Nisan ayı çok hızlı gelişmelerle başladı. Gerçi perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi ama tiyatro camiasının kaygıları ve endişelerinin daha da katlandığı dönem bütün gölgesi ile başladı. Yakın geçmiş biri sanat, diğeri de tiyatro adına olmak üzere iki büyük kaosu içinde barındırarak, bugünün gökyüzünü kararttı. 
 
Nasıl bir ayda olduğumuzu gözlemlemek için bu iki sorunu kısaca ele almakta fayda var. İlki tiyatro, opera ve baleyi yakından ilgilendiren kritik bir tartışma. Sanat kurumları (TÜSAK) isimli bir yapı kuruluyor ve devlet sanattan elini çekiyor. Belki bazılarınız yattıkları yerlerden para kazanıyorlardı, bir ay tek bir ay çift maaş alıyorlardı, sırça köşklerinde kendilerine dokunulmadıkça ses çıkarmıyorlardı diyebilirsiniz. Bunları da tartışmalı hiç şüphesiz. Sanat kuruluşları elbette ki sırtını devlete dayayıp hiçbir şeyi düşünmeden hayatlarını sürdürmemeli, ancak tiyatro da, opera da, bale de benim istediğim şekilde olacak; olmadığı taktirde ne destek veririm ne de alkışlarım anlayışına da boyun eğmemeli. Yani, ben yaptım oldu anlayışı ile büyük bir kaosun ve çok bilinmeyenli korkutucu bir yasanın gündeme gelmesi çok daha dikkatli karşılanmalı. Gündemdeki yasanın üzüm yeme konusunda bazı sorunları olduğu ve bağcıyı dövmek niyetinde olduğu gözden kaçmamalı. Uzun lafın kısası, ortadaki sorun; önümüzdeki dönemlerde çok düşük ücretlerle, kolayca erişilebilir oyunlara gitme şansımızı yok edecek ve tiyatro, opera ve bale zamanla büyük bir çıkmaza girecek. Sanat kurumlarının, nasıl bir yapıya sahip olacağı, hangi çalışmaları destekleyeceği, mevcut personelin ne gibi sıkıntılar yaşayacağı konusu tartışmaya muhtaç ve tarafların da katılımı ile ele alınmalı. Tabii bu, ne kadar mümkünse…
 
Bir diğer tartışma konusu ise, Ankaralı sanatseverlerin bir süredir büyük kaygıyla izlediği sahne sorunu. Geçtiğimiz sezon Şinasi ve Akün Sahnelerinin satışa çıkışını ve bugün şans eseri bu salonlarda oyunlar izlediğimizi her tiyatrosever hatırlayacaktır. Bu sorun şimdilik tozlu rafta gibi dursa da, her an yine karşımıza çıkabilir. Ankara’da herkesin hayatına bir şekilde dokunan bu iki sahne ile ilgili ne olur ne olmaz diye düşünürken başka bir sorun canımızı sıktı. Devlet Tiyatroları’nın Macunköy’de bulunan birkaç binalık, çok hoş bir kampusu var. Sosyal tesislerin yanı sıra, çok esnek yapısı nedeni ile sıra dışı oyunları izleyici ile buluşturan iki de önemli sahne bu kampuste yer alıyor. Bundan birkaç ay önce bir gece yarısı kampus bir saldırıya uğradı. Ancak daha onun korkusu atlatılmadan Nisan’ın ilk haftası, benzer bir manzaraya daha sahne oldu. Mevcut düzende sıkça karşılaştığımız iş merkezi inşaatlarından birisi bölgedeki ağaçlık alana veda etmemize neden oldu. Alan konusunda yargı alanında ciddi tartışmalar var. Devlet Tiyatrosu, o alanın kendisine ait olduğunu söylüyor ve ellerinde 
Danıştay’dan yürütmeyi durdurma kararı olduğunu belirtiyor. Ancak ne çare… Elimizdeki sahneleri umarım birer birer kaybetmeyiz…
 
Bu iki tartışmanın geldiği nokta ve ilerleyeceği süreç elbette ki değişebilir. Ancak Macunköy kampusu ve sanat kurumları konusunda, sanat camiası yeterli tepkiyi gösterdi mi? Ali Hakan Beşen, Yurdaer Okur ya da bugün ismi aklıma gelmeyen kişiler dışında kaç tiyatro sanatçısı bu süreçte aktif olarak yer aldı. Yani tartışmalara tepkiyi halk, milletvekilleri ve bir avuç sanatçı dışında kaç kişi verdi? Ya da sanatçılar zaman zaman onun gittiği eyleme ben gitmem diyerek geri planda durdu mu? Hadi bir adım daha ileriye götürelim birkaç tweet ile ben tepkimi verip, bir de orada dolaşırım olur biter anlayışını güden sanatçılar oldu mu? Bu soruları da herkes kendi vicdanında yanıtlamalı. 

