24 Aralık 2013 Salı 05:29
'Yüzüklerin Efendisi'nde oynamak isterdim'

Altındağlı dizisi ile tekrar kamera karşısına geçen Başak Sayan, bir yandan öyküler yazarken, diğer yandan çeşitli filmlerde rol aldı. Ünlü sanatçı yeni dizsini, oyunculuğa bakışını ve kendisini Sayım Çınar'a anlatırken samimi itiraflarda bulundu: Ben Yüzüklerin Efendisi ya da Hobbit serisinde oynamak, Peter Jackson ya da Ridley Scott ile çalışmak çok isterdim.

Başakcığım "The Soprano's" un orjinal uyarlaması olan "Altındağlı" dizisiyle yeniden televizyon ekranlarına döndün. Kendini nasıl hissediyorsun?

The Soprano’s dizisi fanatik derecesinde sevdiğim dizilerden biriydi. Bir Game of Thrones bir de The Soprano’s uzun süre severek izlediğim diziler oldu. Bu yüzden proje bana ilk geldiğinde çok heyecanlandım. Tabii sonradan bir takım endişeler de duymadım değil. Çünkü dizi İtalyan kültürüyle harmanlanmış Amerikan formatında bir diziydi. İtalyan bir mafya babasının Amerika’daki hayatı Amerikanvari espriler ve çok ince nüanslarla anlatılırken böylesi bir kara mizahın nasıl Türkçeleştirileceği ve uyarlanacağı benim için merak konusu olmuştu. Kara mizah Türkiye’de çok iyi anlaşılabilir mi onu da bilmiyordum.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Altındağlı dizisi sulu zırtlak bir absürt değil tam anlamıyla bir durum komedisi oldu. Herkes ciddi bir oyunculuk sergiliyor ama ortadaki durumlar komik. Seyirciye komik gelen de bu zaten izlerken. Dizinin ilk iki bölümü yayınlandı. Ama arkasından bazı aksilikler kendini gösterdi ve yönetmenimiz değişti. Şimdi Mustafa Şevki Doğan ile çalışıyoruz. Dizinin yayınına bu yüzden iki haftalık bir ara verdik. Biz bu arada yeni bölümlerini çekmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki haftadan itibaren tekrar yayına gireceğiz ve kaldığımız yerden devam edeceğiz.


Senin oyunculuk dışında bir de yazar kimliğin var. Roman yazma konusunda bu kadar başarılı olacağını düşünüyor muydun?

Oyunculukla yazarlığın hem paralel hem de birbirinden ayrı tarafları var. Ama ikisinde de bir şey yaratıyorsun. Oyunculukta sana verilen bir sınır var ve o sınırlar içinde yaratıcılığını ortaya koyuyorsun. Hâlbuki yazarlıkta sen bir nevi tanrısın. O süreçte sen yaratıyorsun her şeyi. Bütün yaratıcılığını sınırlama olmaksızın orada sergileyebiliyorsun. Bunun yanı sıra oyunculuk ile yazarlık sürecinde gelen geri bildirimlerde de muazzam bir fark var. Televizyonda yaptığım işlerde çok değişik bir ilgi oluyor. İnsanlar sokaklarda durduruyor, fotoğraf çektirmek istiyorlar ya da canlandırdığım karaktere dair çeşitli sorular soruyorlar ve konuşmak istiyorlar. Yazdığım kitaplardan sonra ise yoğun bir e.mail alıyorum. Her ikisi de insanların bir şekilde kalbine dokunduğunu hissettiğim güzel anlar oluyor.

Bu durum manevi boşluğunu dolduruyor olmalı.Şimdi bu öyle bir şey ki; düşünsene bir şeyler yazıyorsun, bir hikâye yaratıyorsun. Bunlar hiç tanımadığınız insanların iç dünyalarında başka şeylere sebep oluyor.



Sen yaşadığın dönemin dilini yakalayan bir yazarsın belki de, öyle değil mi? Yazılarında, kitaplarında kendi kuşağını mı anlatıyorsun?
Sen zaten biliyorsun; kendimi bildim bileli sürekli yazıyorum. Ve artık bunu daha profesyonel biçimde yapıyor olmanın getirdiği başka şeyler var. Yazarken yaşadığım dönemin ilişkilerini, o ilişkilerdeki handikapları, insanların korkularını, endişelerini fazlaca gözlemliyorum ve tüm bunları aynı zamanda ben de yaşıyorum. Bu yüzden o ruhu yakalıyorum sanırım.

