En çok sorulan sorulardan biri: Hastalar niye randevu alamıyor? Ya da en temel sorunlarımızdan biri: Doktorlar niye artık işsiz? Hastalar niye doktorsuz?

Size bu soruların cevabını anlatabilmek için ‘’Biri Bizi Gözetliyor’’ programı gibi biraz doktor cephesinden evin içini gözetlettireceğim:

İlk noktamız İstanbul’un mantar gibi biten ‘’özel’’ ve ‘’International’’ hastaneleriyle ‘’Hastane Vadisi’’ olmaya başlayan Şişli semtinde bir ‘’özel‘’ ve ‘’International’’ hastane. Profesör Falanca Bey cerrahi uzmanı. Hastanene odasında koltuğuna oturmuş. Arkasındaki duvarda Teksas’daki ünlü Bilmem Ne Üniversitesi diploması, diğer diplomalar, yurtdışı ve yurtiçi eğitim sertifikaları. Kısacası, duvar bir ömür tıp eğitimi ve bilgisi  ile kaplı. Profesör kaygılı: son aylarda hastane müdürü selam bile vermiyor. Hasta başvurusu neredeyse ayda 5-10 önemli-önemsiz ameliyata düştü. Oysa Devlet hastanesindeki haftalık rakam bundan çok fazla. Eline neşteri almamak onu adeta kurutuyor. Hastayı bir gün yatırsa, SGK dışı ameliyat fark ücreti bir yana, sadece bir gecelik yatak ücreti 5 yüz TL’yi geçiyor. Nasıl ‘’müşteri’’ bulsun bu fiyatlarla. Ne yapacağını bilemiyor. Kafeteryada otursa, kendisi gibi günde 2-3 hastası olan ya da olmayan diğer meslektaşlarıyla dolu. Kadın doğum doktoru dışında herkes adeta paslanıyor. Hastaneye psikiyatrist dahi dayanmıyor (muayene getirisi düşük diye sıkça değişiyor). Son bir yılda hastanesinde 30’u aşkın doktor (profesör, doçent, uzman) ‘’portföy’’ azlığından, müşteri (=hasta) getiremiyor diye işten çıkarılmıştı üstelik.

Yan odada Endokrin Uzmanı Doktor Filanca Hanım… yine uluslararası diplomalı, Hacettepe mezunu üstelik. Kendisi gibi genç meslektaşıyla oturmuş kahvesini yudumluyor, son aylarda hasta azlığından, para getiren Arap ve Gürcü hastaların da savaş ve bozulan ilişkiler nedeniyle azalmasından  söz ediyor.

International hastanede durum kabaca böyle. Şimdi kameramızı bu hastanenin 3 yüz metre ilerisinde bir kamu/ devlet hastanesine çevirelim…

Kameramızı Endokrin hastalıkları uzmanının polikliniğine çevirelim mesela.  Doktor Herkimse Hanım, günün 68. hastasının şeker durumuna bakarken yüzü alı al, moru mor olmuş durumda. Tahlilleri okuyor ama kafası ısınmış, dikkatini toparlamakta zorlanıyor. Doktorun şekeri yorgunlukla düşmüş, zorlanıyor. Karşısındaki diyabet hastası Bilmem Ne Bey ise uzun çabalar sonucu aldığı randevu sonrası, günün sonunda kavuştuğu doktoruyla biraz kızgınlık, yorgunluk atmak biraz da sevinç yaşamak istiyor. Şikayetlerini ayrıntılı, unutmadan anlatmak istiyor. Ama yorgun doktorunda umduğu ilgiyi göremediğinden dolayı gittikçe sinirleniyor.

