Nejat, yine soğuk bir kış günü sabahın köründe üç kuruş para kazanmanın derdi ile yataktan kalkmanın öfkesini henüz üstünden atamamışken her zaman olduğu gibi kendine kızdı.

  • Tabii yaa!.. Zaten geciktim bir de sen (…)zorluk çıkar bana…

Konuştuğu kişi aslında bir kişi değildi. Klasik yaptığı ayakta çorap giyme resitalinde çorabı beş değil dört parmağına giydirmesi ve bu durumdan serçe parmağını sorumlu tutup zorluk çıkarmayla itham etmişti bundan önceki 15 yılda olduğu gibi. Olaylardan devamlı kendini sorumlu tutar ve kendine kızardı aklı erdi ereli. Aklının erdiğini düşündüğünde 18 yaşındaydı.

Kış aylarında daha da sertleşen hidrolik sayesinde apartmanın kapısının poposuna çarpması, yüzüne vuran İstanbul’un keskin ve yakıcı soğuğu ile daha da katlanılmaz olmuştu onun için. Bir küfür savurdu. Ve apartmanın önünde duran, şimşek mavisi Opel Astra gözünün önüne geldiğinde bir küfür de eski eşine savurdu.

Bir yandan kendine, bir yandan kaderine, bir yandan işlerinin rast gitmemesine, bir yandan yokuşun dikliğine söylene söylene görev yerine gitti. Epeydir duygularından emin olamıyordu. Buna bağlı olarak devamlı içinde bir sıkıntı ve kasvet hali vardı. Mutsuzdu. Memnun değildi sahip olduklarından.

Derken karşıdan “O” belirdi. Zeynep’i ilk görüşüydü. Salına salına geliyordu. Öyle garip bir ahenkle salınıyordu ki giydikleri üzerinde salınan bir salkım söğüdün sonbahar rüzgarında salınması gibi salınıyordu. Ve ismini söylediğimde sadece nazenin bir edayla elini bileğinden bükerek ince ve naif parmaklarıyla beden dilini de bir başka kullandığını gösterdi Nejat’a. Gideceğimiz yere kadar ben eşlik etmeliydim ve ettim. Ama belki de en tarifsiz 1 dakikaydı. Daha sonra gerekli evrakları verdikten sonra tahta kalemini açmak konusunda yardım istedi benden. Yardım etmek için can atıyordum zaten. Yaptığı şeye öylesine konsantre olmuştu ki adeta transtaydı. O kadar kendini kaptırmıştı ki pembe dolgun dudakları ıslanmış, tamamen saydam ağzının suyu ortası yarık alt dudağında birikmiş, toprağa müştak yağmur damlasının yapraktan damlamaya can attığı gibi dudağından damlamaya can atıyordu adeta. Bir ara cebimdeki mendille silsem mi acaba derken bundan alınıp güceneceğini düşündüm. Hatta buna içerleyip engelli olduğuna daha çok üzülüp, daha çok talihine lanet okuyacaktı.

Evet, Türkiye nüfusunun %16’sı gibi Zeynep de engelliydi, seroitlipofüzinoz… Kaslarının çoğunu istediği gibi kullanamıyor, öğrendiklerini hafızasında tutamıyordu. Sonucu bir psikoz… Keşke yukarıda 300 sözcükle anlattığım olay ve duygular “AŞK”tan olsaydı değil mi? Keşke sadece aşk olsa… Ama bu sadece engelli ve engelli yakınlarının yaşadığı olayların sebep olduğu yanılgılardan sadece biriydi.

Engelli bireyler yaşadıkları toplum içinde psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunlar, engelli ve ailesinin bu durumla yüz yüze gelmesiyle başlamakta zaman geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

Engelli aileleri bu durumla baş etme sürecinde çeşitli süreçleri birbiri ardına atlatmak zorunda  ve bu süreçlerde çeşitli tepkiler gösterirler.Literatürde3 ana başlıkta ele alınır:

Birincil tepkiler( şok, reddetme, acı çekme ve depresyon)

İkincil tepkiler(suçluluk duyma, kararsızlık, kızgınlık duyma,utanma )

Üçüncül tepkiler(uzlaşma, uyum sağlama ya da kabul etme)dir.

Sonuç itibariyle, sosyal siyaset ve demokratik kültür yönünden gelişmiş batı ülkelerinin standartlarını yakalamak istiyorsak, özürlü vatandaşlarımızın yaşam kalitelerinin profilini çizmek ve buna uygun olarak sosyal politikalar üretmek mecburiyetindeyiz.

Çok sorguladım…Acaba ben engelli olsam nasıl olurdu? Nasıl olduğunu bir türlü anlayamadım, hissedemedim. Çünkü gerçekten bambaşka bir dünyanın, bambaşka insanları onlar…

Zaten eğer anlayabilseydik; kaldırım rampalarına araba park edemez, metro asansörlerini bu kadar rahat kullanamaz, istihdam konusunda bu kadar duyarsız olmaz, en önemlisi de elimizdekilerin kıymetini bilir, engelsiz olduğumuza şükrederdik…

Alın size “SEVGİLİ” ye teşekkür için bir bahane daha…

@ofokuyucu.twitter.com

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.