Anayasa Referandumuna Evet mi, Hayır mı kavgası olanca şiddetiyle sürüyor. Evetçiler de, Hayırcılar da kendilerince topluma etki edeceklerini düşündükleri idolleri, starları ortaya sürüyor, sen de var mısın diye soruyor. Anketler havada uçuşuyor. Anketlere hiç güvenmem ama, şimdilik Evetçilerin işi biraz kesat gibi görünüyor. Ben daha çok toplumun nabzına bakarım bilimsel, matematiksel sonuca güvenirim. Matematik de HAYIR dedi ama, ona da fazla bel bağlamamak gerekir, 1 Kasım’ı unutmayalım.

Şimdilik görünen şu ki, millet olarak irademizi tek kişiye teslim etmeye yaşamımızı o kişiye bağlamaya pek razı değiliz. Eh, bundan daha doğal birşey de olamaz ama, şeytanın da binbir dibaresi var onu da unutmayalım. Tekrar ediyorum 1 Kasım’ı unutmamalıyız.

Bir sistem kişisel sempatiler ve nefretler üzerine yapılandırılamaz. Kişilerin popülaritesini ve nefretini bir yana bırakıp oylayacağımız nesne nedir onu anlamalı ve anlatmalıyız.

Anayasanın ne olduğunu anlatmalıyız.

 Yapılan anketler bu konuda toplumun yüzde dördünün bile anayasanın ne olduğunu tam bilmediğini gösteriyor. Çoğunluk meseleyi Erdoğan’la, Erdoğan karşıtlarının, laiklikle dindarların mücadelesi gibi algılıyor. Anayasa denilen temelin ne olduğunu anlatmaya kalkanlar ise akademik eğilimleriyle Magna Carta’dan başlıyorlar ve kafalar büsbütün karışıyor. Magna Carta tam olarak bugün anlamamız gerektiği gibi bir anayasa değildir. Asiller arasında bir uzlaşma metnidir. Artık değeri, hem de haksız ve gasp edilen değeri  bölüşme anlaşmasıdır. Lordlar ve baronlarla, sınırsız yetki kullanan ve baronların haklarına ve mülklerine el koyan kral arasında bir uzlaşmadır.  Yani güçlülerin hakkını en güçlünün keyfiliğine karşı dizginleyen bir anlaşma metnidir ve krala karşı bütün baronların birlikte uzun yıllar savaşması sonucu zor kullanılarak imzalatılmıştır. Magna Carta’dan sonra da açık ya da örtülü serflik, kölelik devam ettmiştir. İnsan açısından birşey değişmemiştir. İnsan hakları ve halkın hakları gözönüne alınmamıştır. Magna Carta’nın temelini daha çok bugünkü Avrupa Birliğine benzetebiliriz. Büyük iki savaştan sonra Avrupa ülkelerinin kendi aralarında bir beraberlik kurmaları gibi birşeydir.

Gerçek anayasalar ise halkı yani, insanı korur. Gerçek anlamda anayasal temeller Fransız İhtilali ile ortaya atılmıştır. Burada sınıf farkı gözetmeden insanın, yani halkın güçlüye, yani hükmedene karşı güvenceye alınması ve insan haklarının tarif edilip ön plâna çıkmış olması önemlidir.

Anayasa da bir uzlaşmadır ama, nasıl ve neyin uzlaşmasıdır. Ve anayasa yalnızca bütün yasaların değil tüm devlet yapısının anasıdır. Devletin gücü sınırsızdır. Silahlı askeri, polisiyle ve çıkaracağı kanunlarla, koyacağı vergilerle her istediğini yapabilir, isterse halkın canına ot tıkayabilir. Yapabilir mi? İşte bu noktada Anayasa temeldir. Herşeyden önce demokrasi, insan hakları ve temel hukuk kuralları açısından belirleyicidir. Güçlü ve gücünü sınırsız kullanabilecek bir yapıya karşı tek başına bir kişinin veya bir grubun, genel olarak halkın tümünün  korunabilmesi, varlığını hakça, hukukça , insanca ve özgürce devam ettirebilmesi anayasal temellere dayanır.

