Hepimizin diline pelesenk olmuş bir cümle “Hayat çok zor…”

Hayatı zorlaştıran şey nedir? Ya da bize neden zor geliyor? Bu zorlukların derecesi var mı? Herkes aynı zorluğu mu çekiyor? Yoksa herkese kendi hayatı mı zor geliyor? Hayatı zor bulmayanlar kendini mi kandırıyor? Tam tersi zor bulanlar mazoşist mi yoksa?

Amerikalı sosyolog Sharon ZEFF’in de dediği gibi "Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar… Hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız." mi acaba?

Hayat, işte bu zorluk diye nitelendirdiğimiz şeylerin bütünüdür. Yani bir kabullenişle başlamalıyız: Hayat labirentine girdiysek, artık kaçarı yok zorluk adı verdiğimiz o yüksek duvarların arasından geçmemenin… “Hayy” yani hayat sahibi olduğumuz sürece labirentte ilerliyoruz ve nihayetinde çıkışa ulaşacağız. Çabuk varmak mı marifet geç varmak mı ona girmeyeceğim şimdi, fakat farkındalığın yüksek olduğu bir yolculuk olmalı.

Ve çıkış…

Robert Lanza ölümün bir yok oluş değil beyinde bulunan enerjinin (hayat, can) bedenin hayat fonksiyonlarını yitirip, Einstein’ın da enerji korunumu ilkesiyle birleştirerek şekil değiştirdiğini söylüyor. Yani çıktığımız labirent bir sonraki labirentin giriş noktası oluyor. Bu bağlamda hayatı şu anki günümüzün hadiseleri değil bir sonraki labirentin hazırlık okulu olarak görmemiz lazım.

İnsanoğlunun istidat ve kabiliyetleri lastik gibidir. Ne kadar çekersen o kadar uzar. Yani aslında bir had ve hudut yoktur. Başımıza ne gelirse gelsin öyle veya böyle, güçlükle veya kolaylıkla üstesinden nihayetinde geliyoruz. “Allah dağına göre kar verir.” Biz ne kadar kemâlâtca büyüksek Yaratıcı’da bir tık üstünü bize zorluyor. Yani aslında zorluk var mı? Elbette var ve bu bilinçli olarak Yaratıcımız tarafından sağlanıyor.

Peki neden? Atmaca kuşunu bilir misiniz?

Ürkek, hırçın, zarif ve yırtıcılığıyla meşhur bir kuş türümüzdür. Ortalama 10-12 yıl yaşar bu yırtıcı kuş türü. Bu kuş türünün bir özelliği de serçe terbiyecisi olmasıdır. Serçeler yumurtadan çıktıktan 2 hafta sonra yuvalarını terk ettiklerinde bir atmaca peyda olur arkasına. Yırtıcı kuşları bilirsiniz sık ormanlara dalamazlar, atmaca hariç. Neyse serçenin arkasına takılan bu atmaca serçeyi bizim bildiğimiz uçarı ve kuşlar arasındaki en sert manevra yapabilen kuş haline getirir. Veya tabii yakalar ve yer. Serçe eğer yaşayabilmişse 25 yıl kadar yaşar. 

Yani Allah bizim tekâmülümüz için labirentimizi güçleştiriyor. Hayat sizi yoruyorsa bilin ki Yaratıcı sizi bazılarının iddia ettiği gibi yaratıp başıboş bırakmadı, senin farkında…

Farkında olduğunu fark etmeli, ona göre hareket etmelisin. “Biz neleri atlattık” olgusuyla da level atlamamıza destek oluyor.  Ve mahlûkatın en şereflisi unvanına layık olmak için o labirentin içindesin.

İşte hayat ve farkındalığın insana kattıkları…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.