24 Ekim 2013 Perşembe 06:23
Ali ile Ramazan 'sahneye çıkıyor'

GÜLŞEN İŞERİ

İNSANHABER.COM / ÖZEL-
Toplumun hep ‘öteki’leri oldular. Bazen cinayete kurban gittiler bazen de toplum dışına itilerek yalnızlaştırıldılar. Kendilerini ne kadar anlatsalar da ‘Türk aile dokusu’ onları anlamaktan, dinlemekten oldukça uzaktı.

Onlar kendilerini anlatmanın başka yollarını buldular artık… LGBT bireylere karşı güçlü bir kırılmanın yaşandığı günümüzde, sinema, tiyatro, belgesel gibi araçlarla onların hayatlarına daha kolay dahil olabiliyoruz. Belki bu yolla daha iyi anlıyoruz.

Şimdilerde çok konuşulacak yeni bir oyun sahnelenmeye başlandı. Perihan Mağden’in 2010 yılında çıkarttığı 'Ali ile Ramazan' romanı tiyatro sahnesine uyarlanırken bizi de farklı bir yolculuğa çıkarttı.

1990’larda İstanbul’da yaşanan bir üçüncü sayfa hikâyesini konu alan oyun, Ali ile Ramazan adlı iki gencin birbirlerine olan aşklarını, yaşadıkları acıları ve toplumsal gerçekleri anlatıyor. Onur Karaoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı oyun, sadece 'Ali ve Ramazan'ı değil, günümüz toplumunun dışladığı insanların hikâyelerini de sahneye taşıyor.

Oyunda Gülen Karaman ve Metin Göksel gibi usta isimlerin yanı sıra Fatih Gençkal, Nadir Sönmez ve İbrahim Halaçoğlu gibi genç yetenekler rol alıyor…

‘Studio 4 Istanbul’ tarafından tiyatro sahnesine uyarlanan oyunun geçtiğimiz gün Garajistanbul'da prömiyeri yapıldı.
Salonda oturacak yer kalmamıştı. Herkesin sabırsızlıkla beklediği oyun başladığında romanın sayflarında gezinmeye başladık. Ama hemen hatırlatalım, eğer romanı okumadıysanız oyunu anlamakta güçlük çekebilirsiniz.

Biz daha fazla sözü uzatmayalım, oyunu yöneten Onur Karaoğlu'yla bir araya gelip oyunu ve amacını konuştuk.

-Okuduğumuzda bizi sarsan ve hala etkisinde olduğumuzda bir romanı, Perihan Mağden’in Ali ile Ramazan’ını tiyatro sahnesine uyarladınız… Nasıl karar verdiğinizden başlayalım mı?
Perihan Mağden’i çok seviyorum ve Ali ile Ramazan romanını çok da inandırıcı bulmuştum, beni oldukça etkilemişti. Romanı ilk okuduğum da hikâye çok güçlüydü, gerçekten yaşanmış iki insanın başından geçenler anlatılıyor ve oldukça da sarsıcıydı. Bir de ben küçükken Ali ile Ramazan’ın yaşadığı yerlerde yaşıyormuşum gibi hissettim. O yüzden de tiyatro yapıyorum ve yaptığım şey daha nasıl etkili olur diye düşündüm…

-Roman çok sertti oyunda biraz daha sertlikten uzaklaştık sanki
Sahnemizde Ali ile Ramazan’ın hikâyesini olduğunu gibi kullanıyoruz. 70’lerin sonunda başlayıp 90’ların başında biten hikâye evet, çok sert bir hikâye… İçinde bir sürü trajik hikâyeler var.

-Bu oyunla Ali ile Ramazan’ı daha iyi tanıyacağımızı söyleyebilir miyiz?
Ali ile Ramazan’ı biz de tanımaya çalıştık, onları anlamak için çok daha fazla çalışmam gerektiğini biliyordum ama günümüzden hikâyelerle onları daha yakından tanımaya, tanıtmaya çalıştım. Başka hayatların ve yaşamların Ali ile Ramazan’ın hayatlarına dokunmalarını sağladım ki onları daha iyi anlayalım…




-Ali ile Ramazan kuşkusuz çok önemli bir kırılmaya da neden oldu…Peki sizin amacınız neydi?
Tiyatroda şöyle bir şey var; insanlar ritüel olarak bir araya gelip, bu bir araya gelmedeki enerjiden bir şeyler çıkartırlardı. Ali ile Ramazan içinde bir araya gelme, anlayıp dinleme bir yandan da onların yaşanmışlıklarını kutlama gibi… Evet onların hikayesini anlatmak çok zor, çok sert, çok trajik ama Ali ile Ramazan için bir araya gelmek onların varoluşlarını hatırlamak, hatırlatmak ve Perihan Mağden sayesinde de yeniden kutlamak gibi bir şey... Tiyatro da oturup ağlayacağız demiyorum…

