Anayasa değişikliği ile ilgili İnsan Haber’deki ilk yazımın adı ‘Önce İnsan’ idi. Çünkü, devletin esas teşkilatı ile ilgili olan Anayasa, eski adıyla Teşkilat-ı Esasî Kanunu devleti değil, devletin karşısındaki insanını dikkate almak için, onun haklarını korunmak için ortaya çıkmıştır. Yani devlet ile, devlet teşkilatı ile, insan karşı karşıya, yüz yüzedir. Burda her daim insan önemlidir, düzenlemeler de insan ön plana alınarak yapılmalıdır. Çünkü insan olmazsa, insan desteklenmezse ve insan desteklemezse devlet olmaz. İnsanı öne almak aslında devletin yararınadır.

Çocukluğumda yalnızca aile içinde değil, dışarda da ‘dürüstlük’, ‘namus’, ‘hicap’ ve ‘vicdan’ önemli kavramlardı. ‘İnsan içine çıkamaz. Kimsenin yüzüne bakamaz’ sözleri kulağıma çokca çarpmıştır. Bu çok büyük bir suçlamaydı. Çok büyük bir utançtı. Bügünlerde böyle kavramlar unutuldu gitti.

Ancak, şayet bir politikacıysanız, kapalı kapıların ardında, insanlardan uzak politika yapamazsınız. İnsan içine çıkmak, insanların yüzüne bakmak zorundasınız. Hele liderliğe soyunduysanız, insanlar da size bakmalıdırlar. Çeşitli yönlendirmelerle veya zorlamalarla milyonları bir meydana toplayabilirsiniz. Ancak, kürsüye çıktığınız anda o milyonlarla yüz yüzesinizdir. Ya da bir lider olarak toplantılarda, ziyaretlerde karşılarken, konuşurken, el sıkışırken karşınızdakinin yüzüne bakarsınız. Oturur yüz yüze konuşursunuz. İşte o sırada vicdanınız rahatsa, hicap duyacak birşeyiniz yoksa, tutumunuz düzgünse, konumunuz, tavrınız ve etkiniz başka olur. Karşınızdakinin size karşı tutumu da ona göre başka olur. En büyük ceza idam, müebbet falan değil, insanın içini kemiren vicdandır. Bir insan  istediği kadar vicdansız ve kindar olsun, istediği kadar iç hesaplaşmasını örtmeye çalışsın en canavar ruhlu kişide bile bu iç hesaplaşma kişiyi içten içe kemirir, yavaş da olsa büyür, içine oturur. Bu da yüzüne vurur. Her türlü davranışına ve beden sağlığına etki eder. Bunu en iyi Dostoyevsky ‘Suç ve Ceza’ romanında anlatmıştır.

Şayet içiniz rahat değilse, vicdanınız ve hele hele eliniz kirliyse karşınızdakini bir süre aldatırsınız ama, bir yerde çuvallarsınız, çarşafa dolanırsınız. Toparlasanız bile karşınızdaki ile kurduğunuz empatiyi kaybedersiniz, büsbütün eliniz ayığınız dolaşır, lafınızı bile şaşırırsınız. Bir dediğiniz, bir dediğinizi tutmaz. Çevrenizdekiler sizden uzaklaşır, ancak dar bir çevrede sizin gibilerle kalırsınız. Onların pohpohlamasıyla şişinirsiniz, egonuz tavan yapar, kendinizi alemin en büyüğü zannedersiniz, çevrenizdekiler de sizden korkar ama, nafiledir. Tam tersine asıl korkuyu siz yaşarsınız. Her istediğiniz yerine gelir ama, bir türlü tatmin olamazsınız, daha çok istersiniz. Daha çoku elde etmek için de yasal olmayan teşkilatlanmalara girersiniz. Bu,bir çeşit mafyalaşma durumudur.

Oysa, hele hele liderseniz karşısına çıktığınız kalabalığın yüzüne gönül rahatlığıyla bakabilmeniz gerekir. Onlarla empati içinde olmanız gerekir. İşte ancak o zaman liderliğiniz sürdürebilirsiniz. Yoksa o kalabalığın yüzüne doğru dürüst bakamazsınız liderliğiniz de gücünüz de eğrelti kalır. Aslında bu türden kişilerin insan içine çıkacak yüzü, hali kalmamıştır da, zoraki götürmektedirler insan içine çıkmayı. İnsan icine çıktığınızda da güçlü görünmeye çalışırsınız. Bu hal bir insanın içine düştüğü en aciz durumdur.

Daha kötüsü de vardır. Siz insanların yüzüne gönül rahatlığıyla bakamazsanız bile niyetiniz kötüyse işinizi sürdürebilirsiniz de, insanlar size bakmazlar, arkalarını dönerlerse, o zaman çok kötü olur. Tutunacak bir dalınız bile kalmaz, ayakta bile duramazsınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.