Sıklıkla bu soruları duymaya başladık. Bir yandan sevindirici; toplumda kendi sağlığını korumaya yönelik bilinç ve hassasiyetin arttığını gösteriyor.  Diğer yandan, her konuda olduğu gibi korunmada da abartıya  kaçınca, gerekli durumlarda hasta ya da bireyi gerekli radyolojik tetkiki yaptırmaya ikna edemiyoruz ve hastalık ilerliyor ya da teşhis konamıyor. İhmal ya da bilinçsiz korku, özellikle konu kanser olunca, üzücü veya geri dönülmez sağlık kayıpları doğuruyor.

Peki, haklı yanları  da olan bu soruna nasıl yaklaşmalıyız?

’’Yaptırdığım mamografi, akciğer grafisi veya tomografi (CT yada BT) ne kadar radyasyon verir? Mamografi ya da tomografi vücuduma ne kadar zarar verir? Bu tetkiki yaptırmam gerekli mi? Bana yararı nedir? Sonuçta risk ve fayda dengesinde hangisi benim için daha fazla? Diğer deyişle attığım taş ürküttüğüm kurbağaya değer mi? Ya da, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan mı oluyorum?

Önce bilgi:

-Radyasyon, dünyanın var oluşundan bu yana bizimle birlikte olan bir enerji/madde. Güneş ışığı, toprak, elektronik cihazlar, evlerin zemini, uçak yolculukları… vb radyasyon kaynağı. Fizik tanımıyla, radyasyonu, enerjinin dalga ve tanecik olarak boşlukta ya da materyal vasıtasıyla yayılması veya iletilmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu durumda kulağımıza yapıştırdığımız ve çok sevdiğimiz cep telefonları dahi manyetik dalga içeriyor.

İyonize edici olmayan (non-iyonizan) diye adlandırılan radyasyonlara gelince; zaten günlük hayatımızın parçası halindeler. Radyo dalgaları, mikrodalga fırınları ve ışık dalgaları gibi diğer iyonize olmayan radyasyonların enerjisi düşüktür ve hücreleri iyonize edemezler. Vücudumuzdaki dokular ile temasında ana etkisi ısınmadır. Bu tür radyasyonun yoğunluğu, aşırı ısıtmaya neden olacak kadar yüksek ise etkileştiği hücrelere zarar verebilir. Ama ultraviyole radyasyon hem iyonize edici, hem de iyonize olmayan radyasyonun bazı özelliklerine sahiptir. Ultraviyole radyasyon, atomları iyonize etmek için yeterince enerjiye sahip olmaksızın, kimyasal bağları değiştirebilecek yeteneğe sahiptir. Ultraviyole spektrumunun Dünya'nın atmosfere nüfuz eden kısmı iyonlaşmayan özellikteyken, bu radyasyon, insanınki gibi biyolojik sistemlerde, ısıtma etkileriyle açıklanandan çok daha fazla hasara neden olur; güneş yanığı iyi bilinen bir örnektir.

Tıbbi radyografi ve Tıbbi radyasyon neden kullanılıyor?

Radyasyon ve radyoaktif maddeler tanı ve  tedavi için kullanılır. Örneğin, röntgen ışınları kaslar ve diğer yumuşak dokuları kolayca geçer ancak kemik gibi yoğun maddelerde emilerek durdurulur. X-ışınlarının bu özelliği, ortopedide kırık kemiklerin veya vücuttaki kanserlerin bulunmasını sağlar.  Nükleer Tıp uzmanı doktorlar, bir radyoaktif madde enjekte ederek ve madde vücudun içinden geçerken verilen radyasyonu izlerler. Bu yolla, özellikle kanser gibi bazı hastalıklarda teşhis ve tedaviye yön verecek değerli bilgiler bulurlar. Bu bilgiler bazen hasta için hayat kurtarıcı (yanlış tedavi veya ameliyat kararını düzelterek) tedavi değişikliklerine neden olur. Örneğin, kanserinin yayıldığı düşünülen hastada, PET-CT ile hastalığının yayılmadığı ortaya çıkarsa; ameliyat ve diğer tedavilerle kurtarılabilir. Bazı kanser tiplerinde 10 hastadan 1-2 sinde PET-CT, verdiğim örnekteki gibi tedavi kararını değiştirebiliyor.

Radyoterapi neden kullanılıyor?

Kanserin bizzat tedavisinde kullanılan radyasyon da iyonlaştırıcı radyasyondur. Çünkü gelen radyasyon enerjisi nedeniyle (yumruk yemiş gibi olan) atomlar, elektronları (yumruğun etkisini) atlatırken, dokuların hücrelerinde iyonlar (denge bozuklukları ve hasarlar) oluştururlar. Bu etki, hücreleri öldürebilir veya genlerini değiştirebilir, böylece hücreler büyüyemez. Hedef kanserli dokuysa, sonuç  güzeldir; kanserin kaybolması, gerilemesi ya da verdiği şikayetlerin azalmasıdır. Ama aynı şeyi sağlıklı dokularımızdan radyasyon geçerken yaptığı etki için söyleyemeyiz; çeşitli derecelerde tahribat yapar.

