Bir yıl kadar önceydi. Ankara’da, okuldan çok eski bir arkadaşım, bir dostum yeni bir sanat galerisi açacaktı. Koşarak gittim. Ankara’ýa  gitmişken Mümtaz’ı görmemek olur mu? Eksik olmasın açılışa o da geldi. Sonra evine kadar beraber  yürüdük. Muhterem annesi  bize kahve yaptı. Başladık konuşmaya. Laf lafı açtı, geldi Oda Tv davası öncesi evinin aranmasına. O gün hastalığının bir nimeti olarak tutuklanmamış. Yoksa tutuklanacakların başında. Zaten çok iyi değilmiş, o baskın ve kargaşada kötüleşmiş ve acele hastaneye kaldırmış. Hamiyetperver polislerimiz de...  hamiyetperver polislerimiz derken kinâye olsun diye söylemiyorum, anlatayım... Ankara polisi Mümtaz’ın tutuklu ya da tutuksuz İstanbul’a gönderilmemesi  için çabalamış. Hatta içlerinden biri, orada seni perişan ederler abii, demiş. Belli ki, bir işkence timi var İstanbulda, namı yayılmış. Kimbilir belki de o ekip başka klikten veya başka cemaattendi.  O ünlü savcımızla görüşmüşler. . İstanbul’dan da  ünlü savcımız Zekeriya Öz de telsizle bildirmiş; aman elimde ölür, başıma bela olur, hele o yedekte dursun, tutuklamayın, demiş. Ve sevgili Mümtaz böylece hapishane yerine hastaneye gitmiş.

Sonra öyle şeyler anlattı ki, neredeyse gülmekten öleyazdık. Ne gülmüştük be Mümtaz...

Mümtaz İdil’i ilk gördüğümde hiç gözüm tutmamıştı. 1991 senesi, 48. Hükûmet,  Demirel Başbakan, Erdal İnönü Başbakan yardımcısı.  Fikri Sağlar da Kültür Bakanı. Sevgili Gülşen Karakadıoğlu Sinema ve tiyatrodan sorumlu müsteşar yardımcısı. Ortalıkta bir müsteşar yok. Bir türlü içe sinecek uygun biri bulunamıyor. Karakadıoğlu, sen bize gereklisin dedi,  ısrar ısrar beni danışman yaptı. İki senem İstanbul-Ankara arasında tatil, bayram bilmeden gidip gelmekle geçti. Harıl harıl Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürü arıyoruz, aylar  geçti  içimize sinen birini bulamıyoruz. Bir gün, Gülşen Karakadıoğlu evraka dedi. Genel Müdürü bulduk, odam  gel. Koşarak gittim, koltuğa büzülmüş insan yarısı kara kuru  kısacık bir adam. Hülyalı gözlerle sanki boşluğa bakıyor. Ben tabii yıllardır İzmir ve İstanbulda olduğum için Ankara takımını pek bilmiyorum. Kim bu yav der gibi Gülşen Karakadıoğlu’na baktım, ooo onun yüzünde güller açmış. Neyse tanıştık, ben oldukça soğuk davranıyorum. Gülşen Karakadıoğlu müsteşar yardımcısı, ben danışman, benim kanâtim önemli ama, karar mercii değilim. Baktım karar çoktan verilmiş. Ama, kırk yıllık hukukumuz var, D.T.C.F. nden de sınıf arkadaşıyız. Bir ara fırsat doğdu, eğildim, Yav Gülşen kim bu, hiç gözüm tutmadı, dedim. Sen merak etme harika biri dedi.

Çok sürmedi bir hafta içinde Mümtaz İdil’in kim olduğunu anladım ve o günden sonra hiç kopmadık birbirimizden...

Hep söylenir, ben de imzamı atarım. Bu ülkede iyi olan hiçbir şey cezasız kalmaz. Fikri Sağlar’dan sonra bakan olan bir SHPlinin hırsına kurban gitti ve Çorum’a sürüldü Kültür Müdürü olarak. Çok zor günler geçirdi Çorum’da. 