Gezi parkıyla birlikte daha tepkili, daha entelektüel, daha eğitimli bir gençlik olduğunu gördük. Bu yüzden olan biten her şey kamuoyunu da çok şaşırttı. Böylesi bir gençliğe nasıl bakıyorsun?
Şimdiki gençlik bizden çok farklı tabii. Benden, bizden tamamen ayrı bir bakış açıları var. Kendilerini ifade edişleri, ortaya koyma biçimleri bambaşka. Benim kardeşlerim de böylesi bir kuşağın gençlerinden. Onlar da 23-24 yaşlarında, üniversite öğrencisi çocuklar. Mesela onlar daha aileci. Benim kuşağım sadece kendi özgürlüğüne düşkündü ve ailesinden uzaklaşıp kendi dünyalarını kurmak istiyordu. Fakat bu yeni kuşak hem aileyle birlikte olmak hem de onlardan ayrılmadan özgürlüklerini yaşamak istiyorlar. Bu yüzden anne-baba evinden ayrılmayıp onlarla birlikte 30-35 yaşına kadar yaşayan çocuklar var. Bu düzenden kopmadan hem aileleriyle birlikte olmak, hem de özgürlüklerinden feragat etmeden kendilerine ait bir dünya kurmak istiyorlar. Hiçbir şeyden korkuları olmadığı için de kendi kimliklerini ortaya daha rahat koyabiliyorlar.

Olan biteni takip ettiğimiz üzere son zamanlarda Türkiye gündemi yine oldukça karışık. Bu gündem sizin hayatınızı, dizinin reytinglerini etkiliyor mu dersin?
Bizim hayatımızda zaten her şey o kadar değişmiş durumda ki buna bağlı olarak reyting sistemi de değişti. Eskiden reyting rekorları kıran işler şu an reyting alamıyorlar. Çünkü reyting sistemi değişirken reyting sağlayan deneğin yapısı da değişti. Bu yüzden bakıyoruz çok iyi işler ama hiçbir reytingleri yok, diğer tarafta hata dolu işler ama inanılmaz reytingler alıyorlar. Dolayısıyla artık bilemiyorum hangisi doğru hangisi yanlış. Ama sistem çok karışmış durumda. Ortada büyük bir reklam pastası var. Dolayısıyla o reklam pastasından pay alabilmek için de müthiş bir rekabet var.
Akademisyen bir annenin ve asker kökenli bir babanın kızısın. Ankara’da doğdun büyüdün sonra İstanbul’a geldin.


Ankara’ya geliş gidişlerin çok oluyor. Ankara sende özel bir yere sahip olmalı?
Aslında ailem Ankara’da olduğu için oraya gidiyorum. Onlar orada olmasa fazla gideceğim bir yer değil. Ben Ankara’dan 18 yaşında ayrıldım. Şu an 36 yaşındayım. Yani Ankara’dan daha çok İstanbul’da yaşadım. Hatırlarım daha çok burada.
Sen Marmara Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezunsun, başarılı bir oyuncusun ve hatta yazarsın. Ama yine de tüm bunlar senin manken olduğuna dair haberlerin yapılmasına mani olmuyor. Böylesi yanlış haberler sinirini bozuyor mu?
Hayır bozmuyor. Bunlara çok takılmıyorum. Çünkü herkes yaptığı işle ortadır, kendisiyle ilgili yapılan haberle değil.
Önce Akşam Gazetesi, sonra Vatan Gazetesi’nde yazılar yazdın. Hatta Kemal Kılıçdaroğlu ile röportaj dahi yapmıştın.

Her şey böyle iyi gidiyorken neden sil baştan başlamak istedin, gazetede yazmaktan neden vazgeçtin?
Aslında yazmaktan vazgeçmedim. Sınırlanmaktan hoşlanmadığım için köşe yazılarını bıraktım. Akşam’dan ayrılma sebebim tamamen o dönemki maddi sebeplerdi. Vatan’dan ayrılma sebebim ise daha başka şeyler.

Konsept yazar olmak değil, her şeyi yazan bir yazar olmayı mı istiyorsun?
Yani bana bir kısıtlama getirildiği zaman hoşuma gitmiyor. Benim böyle bir otorite sorunum var.
Her ne kadar son zamanlarda dizilere ağırlık vermiş olsan da sen Türk filmlerinde de rol alan bir oyuncusun. Türk sinemasını nasıl değerlendiriyorsun. Oldukça iyi bir yere doğru gittiğini düşünüyorum.

Örneğin sana nasıl bir rol gelse sinemada oynarsın?
Ortada daha bir hikâye ya da senaryo yokken ve bana bir şey gelmeden ben şunu oynamak istiyorum diyemem. Ama beni kışkırtacak, yoracak, üzerinde günler, geceler çalışmamı sağlayacak, bana meydan okuyacak bir rolde oynamayı tercih ederim.

Senin dünya sinemasıyla da aran çok iyi. Bir Hollywood filminde oynama şansın olsaydı hangi filmde, kiminle birlikte oynamak isterdin?

Ben Yüzüklerin Efendisi ya da Hobbit serisinde oynamak, Peter Jackson ya da Ridley Scott ile çalışmak çok isterdim.

