12 Kasım 2013 Salı 10:18
Atilla Dorsay: Bir tuhaf dönemdeyiz

Bir süredir yazmıyordunuz. Şimdi T24 bağımsız bir internet sitesinde yazmaya başlamışsınız. Yazmadan geçirdiğiniz günleri nasıl geçirdiniz?

Yazmadan hiç günüm geçmedi ki!...Ayrıldığım dakika film görmeye ve yazmaya devam etmeyi kararlaştırdım. Eleştirilerimi aynen gazeteye yazar gibi yazdım. Biliyorsun, ben onları periyodik biçimde kitaplara dökerim. Yine ayni şeyi yapmak umuduyla, hiç aksatmadım. Ayrıca iki dergide (SİNEMA ve Milliyet- Sanat) geleneksel köşelerimi boş bırakmadım, Cannes izlenimlerimi Radikal için yazdım. Önemli bir şey olduğunda ya bir gazete benden yazı istedi (Tuncel Kurtiz’in ölümü) ya da ben yazmayı önerdim (Zülfü Livaneli’nin çok sevdiğim son romanı). Ve de yazdım

Sabah gazetesinde “Emek yoksa ben de yokum” dediniz ve istifa ettiniz. Bazı gazeteciler sizin artık yazı yazmayacağınızı düşündü. Türkiye’de gazeteciler neden hep bu tip olaylar karşısında pesimist bir tavır sergiliyorlar?

Bilemiyorum. Benim gibi 1966’dan beri sürekli yazmış ve 1976’lardan itibaren 50’yi aşkın kitap yayınlamış, Allah’a şükür de henüz bunamamış ve hemen hemen ayni enerjiyi koruyan bir aydının köşesine çekileceğini mi düşündüler? Elbette o gün de gelecek. Ama henüz değil. O pesimizm ise, en azından bazıları için bir ‘wishful thinking’ idi. Yani istediği şeyi gerçek sanma ve sunma tavrı.

T24 oldukça önemli bir haber sitesi. İnternette yazmanın püf noktalarını öğrendiniz mi? İnternette köşe yazmak sizde ne gibi değişimlere yol açtı?

T24’ü duyuyordum. Özellikle Hasan Cemal gibi çok önemli bir dost kalem de oraya sığındığında...Ama internet’le ilişkim süper olmadığı için, pek okumuyordum. Öneri geldiğinde birkaç dostuma söz ettim, hepsi son derece övücü konuştu. Ben de hemen başladım. Şimdi sadece Cuma-Cumartesi günleri eleştiri yazıyorum. Ama içimde kabaran öylesine bir öfke (elbette olup bitene ve iktidara) ve yazılacak öylesine acı şeyler var ki, yine şehircilik ve İstanbul yazılarına da atlayabilirim. Ama şimdilik değil, çünkü üzerinde çalıştığım önemli kitabı bitirmem gerek.

Sizinle ne zaman söyleşi yapsam kendimi iyi hissediyorum. Çünkü konuştuğunu yazabilen bir yazarı karşımda görüyorum. Konuştuğunu yazabilen yazarların azlığını neye bağlıyorsunuz?

Bilemem. İyi yazmak illa da iyi konuşmayı gerektirmiyor. Öyle büyük yazarlar gelip geçmiştir ki, konuşmaları son derece tutuktur. Aslolan yazıdır elbette...Ben yazdığı gibi, rahat konuşan biriyim. Ama bu çok önemli değil. Yine de uzanan bir mikrofona ve kameraya konuşmaktan hiç kaçınmadım. Hatta büyük keyif aldım. En büyük pişmanlıklarımdan biri, radyoculuğu sürdürememek oldu. Çünkü benim iki tutkumu, müziği ve kitleye konuşma zevkimi birleştiriyordu. Kader utansın!...

Sürekli bir üretim halindesiniz..Yeni kitabınız Emek sinemasıyla ilgili, ne zamana yayınlamayı düşünüyorsunuz? Bu kitapta daha kimler var?

O kitap benim ayrılırken söyleşilerde okurlarıma vaad ettiğim iki kitabın ikincisi. İlki Quo Vadis İstanbul (İstanbul Nereye?) zaten Ağustos’da çıkmıştı. İkincisi Beyoğlu üzerine. Ama ona, o artık çok bilinen yazımın başlığını koyduk: Emek Yoksa Ben De Yokum. Elbette haince yıkılan Emek üzerine, ama ayni zamanda tüm tarihsel kültürüyle birlikte yok edilen Beyoğlu üzerine bir kitap. Bir Beyoğlu güzellemesi ile bir Beyoğlu ağıdı bireşimi. Ve içine kendimden, geçmişimden, kişiliğimden çok şey koyduğum...Yayınevine teslim edildi, yakında çıkacak. Şimdi üzerinde çalıştığım kitapsa, Türk Sineması’nın 2014’de kutlayacağı 100. yılı dolayısıyla hazırladığım bir kaynak-kitap: 100 Yılın 100 Türk Filmi. Sinemamızı baştan itibaren tarıyorum, eski filmleri büyük çabalarla bulduğum DVD’lerden izliyorum veyazıyorum. Amaç 2014’ün başlarına yetişmesi.



İzzet Çapa’ya ne diyorsun, gazetecilikte başarılı oldu, her ne kadar işletmeci olsa da, çok tartışılıyor yapıp ettikleri. Ne dersin bu konuda?

İlginç söyleşiler yapıyor, magazine belli bir kalite getiriyor. Ben merakla okuyorum.

