29 Temmuz 2014 Salı 18:37
Selahattin Demirtaş Alevileri neden istiyor?

Solun somut olguları tartışmaktan tuhaf bir nezaket veya uzlaşma nedeniyle özenle kaçındığı atmosferde elbette tüm bunlar sadece Demirtaş'ın sözleri üzerinden, tefsir-tevil-tekzip üçgenine sıkıştırılarak ve nihayetinde en fazla şüphecilikle bezeli “Aslında ne demek istedi?” seviyesine indirilerek konuşuluyor. Oysa bu yönelim doğal değilse bile gayet anlaşılır nedenlere ve gerekçelere sahip. Açık ki Demirtaş'ın temsil ettiği Kürt siyasal hareketi çeşitli iç ve dış faktörlerin önüne koyduğu kısıtları “Alevi açılımı” ile aşmak ve bu sıkışmışlığı yeni bir demografiyi kendisine mal ederek giderme amacı güdüyor.
 

Sivil Cumalar, paylaşılamayan meleler

İlk hatırlanması gereken Kürt siyasal hareketinin bir dönem ana yönelimini oluşturan dindar Kürtlere yayılma stratejisinin “süreç” duvarına çarpması. Sivil Cumalar adıyla bilinen eylemler Erdoğan iktidarında ciddi rahatsızlıklar yarattı ve nihayet açıkça “süreç”le ilişkilendirilerek ve "kazanımlar" gerekçe gösterilerek bitirildi. Belli ki Kürt siyasal hareketinin AKP'nin bölgedeki İslâmi referanslı meşruiyetini aşındıracak girişimlerden “süreç” kapsamında kaçınılması istendi. Öyle ki aradan henüz bir yıl geçmiş olmasına rağmen zihinlerde çok uzak bir hatıra gibi duruyorlar artık. Sivil Cumalar elbette görünürdeki “sivil itaatsizlik” eylemlerinin ötesinde bir anlam taşıyordu. Temel amaç bölgede ciddi kanaat önderleri üreten dinamik  mele/medrese çizgisinin daha geniş kesimlerinin Kürt siyasal hareketinin saflarına çekilmesiydi. Bu kapsamda Abdullah Begik (Timoqî) gibi örnek bir figürde yüceltilen mele/medrese çizgisi bir çeşit milli İslâm'ın temsilcisi olarak gösterilirken Diyanet ise “sömürgeci” ve “asimilasyonist” odak olarak sunuldu. Erdoğan iktidarının buna en somut ve yalın yanıtı ise melelere Diyanet'te kadro açmak şeklinde gerçekleşti. Dolayısıyla Sivil Cumaların esas kaygısını ve hedefini doğru saptamış olduklarını söylemek mümkün.

Öte yandan dindar Kürtlere yayılma stratejisinin terk edilmesi ve bunun açık belirtisi olarak yorumlanan HDP'nin kurulması Kürt siyasal hareketi içinde sınırlı olsa da tepki doğurdu. HDP kuruluşunda ve ilk tanımlanışında en ciddi itirazların Altan Tan tarafından dile getirildiğini hatırlayalım. 1995 yılından bu yana Kürt siyasal hareketi içindeki varlığına karşın asıl nüfuz ve etkisini Rauf Çiçek, Sıdkı Zilan gibi isimlerin temsil ettiği ve esasen kendi aralarında da gayet heterojen İslâmcı çevrelerden alan Altan Tan kendisinin ve müttefiklerinin etki alanının kısıtlandığını gördü. Altan Tan ve emsallerinin bu yönden kendilerince haklı itirazlarına rağmen bu strateji terk edildi ve karşılığında, mevcut itirazları pasifize etmek için Demokratik İslam Konferansı, hareket içinde kadro düzenlemeleri gibi girişimler de ihmal edilmedi.
 