Önceden Twitter’da daha aktif biriydin. Sosyal medyanın hayatındaki yeri nedir?
Sosyal medyada hala etkinim. Sadece Twitter’dan çok Instagram’da fotoğraf paylaşımına kaydım şu sıralar. Dönem dönem birisi diğerinin önüne geçiyor. Mesela şu son olaylar yüzünden Instagram’a bakmıyorum bile.

Yaprak Dökümü ekibini özlüyor musun?
Hayır. Bende öyle geçmişi özlemek gibi bir durum pek yoktur. Bir şey bittiği zaman o biten şeyi orada bırakabilirim. Benim için artık bitmiş, gitmiş, geçmişte kalmıştır. Çünkü benim onunla bir bağım yok artık. Bu sadece Yaprak Dökümü için değil, her şey için geçerli. Bir şey bitiyorsa orada kalıyor benim için.

“Aşk ve Baştan Çıkarma Üzerine…” isimli ilk kitabında kitlesel baştan çıkarma metotları bölümü vardı. Kitabında anlattığın şeyleri hala yapabiliyor musun?
Hayır. Çok uyguladığım şeyler değil ama farkında olduğum şeyler diyebilirim. Onları uygulayabiliyor olmak kolay şeyler değil. Çok ciddi bir irade istiyor.

Peki yeni kitabından biraz söz edebilir misin? Bağlanma Korkusu gibi yine film tadında, senaryo kıvamında bir çalışma mı?
İnsan ilişkilerinin yoğun olduğu hayata dair içinde spritüal bir takım konuların da olduğu bir hikâye yazıyorum. Oyunculuk tarafım da olduğu için sanırım kafam artık sinemasal formda çalışıyor. Bu yüzden yazma stilim öyle.


Yakın zamanda yaptığın bir Bali seyahatinde uçaktaki hostesler senin Penélope Cruz olduğunu söylemişler. Nasıl hissettin?
Evet, Singapur Havayolları’nı kullanıyordum. Gözlükte kullandığım için öyle bir benzetme oldu. Komik bir durumdu.

Carmela Soprano ya da Canan Altındağlı hayatında bir şeyleri değiştirdi mi?
Henüz değil. Daha çok erken. Biraz daha zaman geçmesi lazım bir şey söylemek için. Ama elbette büyük bir aşkla oynuyorum bu karakteri şu an ama bende bıraktığı izle ilgili şu an bir şey söylemem doğru değil.

Bir dönem magazin sayfalarında çokça yer alıyordun. Şimdi daha rahat ve huzurlu bir hayatın var. Biraz kendini geri çekme durumu mu var?
Hayır. Kendimi geri çekme durumum yok. O dönemki popülarite biraz da yaşadığım ilişkiyle alakalıydı. Artık beni ne mutlu ediyorsa onu yapıyorum. Şu an beni mutlu eden şey bu. Biliyorsun; içki içmiyorum, sigara kullanmıyorum, gece geç saatlere kadar dışarıda olmaktan keyif almıyorum. Aksine evde kitap okumak, yazı yazmak bana daha çok keyif veriyor. Bu yüzden çok göz önünde olayım, dışarıda çok vakit geçireyim, gideyim eğleneyim, aman şu kulüp de yeni açılmış gidip onu da bir göreyim gibi bir isteğim ve arzum yok. Bu gibi şeyler bana bir şey katmıyor. Bu yüzden sırf o ortamda bulunmak için de zevk almadığım bir duruma sokmak istemiyorum kendimi. O zamanlar durum onu gerektiriyordu, öyle yaşamaktan keyif alıyordum, onu yapıyordum. Ama artık öyle şeylerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Bu anlamda bir asosyalliğim olduğu doğru artık.

1999 Marmara Depremi hepimizde unutulmaz izler bıraktı. O anda sevgilinden ayrıldığın doğru mu?
Tam kapının önünde gecenin 3’üydü yanlış hatırlamıyorsam. Çok sinirliydim ve artık yaşadığım ilişkiyi sürdürmek istemiyordum. Ve o an da ayrıldım. Ayrıldım ve bitti… diye düşünüyordum. Sonra ne olduğunu anlamadan derin bir uğultu ve şiddetli bir sarsıntı başladı. Ve korkudan daha o an sevgilimle yeniden barışmıştık.

“İstanbul’u çok sevdim. Çünkü içinde sen varsın” dediğin zamanlar oluyor mu? İstanbul romantik bir şehir mi senin için?
Olmuyor. Nedeni de şu; önceden mutluluğum dış unsurlara bağlıydı. Âşıksam mutluyum. Hayatımda, sevgilimle problemlerim yoksa mutluyum. Sevdiğim kişi beni mutlu ediyorsa mutluyum, etmiyorsa mutsuzum. Adam hayatımdan gitti; mutsuzum… Böyleydi. Birisine bağlıydı önceden. Ama çok uzun zamandan beri mutluluğum başka bir insana ya da başka bir duruma bağlı değil. Ben kendi içimde mutluyum. Kendi içimde mutlu olduğum için de İstanbul’a olan sevgimi başka birisine atfedemem. İstanbul’u seviyorum ama onu kendim içinde var olduğum için seviyorum.  

