1976 yılı Nisan ayı, tam bir bahar havası vardı Ankara'da. Kızılay'daki Gima'nın en üst katında, Beytepe'den arkadaşlarla oturmuş bir şeyler içip, sohbet ediyorduk. Ansızın duvardan sarkıtılan büyükçe bir NATO amblemli bayrak, Kahrolsun NATO ve NATO'ya hayır sloganları eşliğinde yakılmıştı. Elbette Gima Mağazası çıkışında polis, öğrencileri (ben dahil) gözaltına aldı. Dayak daha polis otobüsüne bindirilirken başladı ve Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde artarak devam etti. Neyse, Cuma günü gözaltına alınma, pazartesi günü mahkemeye çıkarılma ile sürdü. Mahkeme hakimi bizlere toplu olarak tek bir soru sordu: Yaktığınız NATO Bayrağı mı, yoksa Türk Bayrağı mı?( çünkü, polis yakılanın Türk Bayrağı olduğunu iddia etmişti. Ancak, ertesi gün çıkan gazetelerde, yakılanın NATO Bayrağı olduğu açıkça görülüyordu). Her birimiz aynı cevabı verdik: Türk Bayrağı yakılmaz ama yanan NATO Bayrağı. Hakimin cevabını bunca yıldır hiç ama hiç unutmadım: Evlatlarım, ellerinize sağlık. Hadi okullarınıza dönün, serbestsiniz.

Türkiye'de, sağ iktidarlar, onların doğal koruyucuları polis ve askeri güçler her daim NATO'dan yana olmuşlardır. ABD'nin, sadık müttefiklerini ülkemizde iktidara getirdiği (en azından bizler için) hiç bir zaman sır olmamıştır. Soğuk Savaş yılları boyunca Sovyetler Birliği ile olası bir savaş yaşanması karşısında, ülkemizin ABD'ye kritik bir kaç saat zaman kazandırması karşılığında, sağ iktidarların, ülkemizi nasıl yönettiğine ve vatandaşlarına ne yaptığına pek dikkat etmemesi konusunda karşılıklı mutabakatları vardı.

Ne zaman ki Sovyetler Birliği kendini tasfiye etti ve ABD'nin yeni bulduğu düşman İslam'ın da yararlı olmadığı ortaya çıktıktan sonra; Türkiye'nin jeo-stratejik öneminin de papucu dama atılmıştı. ABD'ye yeni düşman ve doğal olarak yeni müttefikler gerekiyordu. Ama bu yeni müttefiklerin içinde Türkiye'nin adı geçmeyince; AKP'ye ve onun tek liderine de artık ihtiyaç kalmıyordu.

ABD, önce AKP iktidarına ve ona eklemlenen Fetullahçılar eliyle ordudaki AVRASYACILARI, Ergenekon ve  Balyoz gibi yargılamalarla ayıklattılar. Ardından da, sıra bu pisliğe bulaşmış olanların ayıklanmasına gelmişti. Ama Erdoğan, bunu anlamış ve rotasını " Ergenekon ve Balyoz davalarının  savcılığından" yüz seksen derecelik dönüşle; Türk Milliyetçiliğine ve onun askeri temsilcilerine kırdı. AKP ve Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan için, o günlerden sonra 12 Eylül'ün Tek Bayrak, Tek Millet ve Tek Vatan söylemi ve onun gerekleri olan: içerde Kürt sorununu yok sayan askeri yöntemler ve dışarıda da  Avrupa Birliği ve ABD'ye anti-emperyalist söylemler ile kabadayılık dönemi başlattılar.

İçine girdiğiniz her yapının, kendine özgü kuralları vardır ve girerken siz bunları peşinen kabul etmiş olursunuz. Özellikle de bu yapı askeri bir ittifaksa; kurallar çok daha sıkı ve nettir. NATO'nun düşman olarak saydığı bir birliğe ait olan savunma silahlarından almak; salaklık değilse; kışkırtıcılıktır. Bakmayın siz AKP'lilerin ve onun hınk deyicisi Vatan Partisi'nin militarist ve şoven ağızlarına. Norveç'te yapılanların tek bir adresi vardır: AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef tahtasına oturttuklarını dost-düşman herkese göstermektir. Atatürk işin kamuflajıdır ve CHP'nin de bu kamuflaj üzerinden Kemalistlere selam göndermeye gereksinimi var mı, yok mu artık karar vermesi gerekmektedir.

Anti-emperyalizm, anti kapitalist temele oturmuyorsa; demagojik söylemdir. Erdoğan ve onun yeteneksiz adamlarının ağzında anti-emperyalizm ne kadar eğreti duruyorsa da (Erdoğan'ın samimiyetine inanmamamız için temel bir argüman: başka bir emperyalist yapı olan Avrasya/Şanghay Beşlisi içinde yer almak istemesi), Türkiye, NATO'dan çıkmalı ve tüm askeri anlaşmalar tek taraflı olarak geçersiz ilan edilmeli, bütün askeri tesisler emperyalizmin kullanımına kapatılmalıdır. Bunu gerçekten yapabilecek olan da sadece sol/sosyalist bir iktidardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alp kılıçalp 2017-11-21 23:01:21

Demek o zamanlar böyle hakimler de var- mış...çok güzel ve anlamlı bir anektod..