Onlar öldüğünde bir tören bile yapılmamış, bu da bizim için tören ama hüzünlü bir tören değil. Onların bir birini çok sevip onları hatırlayarak mutlu olmak istiyoruz aslında…

-Bir yüzleşme mi peki?
Yüzleşme evet ve neden kutlamıyoruz Ali ile Ramazan’ın varoluşlarını? Perihan Mağden’in bize hatırlatmış olmasını neden kutlamıyoruz? Onlar çok korkunç hayatlar yaşamış olsalar da, onları hatırlayıp bunlarla yüzleşmek daha doğru geldi bize…

-Peki, Ali ile Ramazan sıradan bir hikaye olmayacak, dolayısıyla da oyuncuları seçerken yada kimin oynayacağına karar verirken nelere dikkat ettiniz?

Ali ile Ramazan’ın hikâyesini anlatmak istiyorsunuz, çok büyük bir sorumluluk, metin olarak, beden olarak orada var olma biçimi, takındığınız tavır, duruş… Tiyatronun kendi dinamiği var, kuralları var, biz bu karakterleri yaşatmak ve onları nasıl onurlandıracağımızı düşündük.

Romandaki bir karakteri tanımla biçimi ile tiyatroda bir karakteri tanımla biçimi farklıdır. Nadir ve Fatih çok iyi oyuncular… İşin etik bir taraftı da var, o yüzden de o yaşanmışlıkları onurlandıracak birilerinin olması gerekiyordu. Bu bir yanıyla da sorumluluktu. Oyuncuları seçmekte de tereddüt etmedim. Oyuncular da provalarda romanı sürekli okuyor… Kafalarında o dünyayı yaratmak için çaba harcıyorlar. Ama elbette bu tiyatro yapmakla açıklanacak bir şey değil. Başka bir taraftan da girişmen gerekiyor… Tiyatro da Ali ile Ramazan’ın hikâyesini detaylandırıyoruz, video ekliyoruz veya başka hikâyelerle anlatıyoruz.

-Hayatımızda bu tarz hikayeleri görmeye başladık.. Kimi sinema filmi oldu, kimi tiyatro sahnesinde kimi de belgesel… Burada artık kırılmalar yaşadığımızı söyleyebilir miyiz? Bunu neye bağlıyorsunuz?

Gelişme var tabii ki. Bunun yanında da kat etmemiz gereken çok mesafe var. İnsan hakları sonuçta, Türkiye’de kaçınılmaz olarak hak ihlalleri var; bizim yaptığımız bu tiyatronun da tüm bunlara bir katkısı olacağını düşünüyorum. Ama bunlar daha kar taneleri gibi, küçük küçük taneler olarak birikmeye başlayacak, o yüzden de zamana ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Çok şey olmuyor, ama daha çok şey olabilir…

Evet, sorunluluk var, Ali ile Ramazan’a karşı sorumluluğumuz var… 92’de Ali ile Ramazan’ın hikayesi bitti, 92’den bugüne geldiğimizde çok şeyin değiştiğini gözlemliyoruz. Ali ile Ramazan bugün yaşıyor olsaydı başka bir şey olurdu belki… Ama bugün de başka şeyler oluyor.

-Ama o yıllarda biz Ali ile Ramazan’ın hikayesini tiyatro sahnesinde göremezdik…
Tabii ki… Perihan Mağden 92’de gazete kupürlerinden üçüncü sayfa haberinden anlattı romanını, doğru zamanda da yazıya dönüştü. İnandığımız bir şeyi yapıyoruz biz de…

-Türkiye'de eşcinsellere bakış Gezi süreciyle kırıldı diyebiliriz ki Onur Yürüyüşü sanıyorum bunun en büyük göstergesiydi…
Oyunun içinde de Onur Yürüyüşü var, 2013’deki Onur Yürüyüşü başka bir şeydi tabii ki… 20 yıl önce Onur Yürüyüşü’nde 50-60 kişi katılırdı… Bütün o aşamalar ve çalışmalar beni umutlu kılıyor.
Başka bir batı ülkesine gittiğinizde bizim ülke çok geride ama belli bir mücadele vermeden de bir şey kazanmıyorsunuz. 

Son Güncelleme: 03.01.2018 19:23
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.