Anayasaların temel prensibi devletin korunması değil, herhangi bir aşırılığa karşı kişinin ve halkın devlete karşı korunması yani devletin dizginlenmesi ilkesine dayanır. Bu konuda Türkiye örnek bir sınav vermiştir. 1961 anayasası bu konuda dünyadaki örnek anayasalardan biridir hatta, en ilerisidir diyebiliriz. Ve tam tersi 1982 anayasası halkın değil devletin korunması esasına göre hazırlanmıştır. Ve ne yazıktır ki, bu anayasa yüze doksanbirbuçuk oyla halk referandumundan geçmiştir. Türk halkının en büyük utancının bu olması gerekir. Sonraki yıllarda fırsat bulundukça ve gerek görüldükçe neredeyse tamamına yakını değiştirilmiş normalleştirilmeye çalışılmıştır. Ama gene de özü itibariyle bir ihtilâl anayasısıdır ve güçlü devlet prensibine dayanır.

Bu anayasayla hukuk ayaklar altına alınabilmiş, demokrasi ve özgürlükler askıya alınabilmiş ve devlet mutlak hakim olabilmiştir. Ve eksikleri ve temelsizlikleri nedeniyle kolaylıkla ihlâl edilebilmiştir. Ancak mevcut yöneticilerimize bu da yetmemiş, tek adamın her konuda keyfine göre davranacağı ve insanı gözetmeden tek hâkim olacağı bir anayasa değişikliği dayatılmıştır. Bu anayasada devlet bile yoktur, tek bir hâkim güç vardır, halk yani insan hiç yoktur.

Hani hep önce vatan deriz ya. Laf kalabalığına getirip vatanla devleti yani hâkim gücü birbirine karıştıracak bir algı yaratıyorlar. Işte daha güçlü, istikrarlı, tek başlı  gibi sloganların altında bu yatıyor.

Tabii ki, önce vatan ama, içinde insan olmazsa boş vatan neye yarar. Bir tek ona hükmeden kişiye yarar. Getirilmek istenen anayasa adına oligarşi denilen bir grubun hâkimiyetini bile değil, tek bir kişinin tümüyle egemen olmasını öngörüyor. Peki insan neresinde bunun. Yok. İnsan yoksa, halk da yoktur, millet de yoktur, devlet de yoktur vatan da kalmaz. Tek ve mutlak bir hâkim kalır geriye. Hepimiz kendi ülkemizde güdülen birer nesne olarak kalırız, insanî değerleri olmayan bir ülkeninin yabancıları gibi yaşar, geçer gideriz. Bireyler olarak ne bir hakkımız vardır ne hukukumuz. Birşey olduğunda hakkımızı arayamayız bile. Çoğunluğumuz insan olmanın birey olmanın ne anlama geldiğini bile anlayamadan, farkedemeden geçip gideriz bu topraklardan. İstenen budur.

İnsanımızın, halkımızın, millet olarak buna dur diyeceğine inanıyorum. Umarım 1982 deki gibi bir utanca neden olmaz bu anayasa referandumu.

Unutmayalım önce insan.

Evet, Devlet olmadan düzen olmaz ama, dizginleri boşalmış bir devletle de düzen kurulamaz dahi. Eğer insan olarak benim bir söz hakkım, bir kıymeti harbiyem olmayacaksa nasıl demokrasiden söz edebiliriz. Vatanımız neresi olur, nasıl ona sahip çıkabiliriz. Bu vatanda millet nasıl oluşur. Bir anayasa önce birey olarak insanı, sonra toplumu öne alıyor, ona kıymet veriyor, onu koruyor mu ona bakmalı. Eğer bir anayasa bunlara olanak tanımıyorsa, ona anayasa denilemez. O artık sadece bir baskı yasasıdır.

Önce insan.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.