Türkiye, İran, Suriye ve Irak'ın en önemli ortak paydaları: Ülkeleri içinde Kürt nüfusun ciddi bir yoğunluk oluşturuyor olması. Elbette ki en fazla yoğunluk: yaklaşık 15 milyonluk nüfusu ile ülkemizde bulunmakta.

Geçtiğimiz yüz yılın başında  Orta Doğu'da " ihtiyaca  göre şimdilik" çizilen sınırların değişim vakti artık gelmiş bulunmakta. 2001 yılında Amerika'daki iki büyük intihar saldırısını bahane ederek, İslami terörizmle mücadele eden başta ABD olmak üzere uluslararası emperyal güçlerin gerçek niyetlerinin bu olmadığını biliyoruz ( Aslında her iki saldırıyı yaptığı söylenen El Kaide örgütünün "içerden destek" almadan veya "içeriden birilerinin onayını" almadan, böylesine büyük çapta bir saldırıyı gerçekleştirme olasılığı neredeyse yok denecek kadar az bir olasılık olduğunu bu gün daha net anlayabiliyoruz).

 Peki nedir bu gerçek niyetler?

Öncelikle, bu coğrafyada gittikçe büyüyen ve nüfusları orta ölçekli ülkeler sınıfına erişmiş olmaları nedeniyle "yönetilmelerinde" baş gösteren zorlukların giderilmesinin  artık zorunluluk halini alması (daha küçük, daha bağımlı ve daha söz dinleyebilecek ülkeler haline dönüştürülmesi).

 İkinci neden ise bazılarının rejimleri nedeniyle (İran), bazılarının  rakip ülke Rusya ile eskiden gelen ilişkileri nedeniyle (Suriye), bazılarının ise yönetimlerinin tek adama dayanan diktatörlüklere dönüşmeleri ve arada bir arıza çıkartan, kendi gücünün şehvetiyle olur olmaz takozlar ile bu emperyal güçlere zorluklar çıkartan ülkeler olmaları ( Irak /Saddam ve Türkiye / Erdoğan) nedeniyle, "yeni yönetimlere ihtiyaç" duyulması.

Üçüncü neden ise Obama yönetimi süresince yeterince önemsenmeyen İsrail'in güvenliğinin, yeniden yapılandırılmasının öneminin öne çıkması. İran'ın, elbette ki İsrail ile arasının iyi olması düşünülemez. Türkiye, çok eski zamanlardan beri Musevilere kadim dost olmuştur.İsrail'in güvenliğini zedeleyecek dişe dokunur bir söylem ve eylemimiz hiç bir iktidar zamanında olmamıştır. Ta ki, Erdoğan'ın 2009 yılında Davos'ta bir toplantıda Simon Peres'e One minute diyene kadar.Ardından Türkiye'nin öncülük ettiği Mavi Marmara adlı gemi, işgal altındaki Gazzeye yardım götürürken, İsrail'li komandolar tarafından açık denizde baskın düzenlendi ve dokuz kişi öldürüldü. Bu iki olay, İsrail Türkiye ilişkilerinde dönüm noktası oldu. İki büyük ülke (Türkiye ve İran), söz dinlemez ve ne yapacağı belli olmayan ülkeler olarak, ABD tarafından İsrail'in güvenliğini tehdit edenler listesinin en başına konmasını sağladı.

Kafamızdaki en net soruyu şimdi soralım :  Suudi Arabistan , Kuveyt, Katar gibi İslami teröre finansman ve lojistik destek sağlayan ülkeler dururken, neden İran ve Türkiye gibi ülkeler emperyal devletler tarafından düşman ilan ediliyorlar?

Tek bir cevabı var: Başta ABD olmak üzere Almanya, Fransa ve İngiltere gibi silah sanayiinde dünyanın en önemli satıcılarının fabrikalarını döndüren ve karlarına kar katan bu ülkeler olduğu için. Sadece Suudi Arabistan'ın ABD'den yıllık silah alımı ortalama on milyar dolar civarında. Suudilerin yatırımlarının çoğu yine bu ülkelerde bulunmakta. Kısacası, anılan İslami ülkelerin  çağın gerisinde olması, ülkelerinde demokrasinin d'sinin bile bulunmaması, ne Amerika Birleşik Devletleri'nin ne de diğer Avrupa ülkelerinin, şimdilik, hiç mi hiç umurunda değildir.

Günün birinde burada işi biten emperyal ülkeler, aniden bu gerici arap ülkelerinin teröre finansman sağladığından, ülkelerinin demokratik olmadığından, bu ülkelerin Krallarının ne kadar çağ dışı olduğundan söz etmeye başlayacaklar( 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde / getirildiğinde, yere göğe sığdıramadıkları, demokrasinin en önde giden savunucuları olduğu için nerede bir ödül varsa AKP'ye verildiği günler çok çabuk geçmiş ve son bir kaç senedir AKP ve onun Genel Başkanı olarak Tayyip Erdoğan'ın tek adamlığından başlayıp, diktatör bozuntusuna vardırmaları pek de uzun sürmemişti).

ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin Orta Doğu havuzuna besleyip saldıkları IŞİD adlı  köpekbalığı, Irak, Suriye ve Türkiye'de istedikleri görevleri eksiksiz yerine getiriyor. Önce, Irak fiili olarak üç bölgeye bölündü ( Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri), ardından Suriye de aynı dini ve etnik temelli bölünmeye doğru gidiyor.

Türkiye ise ya istenenler doğrultusunda hareket edecek ( Şimdilerde açığa çıkmaya başlanan ve adına Arap NATO'su denen askeri yapı içersine girip, İran'ın parçalanması sürecinde önemli askeri işlev görmesi planlanıyor), ya da diğer iki ülke gibi ( Irak ve Suriye) iki veya üç parçaya ayrılmaya zorlanacak ( Güney Doğu'da Kürt bölgesi ve ülkenin geri kalanında Sünni bölgesi).

Türkiye, Kürt sorununu çözebilir mi?

Geçmişte Irak, Saddam yönetiminde Kürtleri imhayı, kimyasal silahlar düzeyine kadar insafsız bir biçime büründürmüştü.  İran da ise günümüzde bile neredeyse her kıpırdanış idam ile sonuçlanmakta. Suriye'de de Kürtler geçmişte de rahat etmiş değillerdi. Baba Hafız Esad, 1974 yılında Rojava bölgesini Kürtlerden arındırıp, Araplara vermek için Arap Kemeri adı altında, Kürtlerin topraklarını ellerinden alıp, Araplara vermiş ve Kürtlerin kimliklerini de geçersiz saymıştı.

Türkiye'de ise Kürtler, Kurtuluş Savaşı sırasında hep birlikte mücadele edip ve Meclis'te ülkenin kuruluşuna büyük katkı vermelerine karşın, giderek meclise kendi adlarına girmelerinin önü kesilmiş, meclisteki varlıkları zayıflatılmış ve ardından da parti kurmaları ve kendi sorunlarını dile getirmeleri de  yasaklanmıştır. Ta ki , 1980 sonrası illegal olarak kurulan PKK (Kürdistan İşçi Partisi)'ya kadar Kürt sorununun adı bile anılamaz hale gelmiştir. PKK'nın silahlı mücadele yöntemi ile binlerce insanımız ölmüş. Ancak artık ülkemizde bir Kürt sorununun varlığı da tartışılmaktan çıkmıştı.

Türkiye'yi diğer ülkerin Kürt sorunundan ayıran en önemli yanı: PKK'nın adı anılan dört ülkede de örgütlü olmalarıdır. 2015 yılına kadar AKP iktidarı zamanında Çözüm Süreci öyle ya da böyle, ilişkilerin yumuşamasına, sorunların konuşulmaya başlanmasına, çözüm için çarelerin arandığı bir süreçti. Ancak, devletin kadrolarında bölünme korkusu refleksi, AKP'nin Çözüm Süreci'nden oy kaybına uğradığını anlaması ve PKK'nın yönetim kadrolarında da " Bize ne olacak şimdi?" kaygısı; Kürt sorununu ülke içinde çözebilme şansını bitirmiştir.

Aradan çok fazla zaman geçmese de, Orta Doğu dinamiği sorunu başka bir evreye dönüştürdü: Bir iki yerel kesişme/çatışma  dışında PKK, bütün güçlerini Suriye ve Irak'a kaydırdı. Özellikle, Rakka'da verilecek olan büyük kapışma için, güçlerini YPG ile bütünleştirdi. Rakka savaşı sonrası, özellikle Suriye de, yeni bir gerçeklik oluşacak. Neredeyse bütün dünya anladı , bir biz anlayamadık

Türkiye , istediği kadar ülke içinde efelensin. Angajman kurallarını işletmek, öyle söylendiği kadar kolay bir konu değil. Karşında iki büyük emperyal devlet var: ABD ve Rusya. AKP yönetimi, cilveleşirim ama bir şey olmaz taktiğinin bir kereye mahsus olduğunu aklından çıkarmamalı.

Bizim, içerde, kendi aramızda çözmediğimiz sorun; artık uluslararası hale geldi. Hatta, daha da büyüdü. Suriye de işin içine girmeye başladı. Irak'ta şimdilik PKK'ya ABD'nin verdiği / vermek istediği kadar istihbarat çerçevesinde vurabiliriz. Zaman geçtikçe, Türkiye'nin Rusya ve ABD ile dans etmesinin cazibesi iki tarafta da azaldığında; önümüze neler konacağını öğreneceğiz. Ama şimdiden söyleyeyim: Hiç hoşumuza gitmeyecek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.