20 Temmuz 2015'de Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde bir canlı bomba saldırısı yaşandı. Saldırıda,  Kobane'ye yardım götürmek için yola çıkanlardan 24'ü üniversite öğrencisi 33 genç hayatını kaybetti. Tüm ülkeyi yasa boğan katliamın ardından, gençlerin cenazeleri binlerce insanın katılımı ile toprağa verildi. Hayatını kaybedenlerden dördü Karadenizliydi. 2'si gece, biri sabaha karşı ve salt aile fertlerinin katılımıyla toprağa verildi. Diğer cenazeye ise yol arkadaşlarının katılımı yine yakınları tarafından engellendi.(Ajanslar)

Karadeniz'in asi çocukları; Aydan Ezgi Şalcı, Ali Can Vural, Koray Çapoğlu ve Mert Cömert … Onlar ki, ‘sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için, hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi…’* öldüler. Bu masal onlara adanmıştır.

……
 
Bilinen tarihin bilinen bir döneminde; Tanrının cennete öykünerek yarattığı topraklarda, kahkahası göğe yükselen insanlar yaşarmış. O topraklar ki yeşil mi yeşil, bereketli mi bereketli… dereleri gürül gürül çağlar, kuş sesleri horoz sesine karışır, balıklar dans edermiş. Mevsimler kıskanır da birbirini, gündoğumundan günbatımına yarış ederlermiş. Rüzgarlarsa derelerin sevdasını denize, yapraklarınkini dağlara taşırmış.

İnsan yaşadığı topraklara benzermiş derler ya... işte buraların insanları da neşe saçarmış dört bir yana. Renk renk gözleri ışıl ışıl parlarmış. Coştu mu dereler bir uzun türkü tutturur, güle oynaya dans ederlermiş. İnançla bağlılarmış yaşama. Kutsal bellerlermiş her canlıyı. İhtiyaçtan fazlasına tamah etmez, kurdun kuşun hakkını gözetirlermiş. 

Sevdadeniz derlermiş buralara... Kimse aynı dili konuşmaz ama sevdadan sebep bir güzel anlaşırlarmış. Nesilden nesile bir yol havası edasıyla sürüp gidermiş hayat.

Her masalın bir kötüsü bulunur elbet... Devbekaa!

Kötülükler Sarayında yaşayan Devbekaa, pek bir kıskanırmış Sevdadeniz'i. Yükselen kahkahalarla her gün karalar bağlar, yeşilden gözlerine perde inermiş. En büyük kötülükleri gönderirmiş ardı ardına. Ama nafile… Karasevdaya düşermiş de kötülük, bir daha kendisinden haber alınamazmış.

Günlerden bir gün varmış ambarına, iricesinden seçtiği kötülük tohumlarını kara bulutlara teslim edip göndermiş Sevdadeniz'e. Kara kara bulutlar uzun uzun yol almış. Varmış Sevdadeniz'e bırakmış yükünü. Toprağa düşmüş kötülük, yağdıkça yağmurlar boy vermeye başlamış. Gün gün rengi solmuş toprağın. Dereler denize ulaşamaz olmuş. Toprak taşa dönmüş, yeşil karalar bağlamış. Kahkahası bol insanlarınsa dilleri lal, gözleri kör, kulakları sağır olmuş. Dağa taşa sevdaları tükenmiş de Devbekaa'nın yavuklusu oluvermişler. Öl demiş Devbekaa ölmüşler, vur demiş vurmuşlar. 

Ara sıra kendi tohumlarını gizliden eken insanlar çıkmış aralarından. Renkli gözlü, bol kahkahalı... Derelere hasret denizin ağlamasına dayanamamışlar da isyan etmişler Devbekaa'ya. Düşmüşler yola... Kurda kuşa selam etmişler her gün. Derelere su taşımışlar usanmadan. İyilik üflemişler yapraklara. Üflemişler de çöle vaha düşmüş bir vakit. Yeşillenmiş dallar, sulanmış dereler. 

Kötülüğün panzehiridir sevda, bilirlermiş. Bilirlermiş de ondan sebep sık sık çalarlarmış Sevdadenizlilerin kapılarını… anlatırlarmış denizin dereye hasretini: 

Denizden haber geldi , gel çıkalım dağlara 
İsyan olsun sevdamız , dağları sara sara**

Dedik ya kötülük esir almış Sevdadeniz'i. Kör olmuş gözler, görememiş sevdayı… sağır olmuş kulaklar duyamamış isyanı. Ama isyancılar usanmamış. Bir kapıdan ötekine yol almışlar... Ceplerindeki tohumları savurmuşlar toprağa. Kimi boy vermiş kimi savrulup gitmiş. İhaneti de görmüşler, yoldaşlık edeni de...