Siyasal sınırlar, toplumsal duvarlar

Yine dindar Kürtlere yayılma projeksiyonunun önündeki en önemli ve daha nesnel engellerden birisi ise bölgenin bu yönden “dikensiz gül bahçesi” olmaması. Kürt siyasal hareketinin örneğin Hüda-Par'ın, etkileri Suriye iç savaşıyla birlikte artan Selefilerin alanına veya Menzilciler gibi AKP'nin daha doğrudan müttefiklerinin tabanına nüfuz etmek, yeni bir "cephe" açmak için gerekli enerjisi, gözükaralığı artık yok. Dönem dönem Mustazaflar/Hüda-Par çevresiyle yaşanan dolaylı veya doğrudan çatışmaların görüntüsü de bu durumu teyit ediyor. Kürt siyasal hareketinin bölgedeki mevcut ve etkin dinamiklerini YDG-H milislerinin "Batı"da ses getiren dönemsel eylemleri değil, belediyeleriyle, sendikalarda, STK'larda etkileriyle, yerel bürokrasiyle büyük ölçüde sorunsuz ilişkileriyle bölge şartlarında bir ana akım siyaset haline gelen DBP/BDP varlığı belirliyor. İşsizlik ve yoksulluğun çok yaygın olduğu bölgede bu siyasal varlığın aynı zamanda klientalist bir ağı temsil ettiği ve mensuplarının tabanın gözünde gittikçe daha fazla “takım elbiseli” bir imaja sahip olduğunu görmek de zor değil. Yine bu ana akım siyaset konumunu ileriye götürmek içindir ki Hakkâri'de Marunisî, Derik'te (ve Mersin'de) Kanco, Muş'ta Badikan, Van'da (ve Adana'da) Burukan, Suruç'ta Binici-Dunaî  gibi “geleneksel” tabanı oluşturan aşiretler ve ailelerin dışında bir “aşiret açılımı” başlatıldı. Kısmen başarılı, kısmen başarısız olan bu girişimin sonunda, yerelden ulusal düzeye siyasal ve ekonomik ağları yönetmekte seküler emsallerine göre daha yetkin ve çeşitli Nakşibendî kollarını temsil eden Septioğlu (Palevî), Arvas/Arvasi ile Küfrevi gibi nüfuzlu ailelere etki etmenin çok zor olduğu da ortaya çıktı. Öte yandan yerel seçimler sonucunda oluşan tablo Kürt siyasal hareketinin coğrafi kısıtlarını da belirledi. Adeta bir omurga konumundaki Hakkâri-Diyarbakır hattının kuzeyinde, Serhat bölgesinde ilerleme sürerken Bingöl-Elazığ-Malatya-Adıyaman-Urfa yayında yaşanan güçlükler belirginleşti. Tarikatların ve İslâmcı siyasal yapıların (ve yer yer Zaza kimliğinin) etkin olduğu bu alanın özellikleri Kürt siyasal hareketinin coğrafi sınırlarının esasen hangi etkenler ile çizildiğine işaret etti.
 