Üçüncü durağımız, aynı şehirde hastanesi olmayan ama sağlıkçı (tekniker, hemşire eğitimi ) yetiştiren bir özel üniversitenin dershanesi. Cerrahi bir dalda uzman Profesör İsmi Çok Önemli Değil Hoca,  hemşirelik yüksek lisans öğrencilerine ders anlatıyor. Henüz ameliyat etmeyi bırakmak için yaşı genç sayılır. Uzun eğitim gerektiren hekimlik mesleğinin olgunluk- ustalık yaşında. Ama ‘’özel’’ hastaneler, bölgedeki savaş ve ekonomideki kriz nedenli ‘’müşteri’’ bulamayınca işten atılmış. Artık hasta ile buluşamıyor. Biraz da hükümetle arası iyi olmadığı için devlet üniversite ya da hastanelerine de geri alınmıyor. ‘Onlara ne, bir hekimin siyasi tercihinden? Kötü hekimse; durmasın atsınlar ’ diyor ama… her neyse. Becerikli elinde neşteri ve kafasında hastayı daha mükemmel tedavi edebilecek bir sürü bilgiyle ortada şaşkın kalakalmış. Muayenehane açsa, ‘’müşteri’’ tutmak kolay değil. İyi hekimlik yetmiyor… Açan yüzde1 doktor kadar ‘’becerikli’’ de değil. Zaten onların içinde de elin parmakları kadarı 80 milyona yaklaşan ülkede ‘’ün’’ yapmış, medyada yer alıp, tanınıyor. Ayrıca hastaya ömrü boyunca asla ’Seni mahvetmiş bu gittiğin doktorlar. Bu işi  en iyi ben yaparım ama …. ’ deyip, hastayla arasına ‘’para’’ muhabbeti sokmayı beceremeyecek biliyor. Yani ‘’özel sektör doktoru’’ olması zor. Böyle giderse sahilde bir küçük yere yerleşip mesleği bırakmayı düşünüyor; ama 2 bin 5 yüz TL civarı maaşla emekli olmayı göze alamıyor. Henüz çocuklar okuyor ve eğitimleri dışında bırakacak mirası yok. En önemlisi, henüz elleri becerikli ve kullanılıp hasta tedavi etmeye açlar.

Diyebilirsiniz ki ’Oh olsun. Doktorlar çok para kazanmak için özele gittiler. Niye Anadolu’ya gitmiyorlar, oradan kaçıyorlar?’ Sorun tabi, hakkınız… Peki, 17 milyonu aşan nüfusunun çoğu göçle İstanbul’a gelen vatandaşlarımıza da ‘’Siz niye kaçtınız?’’ diye sorabilecek misiniz?

Madem konu buraya geldi rotamızı Güney’e çevirelim. Dördüncü noktamız Güneydoğu Anadolu’nun başkenti sayılabilecek bir şehir. İki milyon civarı nüfusu ve sanayisiyle gelişkin sayılan şehrin tek devlet üniversite hastanesindeyiz. İlk onkoloji hastanesi… şevkle kurulmuş. Kanser hastalıklarına bakan klinikteyiz.  Kanser hastaları isyanda. Taşıma suyla hastalar baktırılmaya çalışılıyor. Milyon dolarlık cihazlar randımanlı çalışıp hastalarla buluşamıyor. Çünkü son operasyonlarda tüm doktorlar gönderilmiş. Zaten daha öncekileri de bezdirip, kaçırmışlardı. Hiçbir zaman ‘’iyi hekimlik’’ siyasetin önüne geçememişti buralarda da.

İyi ve güzel şeyler de oluyor tabi ki. Teknoloji ve tıbbın keşifleri, nimetleri… Ama adresi kamu hastaneleri mi yoksa özel hastaneler mi? Kararı siz verin.

Ve geldik sona. Şimdi kameramızın kadrajında ‘’siz’’ varsınız. Önünüzde bir sürü soru…

Her şeyi ince ince, tüm ayrıntılarıyla planlayan; en uzun denizaltı yolları, köprüleri, devasa hastaneleri inşa edebilen bir siyasi idaremiz var. Sahi bu kadar yetenekli bir idarede hastalar niye kolayca randevu alamıyor ya da doktor bulamıyor acaba? Peki ya neden 3 yüz metre arayla bir doktor hasta ile boğulmuş, diğeri boş oturmak zorunda? Avrupa’daki gibi hastaya bir saat zaman ayrılıp, layıkıyla bakılması çok mu zor? En zor soru ise en sonda: Bu durumu kim düzeltip, planlayacak?

Yine bir seçim yaklaşırken ve en büyük irade olduğumuz yeniden hatırlanmışken, bu soruları sandığın önüne koymak sağlığınıza iyi gelecek, emin olun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.