Dr. Orhan Çetin ve Mehmet Fatih Tıraş isimleri pek çoğumuza bir şey ifade etmeyecektir. Bu iki genç insan, bilim insanları, çalıştıkları devlete ait olan işyerlerinden işten atılınca; bu durumu onurlarına yedirmeyerek son bir hafta içinde hayatlarına son verme yolunu seçtiler. Her ikisi de henüz yaşamlarının otuzlu yıllarının başında olana bilgili, çalışkan ve özverili gençlerdi. Peki neydi onları bu hayattan koparan yarılma?

Sadece işsiz kalma korkusu değildi elbet. Çünkü bu ülkede genç nüfusun yüzde yirmi beşe yakını işsizdi. Evet, ülkemiz her sene artan bir işsizlik ve özellikle de genç işsizlik ile boğuşmaktaydı. Ancak, her ikisi de, doktor ve üniversite öğretim araştırma görevlisi gibi tüm toplumca saygın olarak görülecek bir konumdaydılar. Onları öldüren asıl sebep: öncelikle hak etmedikleri bir kıyıma uğramış olmalarıydı.

Dr. Orhan Çetin, FETÖ olarak adlandırılan ve ülkenin başına AKP iktidarı tarafından bizzat musallat edilen iğrenç yapı üyesi olmak suçlaması ile karşı karşıya bırakılmış. (ama bu güne kadarki uygulamalara baktığımızda;  haklarında işlem yapılanların neredeyse çok büyük çoğunluğu FETÖ ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan, hatta FETÖ’ YE karşı geçmişte ve bu gün de can hıraş bir mücadele yürütmüş insanlardan oluşması garip bir rastlantı olsa gerek !!)

Oysa bu suçlamayı yöneltenler bile biliyordu ki; bu örgüt ile bir ilişkisi hiç olmamış. Olsun, kamuoyu FETÖ ile mücadele ediliyor algısı yerleştirilsin ama asıl dert olan: kendilerinden yana olmayacak olan ve özellikle de geleceği parlak olan insanların geleceklerini karartmak.

Mehmet Fatih Tıraş ise, Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak kadrolu çalışıyordu. 2015 yılında YÖK,  674 Sayılı KHK ile araştırma görevlilerinin iş güvencelerini ellerinden almıştı. Mehmet, doktorası bitince; bu maddeye dayanılarak iş akdi feshedildi.  Elbette ki asıl gerekçe: Barış İçin Akademisyenlerin Bu Suça Ortak Olmayacağız bildirisine imza atması. Ve bunda da MİT’in yaptığı  “ Kiminle çalıştığınızı biliyor musunuz?” uyarısı oldukça etkili olmuş.

Dikkat ederseniz göreceksiniz ki: ülkemizde başta devleti idare edenlerimiz tarafından olmak üzere savaş istemek, idamı yeniden kanunlarımıza koymak, yani ölümü kutsallaştırmak baş tacı edilirken, barış istemek:  işten atılmaya, hapse konulmaya ve hatta intihara kadar yolu var. Biz bu aşamaya ne zaman geldik, bizi buraya kimler gün be gün getirdi ve bu ülkenin analarının çocuklarının hayatları bu kadar mı ucuzladı?

Her iki genç bilim insanını aslında kimin öldürdüğünü ve bu bundan sonra da kimlerin ölümüne yol açacağını bilmek isteyenler elbette biliyorlar.

Bu ülkenin namuslu ve iyi insanlarını, bundan birkaç sene öncesine kadar Fetullahçılar hapse atıyor, işkence ediyor, öldürüyor ve aileleri ile birlikte hayatlarını karartıyorlardı.

Bu gün de FETÖ’cüleri devletten temizliyoruz adı altında aynı uygulamalar devam ediliyor. Yarın da bu uygulamalar elbette devam edecek, bu kez o günlerin trendi olarak seçilen Bilmem Ne Terör Örgütünü devletten temizliyoruz adı altında kimlerin dünyalarını yıkıp, onların intiharına yol açılacak acaba?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.