Sezonun son dönemecine girdik. Devlet Tiyatroları’nda Nisan’ın son bir haftasındaki Küçük Hanımlar Küçük Beyler Festivali’ni saymazsak geriye sadece üç dört hafta kaldı diyebiliriz. Özel tiyatrolarda da durum çok farklı değil. Mayıs’ın ikinci yarısından sonra oyunlar tek tek veda eder. Sezonun bu dönemi; kaçırdığımız, izleme fırsatı bulamadığımız eserlerle buluşmak için son şans.

Bende bu fırsatı değerlendirip Shakespeare Haftası’nda kaçırdığım Soneler’i izledim. Shakespeare haftası ile ilgili yazımda bu oyunu kaçırmayın demiştim. Bu yazıda bu tavsiyemin dozunu da artırıyorum ve mutlaka izleyin diyorum.

Shakespeare’den Soneler’i bir tiyatro oyunu olarak sınırlamak esere haksızlık olur. Erdal Küçükkömürcü ve DT ekibinin, oyunun isminin yanına parantezle eklediği “Okuma Tiyatrosu” kavramı, bu eserin tam karşılığı gibi. Oyun William Shakespeare’in muhteşem sonelerinden seçkiler sunuyor izleyiciye. 

Oyunun süresi bir saat. Sahnenin sağ kısmında Erdal Küçükkömürcü muhteşem sesi ve tonlaması ile harika bir yolculuk sunuyor seyirciye. Sol kısımda ise Mine Medya Haktanır zaman zaman sonelere eşlik ediyor. Sahnenin ortasında Akın Kumtepe aralarda müzik dinletisi sunarken, Beste Üstün de dansları ile oyunu akıcı hale getirmeye çalışıyor. Tabii bu matematik zaman zaman temponun düşmesine neden olabiliyor. Erdal Küçükkömürcü sahnedeki diğer kişilere göre kat kat üstün bir performans sergilediği için, diğer sanatçıların bölümleri ister istemez akıştan koparıyor. Belki bu, tekdüze bir gidişatı engellemek adına verilmiş bir karar. Saygı da duymak gerekir. Ancak Erdal Küçükkömürcü müzik olmadan, aynı dekorda çıkıp tek başına soneleri okusa ortaya çok daha iyi bir yapım çıkacağı kanaatindeyim. Peki bu, oyunun kötü olmasını sağlıyor mu? Kesinlikle hayır. Mükemmel bir, bir saat sunuyor oyun. Erdal Küçükkömürcü, soneleri içselleştirerek Shakespeare’in yüceliğini bir kez daha izleyiciye fark ettiriyor. 

Oyunun ışık tasarımı Zeynel Işık’a ait. Olayın gerçekleştiği noktaya yansıttığı ışık ile sade bir çalışma yapmayı tercih etmiş. Dekorda Savaş Çolak ise ağırlıklı olarak siyah tonları kullanmış. Kıyafette de benzer bir kompozisyon, iyi bir resim ortaya çıkarmış. Eser sahneye Bülent ve Saadet Bozkurt’un çevirisi ile konuluyor. Sade ve anlaşılabilir bir çeviri. 

Shakespeare’den Soneleri sahnede izlemek eşsiz bir deneyim. Sonelerin her biri birbririnden güçlü, her biri, kişiyi derin bir içsel yolculuğa çıkartıyor. Zaman zaman aşka dair, zaman zaman yalnızlığa dair, bazen ayrılığa, bazen hasrete dair hiçbir yerde duyulamayacak bir ahenk bekliyor izleyiciyi. Shakespeare’in neden bu kadar eşsiz bir yazar olduğunu, kelimelerle nasıl oynadığını bu yapımda çok daha iyi anlıyorsunuz. Tıpkı oyunun kitapçığında Küçükkömürcü’nün yazdığı gibi “Soneler onun dramatik sanatçılığı ve lirik sesi arasında kurduğu bağlarla Shakespeare’i daha iyi anlamamızı sağlar. Aşkın sesi onun dizelerinde öylesine derin ve coşkulu çıkar ki bu yoğun ve güçlü dünya tüm boyutlarıyla bizi kavrar ve ‘gönlümüzün kilidini açar...” Shakespeare’den soneler işte size bunu vaat ediyor. 

Yapımın kusurları var. Öncelikle, DT Genel Müdürlüğü oyunu 75. Yıl Sahnesi’ne koymuş. Bu sahnenin akustik sorunları oyuncuların hepsinin ortak şikayeti. Bu yüzden yapım, mikrofon ile oynanmak zorunda kalıyor. Dans ve müziğin oyuna çok da kattığı bir şey yok. Keşke diğer oyuncular da Küçükkömürcü kadar metni özümsese daha iyi olur ama, ortada çok iyi ve kaçırılmaması gereken bir yapım var. Sezon bitmeden mutlaka izleyin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.