Ülkemizce sayıları artan birçok film festivali var. Bu festivalleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, pıtrak gibi çoğaldı. Elbette Antalya ve İstanbul’un yerleri bambaşka. Ama o güzelim İzmir, Bursa ya da Kars festivallerine ne oldu? Ankara da biraz sessiz-sakin bir hal aldı. Ne yazık ki bu olaylar ancak dönemin yerel yönetimiyle var ya da yok oluyor. Ama yerlerine başkaları geliyor. Adana, Diyarbakır, Eskişehir, Malatya festivalleri örneğin. Hepsine gittim –Malatya’ya bu yıl gideceğim. Her festival bir şenliktir, bir bayramdır. Ve yöre sakinlerine çok şey kazandırır. Daha da artmalı ve yönetimce desteklenmeli.

Altın Portakal Antalya film festivalindeki filmleri ciddi anlamda eleştiri aldı. Ulusalda yarışan filmlerden hangileri aklınızda kaldı? Yapılan eleştirilere ne kadar katılıyorsunuz?

Çok parlak bir yıl değildi. Ama çok kötü de değildi. Ben SİYAD jürisindeydim, hepsini izledim. En azından üç filmi çok beğendim: Kusursuzlar, Kutsal Bir Gün, Mavi Ring. Ayrıca Meryem, Mavi Dalga, Uzun Yol veya Sev Beni de ilginçti. Daha ne olsun?

Sıkı ideoloji takipçisi bir yazar olmadınız, ama sık sık kültürel-politik denebilecek yazılarınız oldu. Bu yazılarınıza nasıl tepkiler aldınız?

Elbette ideolojik angajmanlarım var, hep oldu. Sonuç olarak dünya görüşümüz ve hayata bakışımız herşeyi biçimlendirir. Ama temel olarak yazdığım iki alanda, bir sanat olan sinemada ve bir bilim olan şehircilikte, ideoloji en ağır basan şey olmamalı diye düşündüm ve bunu sık sık da yazdım. Ne Türk sinemasını, ne de İstanbul’u ideolojiyle, bağnaz bir ideolojik ve siyasal yaklaşımla kurtaramazsınız. İşin içine sanatın ve bilimin kendine özgü yasalarının girmesi gerekir.

Hala sabahın erken saatlerinde basın gösterimlerine gidip filmler izliyorsunuz.. yaş geçtikçe insan yaşlanmıyor, yaşamadıkça değil mi?

İlla da gençlik iddiam yok. Elbette hepimiz yaşlanıyoruz. Eskisi gibi geceleri o kulüp senin, şu konser benim sokağa çıkmaya hevesim yok. Ama iş sabah erken de olsa film görmeye, sinema veya İstanbul üzerine yazmaya gelince, beni kimse durduramaz. Bunun dışında, birer mütevazi kitapla da olsa hikaye ve şiiri denedim. Şimdi bir de roman yazmayı çok istiyorum.

Türk medyasında birçok önemli isim internette yazmaya başladı..Yazılı medyadaki köşe yazarlarına neler oluyor?

Neler olduğunu birlikte görüyoruz. Çağdaş medya utanılacak biçimde, en ünlü ve yetenekli yazarları bile bağrından atıyor. Ve kimsenin de kılı kıpırdamıyor. Hasan Cemal’dan Can Dündar’a, Selahattin Duman’dan Zülfü Livaneli’ye, Ahmet Altan’dan Mehmet Altan’a, Haluk Şahin’den Oktay Ekşi’ye, Mustafa Mutlu’dan Yavuz Baydar’a, Ece Temelkuran’dan Elçin Yahşi’ye, öylesine çok ve kimileri popüler yazar köşesinden edildi ki...Ve işin tuhafı, okurları sanki hiç aldırmadı. Gazetelerin tirajında hiçbir oynama olmadı. Bir ölçüde meslekdaşları da o kadar tınmadı.. Hepsi biryana ama, mizah yazdığı için –ben okumasam da- çok sevilip okunan Selahatin Duman gibi bir yazarın birden yok olmasının böylesine sessizlikle karşılanacağını rüyamda görsem inanmazdım!...Bu devir, basın tarihimiz açısından hep hatırlanacak tuhaf bir devir.



Mehmet Barlas ve Nazlı Ilıcak’ın son çıkışına ne diyorsunuz? Bizim ülkemizde gündem çok çabuk değişiyor değil mi?

Nazlı hanımı hep takdir etmişimdir. Yine cesaretini gösterdi. Mehmet Barlas ise tam bir ‘her devrin adamı’. O kadar çok yayın organı, cephe ve siyaset değiştirdi ki, artık ciddiye alınması mümkün değil.

Savaş Ay’la birlikte çalıştığınız dönemler oldu. Sizce Savaş Ay nasıl birisiydi?

Tertemiz ve dürüst bir halk çocuğu, çalışkan ve inatçı bir gazetecilik neferiydi. Hep haberde ve enformasyonda gerçeğin peşinden koştu. Sağlığını böylesine yitirdiği son dönemde bile işten ve görevden kaçmadı, köşesine çekilmedi. Yönettiği tek filmi (“Dansöz”) ağır biçimde eleştirmiştim. Mecburdum, çünkü çok kötüydü!...Bu aramıza biraz mesafe koymuştu. Benim açımdan değil tabii...

A Takımı, Türk televizyonculuğu için bir aşamadır. Umarım bir TV Tarihimiz kitabında yerini bulur. Allah rahmet eylesin..  

SAYIM ÇINAR / İNSANHABER.COM





 
Son Güncelleme: 21.12.2016 15:05
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.