Mamografi, tomografi ve röntgen çektirirken ne kadar radyasyon alıyoruz?

Akciğer grafisi, mamografi, tomografi ve PET-CT incelemelerinde vücudumuz radyasyon alır. Özellikle tomografi ve PET-CT ile alınan radyasyon dozu, düz grafiye (röntgene) göre çok fazladır. Etkili doz birimi milisivert (mSv) olarak adlandırılır ve bu birimle alınan radyasyonun miktarın karşılaştırırsak;  Akciğer grafisi= 0.01–0.14mSv ; mamografi= 0.26–0.46mSv ; Akciğer tomografisi= 4.4–11.8mSv civarındadır. Koroner CT anjiogram 16mSv civarındadır.

Diğer yandan bakıldığında, hepimiz her gün çevremizde doğal olarak oluşan iyonize radyasyona (yeryüzünden vs) bir miktar maruz kalmaktayız. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ortalama bir kişinin, radon ve radyasyon gibi doğal olarak çevresinde bulunan radyoaktif maddelerden yılda yaklaşık 3 mSv oranında etkili doz aldığı düşünülmektedir. Karşılaştırma yaparsak: akciğerin(toraks) düşük doz tomografi ile taramasından (1.5 mSv)  maruz kalınan radyasyon ile çevresel doğal ortamımızdan 6 ayda aldığımız radyasyon benzer miktarlardadır.

Hipokrat’ın ‘’önce zarar verme’’ düsturuyla başlarsak; radyasyonun kesin zararsız olduğu bilinen bir miktarı yoktur. Yani zararsızdır demek bilime aykırı olur. Gereksiz yapılan her radyasyonlu tetkik, bile bile zarar riskini arttırmak demektir. ‘’Benim kuşkularım var bir tomografi çektirmek istiyorum. İçim görülsün.’’ demek, sözün özü radyasyonun zararları anlamında tipik bir ‘’cehalet’’ demektir. Hasta ısrar etti diye ‘’gel sana bir tomografi çektirelim’’ demek te benzer ‘’tıbbi cehalet’ ’tir. Öyleyse yine yazının başına dönelim; Ne yapacağız?

Kar/Zarar veya Risk/Fayda muhasebesi:

Örneğin, akciğer kanseri gelişme riski yüksek bireylerde, kanser tarama amaçlı düşük dozlu akciğer tomografisi çekilir.  Çok tartışma kopardı, sonuçta erken tanının akciğer kanserinden ölüm riskini azalttığı gösterildi. Ama sigaramızdan bir duman çekip, ‘’acaba tomografi zararlı mı’’ diyorsanız, bu yazıyı okumanıza da gerek yok. Sigara, şişmanlık, hareketsizlik, stres radyasyon kadar tehlikeli.

Tanı için çekilen tomografi işleminde, alınan etkili dozların tipik olarak 1 ila 10 mSv aralığında olduğu sanılmaktadır. Bu aralık, maalesef, atom bombalarının kurbanlarından bazılarının aldığı en düşük doz olan: 5- 20 mSv'nin aralığından daha düşük değildir. Diğer yandan bakıldığında, hepimiz her gün, çevremizde doğal olarak oluşan iyonize radyasyona (yeryüzünden vs) bir miktar maruz kalmaktayız.

10 mSv ile BT incelemesi, ölümcül kanser gelişme olasılığını yaklaşık 2000 kişide 1 olasılıkla arttırabilir. ABD nüfusundaki ölümcül kanserin doğal sıklığı, yaklaşık 5 hastada 1’dir (2000 kişide 400’e eşittir). Bir başka deyişle, herhangi bir kişide aldığı radyasyona bağlı kanser oluşma riski, doğal nedenle oluşan kanser riskinden çok daha küçüktür. Bununla birlikte, radyasyona bağlı kanser oluşma riskindeki bu küçük artış, çok sayıda insana belirli bir fayda sağlayan tomografik (CT) tarama işleminin yerli yersiz yapılarak artması durumunda, bir halk sağlığı sorunu haline gelebilir.

Buradan çıkacak sonuç: radyasyonun yıllar sonra bizzat neden olabileceği dolaylı kanserin riski az görülse de, gerekmedikçe radyasyonlu inceleme yapmamak gerekir.

(*Haftaya -yazının 2. bölümü- ağırlıklı olarak mammografi ele alınacaktır)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.