Kafası kazan gibiydi Hikmet’in… Akşam zaten çok da fazla uyuyamamıştı. Evdeki huzuru artık kalmamıştı. Tartışmalar artık o kadar rahatsız ediyordu ki, eve gitmek istemiyordu. İşten çıktıktan sonra ne kadar yorgun da olsa geri geri gidiyordu ayakları. Evet, şantiyede ağır çalışıyordu, inşaat sektörü stresi zaten fazla olan bir sektörken, bir de evdeki huzursuzluklara artık tahammül edemiyordu.

Zaman zaman “stresten mi tahammül edemiyorum evdeki olanlara” diye düşünüyordu. Bazen de “evdeki huzursuzluktan mı iş stresini kaldıramıyor olduğunu” düşünüyordu. Üç kuruş için, aldığı maaşı kesilmesin diye servis kullanmayıp yürümeyi mecburen tercih eden Hikmet, günün ilk ışıklarında çıktığı sıkıntılı işe gidiş yolculuğunu bitirip şantiyeye varmıştı. 

Adet üzere baretini taktı, yeleğini giydi ve üç gün önce sekiz saatte kurdukları iskeleye kendinden emin bir şekilde çıkmaya başladı. Yaşam hattı (inşaatlarda düşmeyi önlemek için yatay ve dikey, metal veya çelikten halat) çekilmiş olmasına rağmen yılların ustası özgüven patlamasıyla kendini bağlamadı yaşam hattına… Bir yerden malasını sallarken bir yandan da “bir derdim var, bin dermana değişmem...” türküsünü mırıldanıyordu. Eskiden türkü söylerken başka şeyler düşünmez adeta türkünün büyüsüne kapılıp başka bir boyuta geçerdi. Ama bu hafta özellikle türkü söylerken bile Necla ile geleceğini endişe içinde düşünüyor buluyordu kendini…

Derken harç teknesinden harç almak için eğildiğinde bir şey oldu ve dengesini kaybetti. Ama yılların ustasıydı, bu tip durumları çok yaşamış, her defasında toparlamış ve işine devam etmişti. Toparlamaya çalışırken gece yağan yağmurun etkisiyle yumuşayan zemindeki iskele ayaklarından birkaçı boşa çıktı. Artık ne kadar toparlamaya çalışsa da elinden bir şey gelmeyeceğini anladı. 

9. katın iskelesinden aşağı düşmeye başlamıştı. Bareti iskelenin üstünde kalmasıyla aşağı doğru süzülüp, kıvırcık saçlarındaki terin oluşturduğu nem havanın etkisiyle yalancı bir ferahlık oluştururken aklına, ilk aldıkları eğitimde bu yükseklikten düşmenin 3-5 saniye süreceği geldi. Ardından yaşam hattına bağlanmadığına hayıflandı. Daha sonra iskeleyi kullanmadan önce kontrol edilmesi gerektiğini hatırladı. En önemlisi de iş yaparken evdeki olayları düşünmek yerine işine konsantre olması gerektiğini hatırladı. “Keşke önlemleri alsaydım”…

Aklına annesi geldi, kocasının ölümünden sonra tek dayanağı oğlu, Hikmet’i olan Müzeyyen Teyze, hafta sonu Çankırı’ya yanına gelecekti. Annesinin bir başına kalması fikri düşerken zaten içindeki sıkıntıyı daha da arttırdı. 

Sonra tüm sevimliliği ile akşam öpmek ve sarıp sarmalamak üzere sabırsızlandığı 3 yaşındaki kızı Zeynep geldi aklına. 

Akabinde de Hakan ve babasının ismini verdiği, okumayı reddeden ve 19 yaşına geldiği halde bir baltaya sap olamamış büyük oğlu Hüseyin’i düşündü. 
En son da evdeki huzursuzluğun baş aktörü olduğunu düşündüğü, ama aslında öyle olmayan daha bıyıkları bile terlemeden gönlünü kaptırıp evlendiği ilk ve son göz ağrısı Necla ve onun daima tebessüm eden mahcup yüzü gözünün önüne geldi. Daha 40 yaşında bile değildi. Tek başına ne yapardı. Hayırsız Hüseyin ona bakamazdı çünkü kendine bile bakamayan bu, babasına çok benzeyen delikanlı annesine, Necla’sına nasıl bakacaktı. 

En son eğitimi hatırladı, gerçi çok da dinlemiyordu diğer arkadaşları gibi. Çünkü mesai bittikten sonra ailesi ve kendine harcaması gereken zamandan çalındığını düşündüğü bu eğitimleri herkes gibi o da bir gözü saatte dinliyormuş gibi yapıyordu. Bunun yasal olmadığını anlatmıştı Faruk Bey. 

Faruk Bey kurumun İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı’ydı. İyi biriydi fakat kendisi de iş kaygısı taşıdığından sesini çıkaramamıştı belli ki. Onların da işi zordu. İşverenine iş güvenliği adına dayatma uygulaması gereken kişi aynı zamanda ondan maaş alan birisi. Neyse Faruk Bey’in son cümlesi aklına geldi:

“ İş güvenliği hem sizin, hem de sevdiklerinizin hayatını kurtarır!”
Ve beklenen oldu, içi dolu kum torbası gibi yere çarpan Hikmet, çarptığı anda hareketsiz kaldı.

Her yıl inşaat şantiyelerinde ortalama 300 Hikmet bu şekilde hayatını kaybediyor. Necla, Müzeyyen, Zeynep, Hakan ve Hüseyinlerin da hayatları dolaylı yoldan kararıyor. Bunların sebepleri, 

  • İş stresi
  • Psikolojik problemler
  • İhmalkârlık
  • Dikkatsizlik
  • Güvenlik kültürünün işçi- işveren- devlet tarafından hala edinilememiş olması

gibi durumlardır. Toplum olarak güvenlik kültürünün acilen edinilmesi belki de terör olaylarından daha fazla üzerine düşülmesi gereken bir mevzu… Aklımızdan çıkarmamamız gereken şey, 

“ İş güvenliği hem sizin, hem de sevdiklerinizin hayatını kurtarır!”.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.