Kimlik siyaseti olarak Alevilik

HDP'nin en temel iddiaları üzerinden düşünüldüğünde, Alevilerin HDP'ye çekilmesi "Türkiyelileşme" stratejisinin ana söylem hattı olan "kimlikler" kurgusunu pekiştirecek ve haklılığının daha dışarıdan bir odakça teyidi anlamına gelecek bir faktör. Kürt siyasal hareketinin benimsediği “özgür önderlik, özgür kimlik” sloganı böylece Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması ve yeni rejimin Kürtler için daha avantajlı şekilde kurulması hedefinin ötesine geçiyor. Türkiye sathında tanımlanan diğer “kimlikler” de mensuplarının siyasal aidiyetlerinden soyutlanarak politik akıl yönünden Kürt siyasal hareketinin karar ve tercihlerine tâbi kılınıyor. Örneğin HDP belediye başkanı adaylarından uzun yıllardır sosyalist aidiyetleriyle tanınan Semra Uzunok'un “Boşnak aday”, Leyla Uyar'ın “Hıristiyan aday” şeklinde lanse edilmesi bu depolitize edici kurgunun birer parçası. Öte yandan, Alevilere yönelik HDP ajitasyonunun böylesi görece simgesel örneklerden çok daha pratik bir anlamı olduğu açık.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki bugünün Türkiye'sinde sosyalist solun argümanlarıyla örülen politik propaganda en doğrudan alıcılarını ister istemez Aleviler içinde bulacaktır. HDP'nin sosyalist “bileşenleri”nin de tabanları itibariyle bu durumla esasen örtüşen görünüm arz etmesiyle beraber HDP Alevilere yönelik ajitasyonunu şimdiye kadar büyük ölçüde bu "bileşenler" üzerinden yapmaya çalıştı. HDK içinde Alevileri temsilen bulunduğu ifade edilen örgütlenmenin arka planda kalması da bunu teyit etmektedir. Daha da önemlisi yerel seçimlerde İstanbul'da Pınar Aydınlar'ın, İzmir'de Pınar Türk'ün adaylıkları ve konumları, hatta Ankara'da iki Alevi "eş başkan" tercihi bu yönelimi ortaya koyuyordu. Bu meyanda esasen kemikleşmiş, PKK yanlısı Kürt seçmen potansiyelinin yanına Cihangir-Kadıköy eksenli sol seçmeni katacağı düşünülen Sırrı Süreyya Önder'le birlikte Pınar Aydınlar tercihi İstanbul'un Alevi varoşlarına hitap etmenin HDP yönünden gerekliliğini vurgulamaktaydı. Ankara'da CHP'nin ülkücü kökenli adayı Mansur Yavaş'ın karşısına iki Alevi aday çıkartılması ise adeta HDP'nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde açığa çıkan güncel yönelimlerinin bir temrini niteliğinde kabul edilebilir. Ancak seçim sonuçları bu dinamikler ve aktörlerle oluşturulmaya çalışılan etkinin genel Alevi kütlesi içinde yaratabileceği sonuçların kısıtlılığını göz önüne serdi. İstanbul'da Mustafa Sarıgül karşısında Alevileri cezbedecek bir aday çıkarmak zaten çok zordu. Ankara'da ise HDP fısıltı gazetesi tarafından yayılan ve Mansur Yavaş'ın Piyangotepe katliamı ya da Maraş katliamında dahli olduğu yönündeki şayialara rağmen Alevi seçmenin çoğunluğu yine CHP adayına oy vermekten çekinmedi. Bu sonuçlar sosyalist sola veya görece soyut bir Alevi yanlısı ajitasyona dayanan çizginin Alevileri HDP'ye çekmeyeceği ve asıl önceliğin onları CHP'den uzaklaştırmak olması gerektiğini ortaya koydu. Öte yandan, Türkiye'de doksanlardan bu yana varlığını ve etkisini sürdüren sol renkli Alevi kimlik siyasetini muhatap alma ihtiyacı ve bu siyasetin figürlerini kapsamadan Alevi kimliğini temsil iddiasının büyük ölçüde dayanaksız olacağı gerçeği su yüzüne çıktı. Bu nedenle şimdiye kadar izlenen yönelimin ötesine geçilip, bugün kural olarak CHP'de yer alan ve Alevi kimlik siyaseti ile özdeşleşmiş isimlerin cezbedilmesi hedeflendi. Kuşkusuz HDP'yi bu yönde cesaretlendiren önemli faktörlerden birisi de Alevi kimlik siyasetinin CHP'nin vazgeçilmez olmadığını Türkiye Birlik Partisi, Demokratik Barış Hareketi / Barış Partisi ve en son Eşitlik ve Demokrasi Partisi gibi oluşumlarla ifade etmiş olmasıydı. Örneğin Dedeler Rojava'ya yürüyor girişiminin çağrıcılarından Kâmil Ateşoğulları'nın geçmişte SHP'den istifa edip Sosyalist Birlik Partisi'ne üye olan milletvekili kadrosunda yer alması, doğrudan Alevi siyaseti ile ilgili olmasa da, ortaklaşma hedeflenen profilin CHP'ye katı bağlılık taşımadığını ortaya koyan bir veriydi.

