruhunuzu ısıtması kadar gerçek. 

Erdal Beşikçioğlu’nun oynadığı Gogol’un “Bir Deli’nin Hatıra Defteri”  isimli oyunu izlemeye gittim geçen gün. Ankara’da kapalı gişe oynanan oyun İstanbul’da ilk kez sahneleniyordu, yer Tatbikat Sahnesi. Doğrusu öyle güle oynaya gitmedim. Zira daha önce ‘Bir Ankara Polisiye’sinin serüvenini takip etmemiş, Müzeyyen’e Derin Bir Tutku beslememiştim. Yani anlayacağınız ortada öyle Behzat Ç. fanatikliği gibi bir durum yoktu. Üstelik oyunu yıllar önce Usta’dan, Genco Erkal’dan izlemiştim.

Büyük bir izdiham arasında salona girdik. İlk dikkatimi çeken dekordu. Ortada bir vinç ve etrafını çevirmiş sandalyeler… İlk sıranın başındaki yerimi alırken bir yandan da dekoru yakından incelemeye başladım. Tam ortaya yerleştirilmiş bir vinç, en üstte vincin sepetine asılı bir çift ayakkabı, bir kova ve bir bacak… O da ne, oyuncu bizden önce gelip tam tepemizde yerini almış bile. Gözlerim sarkan bacakta, bir süre bekledik. Derken ayak ağır ağır yukarı çekildi ve oyun başladı. Tüm ayrıntıları düşünülmüş bir makyajla Popriçin karşımızdaydı ve anlatmaya başladı.

 Kısa süre içinde gözlerim izleyicilerin üzerine kaymaya başladı. Yılların alışkanlığı… Sahnenin gücünü seyirci üzerinden okumak. Salon sahneye kilitlenmiş durumda. Başlar yukarı çevrilmiş dikkatle oyunu takip ediyorlar. Bir ara kuzenime takılıyor gözüm. Hayran ve gururlu bir yüz ifadesiyle izliyor. Gururlu çünkü  buraya gelişimizde katkısı büyük…  Salon hareketlendi. Vincin sert hareketiyle sahneye döndüm. Popriçin’in sıkıcı hayatına müdürün kızı girmişti. Asansörle 4. kata çıkıyordu. Gözlerim adeta sahneye kilitlendi.

Olağanüstü bir performans sergiliyordu Beşikçioğlu, oynamıyor adeta yaşıyordu. Bir yandan aralıksız anlatıyor öte yandan bir akrobat becerisiyle tüm bedenini tehlikenin kucağına atıyordu. Usta bir vinç operatörüydü aynı zamanda. Öyle ki, bir ara beste bile yaptı onunla. Popriçin’den aldığı referansla gerçek bir İspanya Kralı olarak salona hükmediyordu adeta. Neredeyse tek tek göz teması kuruyor seyirciyle ve çekip alıyordu kısa süreliğine Gogol’un paltosunun içine… Ne demişti Dostoyevski “hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık”…

Bir ara vinç tam tepeme demir attı. Kısa süreliğine sistemin paramparça ettiği bir ‘deli’ ile göz göze kaldım. Ter içinde kalmıştı. Ve alnından süzülen bir damla omuzlarıma düştü.

Düşen, sanatın alın teriydi… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.