Olanı biteni bir kenara koyduğumuzda Nisan ayına bakınca eldeki mevcut oyunları birkaç cümle ile değerlendirmeye çalışacağım yazının kalanında. Bu ayın en güzel sürprizi, Eskişehir Şehir Tiyatrosu’nun başarılı yapımı “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü”. “Yastık Adam”, “Jerry ve Tom” gibi sıra dışı oyunlarla çok iyi işler çıkaran İlham Yazar’ın bu eseri de ayın en merak ettiğim oyunu. Oyun sadece üç günlüğüne, Küçük Tiyatro’da sahnelenecek. 
 
Sarı Naciye, Nisan ayı boyunca Akün Sahnesi’nde olacak. Oyun; dansları, alter-ego yansımaları , besteleri ile sezonun iyi yapımlarından biri olarak göze çarptı. Oyuncu performanslarında zayıflık, öyküde kopukluk olduğunu bu konudaki bir diğer yazımda aktarmıştım ama bu ay sarsıcı bir oyun isteyenler için Sarı Naciye iyi bir tercih olabilir. Çukurova öyküleri ilginizi çekiyorsa bu ay için asıl önerim Teneke olacak. Yaşar Kemal’in kitabından sahneye taşınan oyun bu sezonun en vurucu oyunlarından birisi. Oyun, Büyük Tiyatro’da 11 ve 13 Nisan’da sahnelenecek.
 
Sezonun yeni oyunlarından Korkma da yine Nisan ayı boyunca Altındağ Sahnesi’nde yer alacak. Ancak ulaşım sıkıntılarını aşıp Altındağ’a gitme şansınız varsa En Son O Gitti bence daha iyi bir seçim olacaktır. Zaman zaman absürtleşmesine rağmen pek de göremeyeceğimiz güzellikte bir aşk öyküsü olması bu oyunu tercih etmek için iyi bir sebep. 
 
Kösem Sultan ve Çalıkuşu da bu ay Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde sergilenecek. İyisi mi, siz bu ay Cüneyt Gökçer Sahnesi’nden uzak durun. Kösem Sultan’ın ciddi hayal kırıklığı unutulur cinsten değil. Çalıkuşu da ortalama bir oyun olarak göze çarpıyor. 

Oda Tiyatrosu ve 75. Yıl Sahnesi ise bu ay güzel oyunları barındırıyor. Euridice’in Elleri, Nehir, William Shakespeare’den Soneler ve Hüzzam bu ayın yapımları. İzlemediyseniz Nehir’i mutlaka izleyin derim. 
 
Aklımdaki Kadınlar da bu ay izleyiciyle buluşacak. 16-20 Nisan arası oyunu Küçük Tiyatro’da izleyebilirsiniz. Ancak bu oyunun da bende fazlasıyla hayal kırıklığı yarattığını söylemeden geçmemeliyim. 
 
Usta yönetmen Ayşe Emel Mesci’nin oyunlarını izlemek isterseniz iki yapım olduğunu söylemeliyim. Lorca’nın harika eseri Bernarda Alba’nın Evi ve Kerbela bu ayın diğer yapımları. İrfan Şahinbaş’ta sahnelenecek Bernarda Alba’nın Evi, sezonun en güçlü oyunlarından biri. Büyük Tiyatro’da yer alan Kerbela ise büyük beklenti, büyük hayal kırıklığı kalıbının yansıması maalesef. 
 
Bir de kolay kolay bilet bulunamayacak Bir Delinin Hatıra Defteri var bu ay. Fazla büyütüldüğünü daha önce defalarca söyledim. Yine söylüyorum. 

Bu yazının son oyunu ise yine iyi bir yapım olan Hayvan Çiftliği. Biletleri satışa çıkar çıkmaz tükenen oyun sezonun seyre değer yapımlarından. 
 
Bu ayki oyunları kısaca özetlemeye çalıştım. Önümüzdeki ay sezon sona eriyor. Belki de bu son sezondur… Kim bilir?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.