Yıllar içinde daha olgun bir oyuncu oldun. Attığın adımlara, verdiğin beyanlara daha dikkat ediyorsun. Yaş geçtikçe insan yaşlanmıyor, yaşamadıkça… Sen her defasında risk alarak yaşamayı tercih eden biri oldun. Bu yaşama isteği mi seni daha genç tutuyor sence?

Bilmiyorum ki risk almayı seviyor muyum… Aslında çok risk alan birisi değilim ama ikili ilişkiler olarak düşünürsek haklı olma ihtimalin yüksek.

Aşkta çok tutkulu birisin.

Zaten aşkın doğası o değil mi?.. Şimdi yaşadığım duyguları yüzeysel yaşamıyorum ben. Hepsini derin yaşıyorum. O yüzden bu bir tutku gerektiriyor.

Hayatının bir dizi seti gibi olduğunu düşündüğün oluyor mu?
Her zaman değil.

Hem yazar hem de bir oyuncu olarak yazmak için yaşamanın gerekliliğine inanıyor musun?

Yazdığım her iki kitapta da kendi hayatımdan doneler var mı diye sorular geliyordu bana sürekli. Hayır. Onlar benim hikâyem değil. Ama benim hayatımdan, benim hayal gücümden izler taşıyan yarattığım karakterlerle kurgulanmış hikâyeler. Bütün yazarlar zaten kendi hayatlarından yola çıkarak bir hikâye yaratırlar. Ve o hikâyenin gerisinde onların hayatlarından izler vardır aslında gerçek olmasa bile. Yazarı o hikâyeyi yaratmaya götüren nedenler vardır kendi iç dünyasında.



Günümüz dizilerine baktığımızda pek çok insan çeşitli dizilerde rol alıyorlar. Çok fazla oyunculuk deneyimleri olmamasına karşın ahkâm kesiyorlar, bu işte yol kat etmeden fikir sahibi oluyorlar ve oyunculuğun kriterlerini düşürüyorlar.

Ben bu tür şeyleri hiç yargılamıyorum. Hayatta hiçbir şeyi yargılamıyorum. Bu bir yetenek meselesi ve söylediğin gibi uzun bir yol aslında. Ama sen eğer o yeteneğe sahip değilsen. Ya da o ışık sende yoksa zaten sen bitersin, uzun vadeli işler yapamazsın. Kalıcı olamazsın. O yüzden bunları konuşmak bile saçma. Eğer kişi kendine güveniyorsa ve yapmak istiyorsa her isteyen bu işe soyunabilir. Yapabilir ve yapamaz zaten onu zaman gösterir. Onun hakkını ya da takdirini izleyici verir.

Türkiye’de kadın oyuncu olmak hele de güzel bir kadın olmak başa bela bazen. Bu işten nasıl sıyrılıyorsun?
Güzel olmanın hem avantajı hem de dezavantajı var. Bunların üstüne bir de yazar kimliğinde varsa benim gibi daha fena. Ekstra kendini koruma altına almak durumunda kalıyorsun. İlişkilerine herkesten daha fazla dikkat etmek zorunda kalıyorsun. Bir de insanlarda şöyle bir algı var. Ne kadar başarılı olursan ol, eğer güzel bir kadınsan sen bulunduğun noktaya başarınla değil güzelliğinle gelmiş kabul ediliyorsun. Oysaki pek çok güzel kadın var onlar niye bir yere gelemiyorlar o zaman; bunu düşünen yok. Bu yüzden tek kriter güzellik değil. Yetenek ve zeka ile birleşmesi gerekiyor ki o güzelliğin sonuç alabilsin. Bazen de güzellik dezavantaj olabiliyor. Çünkü sen kendi yeteneğini ortaya koyarken zorlanıyorsun. Çünkü insanların gördüğü ilk şey senin güzelliğin oluyor. Bir kitabın dış kapağındaki güzellikte kaybolup içindeki derinliği görememek gibi bir şey bu. İnsanlar önyargılı olabiliyor ve yeteneğini ya da zekanı daha sonra fark edebiliyorlar.

Şu an oynadığın dizi, yazdığın yeni roman dışında geleceğe dair yeni projelerin var mı?
Var kafamda mesela şimdi bir televizyonla ilgili bir proje var. Onunla ilgili çalışmalara başlayacağım.

Sayım Çınar/insanhaber.com
Son Güncelleme: 21.12.2016 15:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.