Mümtaz yemezdi, içmezdi ama, tütünü eksik etmezdi. Neyse, hiç değilse pipo içerdi ama, yoğun çalıştığımızda benim sigara paketini de bitirirdi. Ona zorla birşeyler yedirirdik.  Neredeyse nazlı çocuklar gibi ağzına tıkardık ama, çağla kayısı ve yeşil erik gördü müydü hiç ısrara gerek kalmazdı, kuzu gibi kemirirdi. Çorum’da çok zor günler geçirdi. Beyni hiçbir zaman teklemedi ama, bedeni en büyük tahribatı Çorumda aldı. Karımla fırsat buldukça Çorum’a giderdik. Sırf ona moral vermek, ağzına bir şeyler tıkmak için. Bir ara tütüne alkol de katıldı ancak, o muhteşem iradesiyle yenmeyi bildi. Mümtaz’ın hastalık tohumları Çorum’da filizlendi ama, Çorumda çok büyük işler yaptı. Çorumlular eminim onu hiç unutmayacaklar. İki sene içinde Çorum Hitit Festivalini geliştirdi adını dünya çapında duyurdu. Festivali hiç kaçırmazdık, ama aslında o önemli festival bile bahaneydi. Mümtaz için giderdik Çorum’a. Çorum adı dünyada duyulur olmuştu. Şimdi bırakın Hitit Festivalini, Çorumun adı bile unutuldu.

Evindeki kitap ve CD sayısı insanı  hayrete düşürecek kadar çoktu. Dolap dolap, raf raf. Ama onlar sadec o raflarda değil, o muhteşem beyninde de sıralıydı. Yaşamımda rastladığım en birikimli dostumtu. Polis baskını sırasında o CD lerin polislere yaptığı azizliği anlatmıştı, çok gülmüştük.

Gerçekten çok ama, çok gülmüştük. Ben neredeyse katılacaktım gülmekten...

Şimdii.. Belki her türden binlerce CD var evde. Çoğu orijinal kabında, bandrollü, etiketli. Polis sayı çokluğundan onları bir kenara bırakıyor.Ama, bir o kadar da kendi eşten dostan kaydettiği çıplak CDler var. Üstünde kendi el yazısıyla içeriği not edilmiş. Yüzlerce, belki binlerce. Şimdi ya o çıplak CD lerin içinde, sonunda başında gizli bir şeyler varsa…  Hepsini toplayıp götürmüşler, ve hepsini incelemek zorundalar. Çoğu klâsik müzik, Jazz, Bob Dylan,Beatles falan. İyisiyle kötüsüyle Türkçe CDlerin neredeyse tamamı. Fredy Mercury’i çok severdi. Şimdi İbrahim düşünebiliyor musun, bunların hepsini baştan sona dinlemek zorunda kaldılar zavallı polisçikler, herhalde saçlarını başlarını yolmuşlardır, demişti. Yahu dedim zaman yetmez. Kim bilir kaç kişilik tim görevlendirmişlerdir, bu bir işkence o gariplere. Neyse iyi olmuş, kulaklarının pası gitmiştir, belki bir ikisini bazı parçalardan biraz olsun etkilemiştir, gene kültür görevi yapmışsın, dedim.

Ne gülmüştük be Mümtaz. Şimdi ağlamamak için kendimi zor tutuyorum, gene de gözlerim sulandı, birinden bir damla kaydı bile yer çekimine dayanamayıp. Hani Newton’un Elması vardı ya..

İnan bana yukardaki günah yazmasın, bedeninden çok, o beyninin gittiğine yanıyorum.

Tam da en sevdiğin şey olan yeşil erik ve çağla kayısı mevsiminde gittin. Ağzında bulunsun, Işıklar içinde yat Mümtaz, seni hiç unutmayacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.