17 Mayıs 2017 Çarşamba 15:38
Sanatın Çığlığı: KORU BENİ!

Çocuklarımızla ilgili hergün yeni bir haberle başlıyoruz güne. Ya bir taciz ya bir şiddet ya da bir ölüm… Bu ülkede yaşamak çok zor ama çocuklar için çok daha zor. Tüm bunların arasında bunu dert eden, ses verenler de var elbette. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Uluslararası Taş Heykel Sempozyumu’ndaki sanatçıları ziyaret ettim. Onlar heykel yapıyorlardı ama içlerine çocuk koymuşlardı çoğunlukla. Her bir heykel bir yerden dokunuyordu çocuklara. Sempozyumun ortak bir teması yok ancak yapılan her eserin dünyaya bir ses verdiği açık. Her eser farklı tonda da olsa aynı melodiyi çalıyordu sanki. Dünyamı, evimi, çocuğumu, yaşam alanımı, gülüşümü, sevincimi, dostluğumu, geleceğimi…KORU BENİ…

Beylikdüzü Belediyesi tarafından bu yıl 3.sü düzenlenen Uluslararası Taş Heykel Sempozyumu sona erdi. Türk heykeltraşlardan Ayla Turan, Bahadır Çolak, Kadriye İnal ve SelçukYılmaz; Peru’dan Aldo Shiroma Uza, Yunanistan’dan Antonis Myrodias, Portekiz’den Antonio Redondo, Kolombiya’dan Sandra Lopez, Macaristan’dan ise Tamas Baraz özgün eserler için 20 gün boyunca çalıştı. Ortaya çıkan 9 heykel 19 Mayıs günü açılacak Beylikdüzü Yaşam Vadisi’nde izleyici ile buluşacak.

Sempozyum devam ederken İnsan Haber olarak biz de oradaydık. Taşın toza karıştığı bir ortamda tüm heykeltıraşlarla, heykellerini ve heykel sanatının bugününü konuştuk. İlk molayı Sempozyum’un küratörü de olan Ayla Turan verdi. 

Son yıllarda sıkça sempozyumlara tanıklık ediyoruz. Heykel sanatı açısından sempozyumların önemi nedir?

Dünyanın farklı ülkelerinden farklı sanat görüşlerine sahip sanatçıların, yaklaşık bir ay gibi bir üretim sürecinde bir arada olması, bu üretim sürecini gençlerle, çocuklarla paylaşmaları, binlerce yıl kalacak sanat eserleri kazandırmaları bir bakıma sempozyumlarla mümkün oluyor.

Yerel yönetimlerin bu tür sanatsal etkinliklere desteği gerçekten çok önemli. Davet edilen heykeltıraşların yarattıkları heykellerin gelecek nesillere aktarılması, kentin çağdaş kimliğine katkıda bulunması acısından çok değerli kazanımlar. Son dönemlerde her alanda maalesef geriye gidiyor olsak da şaşırtıcı bir biçimde, Türkiye’de heykel Sempozyumları çok yaygın olarak devam ediyor. Sanatı destekleyen yerel yönetimlerin, sanatı engelleyenlerden daha fazla olması hepimiz için çok önemli.

Buradaki atmosferden bahsedelim biraz da…

Senin de gördüğün gibi… epey ağır bir çalışma temposu içinde tozu dumana katıp sabahtan akşama kadar çalıştık. 20 günlük bir çalışma süremiz vardı. Bu kadar kısa zamanda devasa boyutta heykelleri yapabilmek için olağanüstü bir çaba gerekiyor. Tam gün alandaydık, öğlen yemekleri dahil.  Ama tüm ekip keyifli zaman geçirdik. Doğrusu heyecanlıyız da. Her heykel özel anlamlar içeriyor ve izleyici ile buluşacağı zamanın heyecanı bizi de etkiliyor açıkçası.

Sizin çalışmanıza gelirsek, sanırım sevimli bir çocuğumuz var heykelinizin odağında…

Evet, tombul sevimli bir çocuk figürü yaptım. Çıplak bir çocuk bu, başka bir deyişle savunmasız. Kafasında sadece bir motosiklet kaskı var. Adı ise “koru beni”. Gerek savaş ortamı gerek Türkiye’de  gündemde olan çocuk istismarları, tecavüzler, üstünü örtmeler, çocuk gelinler… artık tahammül edilemez durumda! Maalesef en çok korumamız gerekenler çocuklar ama onları koruyamıyoruz.

3. köprüden tekneye…

Sohbetimize Yunanlı heykeltraş Antonis Myrodias katılıyor. Heykelini soruyorum “Bir tekne yaptım” diyor ve ekliyor “Yani bilinen bir şey. Açık alanda bu heykel izleyicinin algısında kolayca yer edecek bir biçim. Teknenin zaten kendi içinde gelmek, gitmek, macera gibi insan belleğinde iz bırakan bir özelliği var. Ben bu biçimi öyle kurguluyorum ki, heykelin yanına gelenler tüm iniş, çıkışları kullanarak iletişim kurabilecek, üzerine oturabilecek, heykelle birlikte yaşayabilecekler. Nuh’un gemisi gibi yani. Ve ortasına da zeytin ağacı diktim. ”

Politik bir mesaj da veriyorsunuz aslında…

Evet çünkü İstanbul tanıdığım bir şehir. Geçen yıl Nisan ayında buradaydım. O zaman beni en çok etkileyen şeylerden birisi 3. Köprünün yapım aşamasında ağaçların kesilmesiydi. Ayrıca bir de Kanalİstanbul diye bir proje var. Tüm bunların çok fazla etkileşimi var, coğrafya değişiyor ve değişecek. Yani ortada doğaya olan saygı kalkmış durumda. Tam da bu noktaya gönderme yapmak istedim aslında.

Heykelden politikaya sohbetimiz uzun uzun sürüyor. Bir yanda Türkiye’deki politik atmosfer öte yanda Çipras hükümeti…  Yapılanlar yapılamayanlar derken gün sona eriyor. Yarın diğer heykeltıraşlarla buluşmak üzere, deyip kısa bir mola veriyoruz.

Dilek Dindar / insanhaber

Yarın: Taşlar dile geldi sokağa çıkıyor

Son Güncelleme: 18.05.2017 15:18
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.