Haziran'da ürkek bir sevinç yaşamıştık.

Diktatörle baş edebilmenin sevinci. Sanki sandıkta geriletince rahatlamıştık.

Suruç'la sihir bozuldu, külümüz havaya savruldu. Ekin Wan'ın çıplak bedeninde taciz edildim.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir şehrin çocuklarına on gün gece gündüz sokaklar yasaklandı, çıkmaya kalkanlar vuruldu, Cizre'nin derin dondurucudaki cesetleriyle dondu bedenim.

Aylan Bebek'le karaya vurdu bebekliğim, Hacı Birlik'in sürüklenen cesedinde sürüklendim.

Kesintisiz ve bir öncekini yeni bir acıyla geride bırakarak!...

Ve AN-KARArdı bir şehirde, bütün ülkede...

Yastayım.

Günlerdir ruh gibi geziyorum. Hiç hissetmeden yaşayanlara şaşarak bakıyorum. Hele o ilk gün, kafeteryalarda, barlarda, bira içip, tezahürat yaparak milli maç izleyen insanlar iyice şaşkına çevirdi beni. Kendi toplumsal yaslarını hissetmeden yaşıyorlar.Yas tutan toplumun bir bireyi hissetmeseler de, komşunun yasını hissetmeleri gerekmez miydi?

Çocukluğumuzda komşuda bir yas varsa, yüksek sesle müzik dinlemezdik yaslı insanları rahatsız etmemek için. Büyüklerimiz böyle öğütlerdi. 'Birşey yapmalı!' İlk günden itibaren alanlarda sokaklarda yapılan protestolar, cenaze yürüyüşleri, taziye ziyaretlerine katıldık.(O arada Van'da, Diyarbekir'de, Silopi'de, takip edilemeyen birçok devlet saldırısı sürüyordu.)

Arabama bir yazı yazdım yaşanan ölümlere dikkat çekmek için: ''Alamadığınız her vekil için daha kaç can alacaksınız? '' On gün bu yazı ile gezdim. İşe yaradığını, farkındalık oluşturduğunu düşünüyorum.Komşularımdan bir kaçı, arabamdaki yazıyı görüp duygu birliği içinde olduklarını söyledi. Benimle sınırlı kalmayacağını, başkalarının da arabalarına yazı asabileceğini umuyordum. Olmadı. Herkesin, korkuları çekinceleri var. Bunu anlamak umutsuzlaştırıyor beni. İnsanlar ikili bir dünya kurmuşlar. İş yerinde iş arkadaşlarıyla, evlerinde komşularıyla bu yası paylaşmıyorlar. Bulundukları siyasal ilişkileri nerede sürdürüyorlarsa orayla sınırlı bir yas ve protesto hali yaşayıp, sonra da 'normal(!) insan' modunda eve, işe dönüyorlar. İş yerimde herkesle bu acıyı paylaşmayı denedim. Muhtemelen benim takıntılı, politik bir 'aşırı' olduğumu düşünüyorlar.

'Ölenle ölünmez' diye avutuluruz bir yakınımızı kaybettiğimizde. Ölümü geride bırakmanın yoludur bu belki. Ruh sağlığını korumaya çalışmanın bir yolu...

Ölenle ölünmez; ama ben, her ölenle ölüyorum!

Not: Paylaştığım bu duygularımı silmek istedim bir an. Demoralize eden duygular sanki. Oysa ne çok insan da, duyarlılığını sürdürüyor bir yandan. Kimileri yaralı yakınlarına evini açmış,kimileri sokaklarda, mücadelede... Bizim çoğalttığımız küçük çabalarımızla dayanışmamız olmasa nasıl dayanılırdı bunca ölüme? Dayanıyoruz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.