İşte tam o günlerde gelmiş haber. "Oyuncak bayramı başlıyooorrr! Haydi koşun çocuklar…"

Haber alınır da durulur mu.. Dört bir yandan çocuklar en güzel giysileriyle çıkmışlar yola... Elbet Sevdadeniz'in çocukları da.

Oyuncak Ülkesi'nde ise hazırlıklar tamamlanmak üzereymiş. 40 gün 40 gece yaşanacak kutlamaların telaşı sarmış her yanı. Bayram takları kurulmuş, perili çadır açılmış... oyuncak orkestrası son provalarını yaparken, yarışa tutuşmuş renkler, bir duvardan diğerine. Masal dedenin otağı kurulmuş, oyuncak terzisi son ütülere başlamış. Şekerli kurabiyelerin kokusu ise tüm ülkeyi sarmış.

Oyuncaklar ülkesinde neşe kötülükler sarayında ise matem...

Oyuncaklar ve çocuklar... bir de bayram... haberini aldığından bu yana Devbekaa'nın uykuları kaçmış.  Bin türlü kötülük düşünmüş, bir karar vermiş bir vazgeçmiş. Sonunda kötülük iksirlerinin en kötüsünü hazırlamaya başlamış.

Ve nihayet bayram günü gelip çatmış. Aralarında Sevdadeniz'in çocuklarının da bulunduğu kafile Oyuncak Ülkesi'nin girişinde toplanmış. Renk renk oyuncaklardan kurulu tören kıtasına doğru neşeyle yürümeye başlamışlar:

Hayde gidelim hayde... Hayde gidelim hayde...***

Birden sert bir rüzgar esmiş... Göz gözü görmez, şarkılar duyulmaz olmuş. Karanlık bulutlar kaplamış her yanı. Devbekaa'nın kara bulutları dünyanın en güzel çocuklarının üzerine çökmüş. Bir büyük şimşek çakmış. Öyle bir çakmış ki, sesi sağır etmiş kulakları. Yıldırımlar düşmüş ardı ardına... savrulmuş çocuklar dört bir yana... Kor alevlere düşmüş evren.

Şarkılarının en güzel yerinde vurulmuş  gül yüzlü çocuklar. “Sevdalık iyi şeydir... Ben de yeni başladım”*** Yarım kalmış ezgileri. Bir derin sessizlik kalmış geriye. 

Derler ki, o an cehennem korkusundan, yerin yedi kat dibine girmiş. 

Kuşlar taşımış cansız bedenleri anaların kucağına. Herkes bir parça almış acıdan. Almış da dördü Sevdadeniz'in payına düşmüş. Mert'miş biri, Can'a yoldaş olmuş... Aydan Ezgi çalmış da Koray'a armağan etmiş öteki... 

Acı haber tez gelmiş Sevdadeniz'e. Susmuş doğa, susmuş kurtlar kuzular, can suyuna sığınmış dereler. Bir derin acı bir de kötülük rüzgarları sarmış... Öyle esmiş ki rüzgarlar analar babalar serseme dönmüş, dönmüş de acıları kötülüğün gölgesine girivermiş. Derelere su taşıyanlar bile kör olmuş. Utanmışlar güzellikten... alelacele, yapayalnız gömüvermişler o güzel yüzlü çocukları. Geceyi örtmüşler üzerlerine. Hiçe saymışlar kutsallarını. Görememişler, arkadaşları kuş misali uçarken, boynu bükük kalan çocuklarını. Deniz bile ağlamaya vakit bulamamış.  Lal olmuş diller, kurumuş topraklar...  

Rivayet odur ki, o gün terk etmiş tüm oyuncaklar Sevdadeniz'i. Derelere hasret denizin sularında gözden kaybolup gitmişler. Ara sıra kıyıları döven dalgaların arasından duyulmuş sesleri...

Gözlerimdeki yaşı da mendil kurutamadı
Bu nasıl sevda idi yürek unutamadı***

*Kuvayi Milliye- Nazım Hikmet
**Karadeniz- Apolas Lermi
***Hayde- Kazım Koyuncu
****Anlatamam Derdimi- Selçuk Balcı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.