Ancak yine de aranan ortaklığın HDP açısından sorunsuz veya yeterli ölçüde tatmin edici olduğu henüz söylenemez. Demirtaş'ın 8 Temmuz akşamı Şirin Payzın'ın programında ifade ettiği ve özetle “Alevi örgütlenmelerinde çok başlılık kabul edilemez, birleşsinler öyle muhatap alalım” mealindeki sözleri HDP'nin Alevilere önerdiği siyasal paternalizm çerçevesinin yanında Alevi kimlik siyasetiyle çok da pürüzsüz olmayan bir dönemeçten geçildiğini belli ediyordu. Bu durum Demirtaş'ın temsil ettiği siyasal çizginin böyle krizlerde olağan şekilde başvurduğu “havuç ve sopa politikalarıyla manipüle et, manipüle edemediğin kısmını dışla, enterne et” yönteminin Alevi kimlik siyasetinin isimlerine de rahatlıkla uygulayabileceğini ortaya koyuyor. Nitekim Kürt siyasal hareketinin daha “içsel” görüşlerinin beyan edildiği Özgür Gündem gazetesinin Alevi konularındaki yazarı Hasan Ali Kızıltoprak 27 Haziran tarihli makalesinde şöyle yazıyordu: “Diğer önemli bilinmesi gereken nokta Alevi Hareketi olarak adlandırdığımız Alevi örgütlenmesi, AABF, ABF, ADF, PSAKD, ÖDAD, AVF, FEDA, CEM Vakfı vs... Tümü Kürtlerden oluşmaktadır. Kısacası bir Kürt hareketidir... Türk ve Türkmen Alevileri bu hareket içinde çok küçük bir kesimi oluşturmaktadırlar. Çepniler, Tahtacılar, Türkmenler diye adlandırabileceğimiz Türk kökenli Aleviler bu örgütlenme içinde yokturlar. Kendi örgütleri vardır ve siyasal tercihleri itibari ile CHP’nin bile gerisindedirler. Milliyetçi, ırkçı bir kuşatma içindedirler.” Özgür Gündem'in 29 Temmuz tarihli nüshasında yer alan “Hüseyin Ali” imzalı makale ise şu görüşlere yer vermekteydi: “Alevilerin sorunlarını en iyi anlayanlar Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Zaten Alevilerin çoğunluğu Kürt’tür... HDP, tüm ezilenlerin, halkların partisidir. En fazla da Alevilerin partisidir. Hala bunu anlamamak, CHP’nin kuyruğuna takılmak, kendi özgür ve demokratik yaşamlarının nereden geçtiğini anlamamaktır.

Yeni başlangıç, zor evlilik

Gerek Demirtaş'ın sözleri, gerekse Kürt siyasal hareketinin daha “sansürsüz” kalemlerinin yukarıda örneklenen beyanları ortaya koyuyor ki HDP'nin Alevi sevdası bütün büyük beklentileriyle acıklı bir aşk hikâyesine evrilme potansiyelini de taşıyor. Şunu asla inkâr etmemek gerekir ki Kürt siyasal hareketi yıllar boyunca, kendi kadrolarıyla ve ilişkileriyle Alevi kimlik siyasetinin kurumlarına ciddi ölçüde nüfuz etti. HDP'nin varlığı ise bunu eskisine göre çok daha kolaylaştıracak ve derinleştirecek olanakları sağladı. Fakat Alevilerin çoğunluğunun neden “hâlâ” CHP'ye oy verdiği sorusunun cevabı Kürt siyasal hareketinin görüş alanına bir türlü girmedi, girmiyor. Bu durumu “Stockholm sendromu”, “celladına âşık olmak” gibi kimi zaman Alevi toplumu arasından ciddi tepkilere yol açan sözümona psikolojik ithamlarla birlikte anmanın da böyle bir çabaya olumlu katkı sağlamadığı açık. Dolayısıyla 10 Ağustos'ta ne olacağını kestirmek dahi mümkün değilken Alevilerin bundan sonra Kürt siyasal hareketine “dikensiz gül bahçesi” sunacağını beklemek kuşkusuz gerçekçilikten hayli uzak olacaktır.

*Yunus Bakihan Çamurdan-Hukukçu, antropolog, siyaset gözlemcisi


 

Son Güncelleme: 21.12.2016 11:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.