Aslında böyle bir yazı yazmak yerine, evladı Osmanlı olan bir kardeşimle Osmanlı Paşası dedesinin kendisine miras bıraktığı köşklerinden birinde Boğaza nazır bir kahve içip, hasbihal eylemeyi tercih ederdim ama davet eden yok işte. Varsa yoksa biz evladı Osmanlıyız, şöyle şanslıyız, böyle hanlıyız lafları. Halbuki benim gibi dedesi tebaa olan bir fakiri dedelerinin muhteşem köşklerinde birkaç saat misafir edip sohbet etseler bu yazıya da gerek kalmayacaktı.

Geçmişe özlem, aslında gericiliktir. Ben şimdi bir şeyler yapamıyorum ama benim geçmişim "şanlı" olaylardan geçilmez demek, acizliktir. Toprağın altında kalanlarla öğüneceğimize, bu gün biz, insanlık alemine, hangi iyi ve hayatlarımızı kolaylaştıran buluşları armağan ettiğimizi, sanat, kültür ve bilim alanlarında hatırı sayılır bir ağırlığa sahip ülke olarak anılıp anıldığımızı yani toprağın üstünü, ektiklerimizi konuşmalıyız. Maalesef bu gün, ülke olarak gelişmişlik kriterlerinde alt sıralara indik, eğitim ve öğretim kalitemiz neredeyse yerlerde sürünüyor, bırakalım içinde bulunduğumuz uluslarası anlaşmalarla bağlı olduğumuz birliklerle dostane ilişkiler yürütmeyi, kavgalı olmadığımız ülkeleri sayarken okyanus ötesine geçmek zorunda kalıyoruz. Vazgeçtim "gavur" Batı'yı, bizi örnek alan, uluslararası sorunlarda bizi destekleyen kaç tane Müslüman ülke bulabiliriz bu gün?

Ayrıca, bilgi sahibi olmak için gerekli çabaları göstermeden, fikir sahibiymişçesine ortalıkta gezinmeye çalışıyoruz. Uzun zamandır bu konuda kendimi tutmayı becermiştim. Ancak, artık cehaletten,  komik olmaya doğru yol alınmaya başlanması karşısında bir kaç küçük hatırlatma yapmayı, kendimde hak olarak gördüm.

Öncelikle, bir konuyu netleştirerek başlayalım

Osmanlı torunu olmak, eğer bir benzetme olarak kullanılıyorsa; çok üstünde durulmayı gerektirmeyen bir benzetme olarak ellenmeden kalabilir. Ancak, yine de bu benzetmeyi kendileri için kullananlara bir kaç hatırlatma yaparak, asıl konudan devam edeceğim: % 99'u Müslüman olan ve buna yakın bir yüzdesi de Türk olan ülkemiz insanına Osmanlı Torunu sıfatını almadan önce bu imparatorluğa ismini veren Osman Bey'in karısının isminin Horafira , milliyetinin Rum olduğunu hatırlatalım. II. Mehmed'in (Fatih Sultan) annesinin adı Despina ve milliyeti Sırp.  II.Abdülhamit 'in( Ulu Hakan ) annesinin adı Virjin ve milliyeti Ermeni ( birilerinin "Affedersiniz Ermeniymiş" diye hakaret mi aşağılama mı olduğunu anlayamadığımız biçimde konuştuğunu da hatırlayalım).  Lafı uzatmadan özetle söylemek istersek: Osmanlı padişahlarının neredeyse tamamına yakınının annesi Müslüman ve Türk değildi.

Gelelim işin sosyolojik boyutu olarak Osmanlı hanedanlığına

Kurucusundan başlayarak, yıkılana kadar ülke içinden her hangi bir ailenin, herhangi bir beyin kızlarını almama kuralı ile hareket etmiş olan Osmanlı hanedanlığı, kurdukları devasa imparatorluğa kendi adları ile damga vurmuşsa da, ülkede yaşayan halk ile soy, kan, akrabalık bağlarıyla bağlanmamaya mutlak özen göstermişlerdir. Bu kurala o kadar riayet etmişlerdir ki; padişahlar kız kardeşlerine bile koca olarak devşirmeler arasından seçim yapıp evlendirmişlerdir. Bu ilkenin en önemli nedenleri arasında: hanedanlık hakkında "içerden" hiç kimsenin hak iddia etmemesini gözetmişlerdir.

Özellikle de bir konunun altını kalın olarak çizmek gerekir. Osmanlı'da din, dil, ırk ve milliyet ayrımı asla yapılmazdı. Müslümanlara tanınan tek üstünlük: vergi indirimi konusunda sağlanan kolaylıklardı.

Zamanın kargaşalarını "iyi" değerlendirebilmeleri ve "gerekli" bağlaşıklıkları evlenmek suretiyle sağlayabilmeleri sayesinde bu insanların, küçücük bir beylikten, koskoca imparatorluğa ulaşmaları, son derece müthiş bir başarı hikâyesidir. Dünya imparatorluğu olarak adlandırılabilecek büyüklüğe ulaşabilen ender bir kaç tarihsel yapılardan biri olmuştur Osmanlı İmparatorluğu. Ancak yine de "zamanın ruhunu" yakalayamamaları sonucunda, git gide hantallaşmış ve sonunda da bambaşka bir devirin başlamasına yol açacak olan Ulusal Bağımsızlık Savaşları'nı da başlatarak, Türkiye Cumhuriyeti'ne evrilmiştir.

Hanedan mensupları, saray içerisinde şaşaalı bir hayat sürerken, halk için aynı şeyleri söyleyemeyiz.  Kanuni Sultan Süleyman devrinde Anadolu'da yaşanan kıtlıklar; "muhteşemliklerin" arasında gözlerden kaçmasın. Tek adamlık sevdası için kanun çıkarılmak suretiyle boğdurulan ( hanedan soyunun kanını akıtmadık demek için bu yöntem seçiliyordu) kardeşlerin sayısını ise hesap eden beri gelsin diyelim.

Şimdi gelelim bu günlerde kendilerini Osmanlının torunları olarak adlandıranlara. Sadece kendilerinde kalması için bu kadar titizlendikleri Osmanlı soyunun, sizlerle torunluk/ akrabalık alakasını ben kuramadım, siz kurduysanız; sorun yok.

Ya hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ya da paramiliter yapılar

Artık yaşadığımız çağda, devletin güvenliğini sağlayacak pek çok modern yöntemler mevcuttur. Bunların başında da evrensel değerlerle donatılmış hukuk kuralları ve bunları doğru biçimde uygulayan yargı kurumları vardır ( AKP iktidarı sayesinde bu söylediklerimiz artık geçerliliğini yitirmiş olsa da; yakın bir gelecekte bu değerlerin ülkemiz için yeniden tesis edileceğine inanıyorum) .

Dışarıdan, fedaice, herhangi bir hukuk kuralına bağlı olmayan, sadece kendinden menkul reislerini korumak için örgütlenmek, hatta silahlanmak;  modası çoktan geçmiş yeniçeri ocaklarına benzer. İktidarın şemsiyesi altında varlığını sürdürseler bile, modern dünyada paramiliter yapılar, eninde sonunda yok olmaya mahkumdurlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adnan DEMİR 2017-09-07 17:49:12

Anadolu insanının kendini Osmanlı sayması kapıdaki uşağın kendini konaktaki aileden sayması gibi bir şey