12 Şubat 2017 Pazar 09:58
Türkiye'nin kültür sanat kalesi DTCF kapanma noktasına geldi

İsim babası Mustafa Kemal’den duvarlarına imzasını atan mimar Bruno Taut’a, Muhsin Ertuğrul’dan diğer tüm efsane hocalarına kadar modern Türkiye’yi var eden pek çok ismin emeğinin geçtiği bir eğitim ekolü Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi. Kısaca DTCF... Mezunları, bugün ülkenin kültür sanat hayatına yön veren isimler. Bu isimlerden biri de tiyatro bölümü mezunu, yazar Murathan Mungan. Bu hafta başında yayımlanan 686 sayılı KHK ile beş öğretim görevlisini kaybederek fiilen kapanma noktasına gelen okulunu, savunulması gereken bir kültür sanat kalesi olarak tarif ediyor.

Hürriyet'ten Banu Tuna'nın DTCF ile ilgili haberi şöyle; Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tiyatro Bölümü, bu sözlerin sahibi Muhsin Ertuğrul’un yüreklendirmesiyle kuruldu.

14 Haziran 1935’te, TBMM’de kabul edilen yasa, adını Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kuruluşunu haber veriyordu. Amaç, hem ulusal bilincin gelişmesi hem de özgür düşünceli bireylerin doğru ve ülkesine yararlı yetişebilmesi için, Türk dilinin, tarihinin ve kültürünün araştırılmasıydı.

1936’da 195 öğrenci ile öğretime başlayan fakülte, 1940’a kadar I. Ulusal Mimarlık Akımı eseri olan, bugün Ankara Devlet Tiyatrosu’na ev sahipliği yapan Evkaf Apartmanı’nda öğrencilerini yetiştirdi. O arada, ömrünün son demlerini yaşayan Alman mimar Bruno Taut’a, fakülte binasının projelendirilmesi işi verildi. Yahudi asıllı Taut, Nazi Almanya’sından kaçıp Türkiye’ye gelen bilim insanlarından biriydi. Atatürk’ün naaşının konulduğu katafalkın çizimini 36 saatte yapan da oydu. Kabri, İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde olan Taut, buraya kabul edilip gömülen tek gayrimüslim. DTCF’nin bugün bulunduğu Sıhhiye’deki binasının projesini tamamladıktan kısa süre sonra İstanbul’da hayata veda etti.

1948’DEKİ İLK TASFİYE SÜRECİ

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türkiye tarihinin incelenmesine kaynaklık edecek olan Sümerce ve Hititçeden Latince ve Yunancaya, antik Doğu ve Batı dillerinin yanında modern diller ile coğrafya, felsefe, psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi çeşitli sosyal bilimlerin farklı alanlarında eğitim veriyordu. Tiyatro eğitiminin konservatuvarlar dışında, bilimsel düzeyde verildiği ilk bölüm olan DTCF Tiyatro Bölümü’nün temeli, 1958’de atıldı. Muhsin Ertuğrul’un yüreklendirmesi ve Prof. Dr. İrfan Şahinbaş’ın girişimleriyle Tiyatro Enstitüsü kuruldu. Enstitü, 1964’te Tiyatro Kürsüsü, 1981’de Tiyatro Bölümü adını aldı. DTCF Tiyatro Bölümü duvarlarına, sıralarına, tarihine, geleneğine hocaların hocası olarak bilinen Sevda Şener, Metin And, Turgut Özakman, Sevinç Sokullu, Nurhan Karadağ, Selda Öndül gibi tiyatro dünyasını biçimlendiren isimlerin sesi sindi.

Hafta başında, 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile fiilen kapanma noktasına gelen DTCF’nin geçirdiği ilk sarsıntı değil bu. HDP Milletvekili Mithat Sancar’ın Meclis’te yaptığı konuşmada hatırlattığı gibi fakülte, 1945’te başlayıp 1948’de sonlanan bir başka tasfiye süreci geçirmişti.

1945’te, DTCF’de dekanı Prof. Dr. Enver Ziya Karal’ın Milli Eğitim Bakanlığı’na komünist oldukları gerekçesiyle dört hoca için yazdığı raporla başlayan süreç 1948’de tasfiyelerle noktalanmıştı. Doçent Behice Boran, Doçent Pertev Naili Boratav ve Doçent Niyazi Berkes üniversiteden uzaklaştırılmış, Mediha Esenel (Berkes) ise istifa etmek durumunda kalmıştı. Hepsi de Türkiye kültür ve siyaset hayatına damga vurmuş, önemli eserler vermiş isimlerdi.

32 YILLIK FOTOĞRAFÇI NEBİ(ÇİM) ADAM

DTCF, tarihi boyunca karşıt görüşlerin, fikirlerin bir arada yaşatıldığı bir okul oldu. Elbette sık sık çatışmalar da yaşandı, özellikle 90’lı yılların başında. 1985 yılında Sümeroloji Bölümü’nde okumaya başlayan, 32 yıl sonra hâlâ DTCF’de çalışan, okulun sembollerinden biri haline gelen, öğrencilerin ‘NebiÇim Adam’ı, fotoğrafçı Nebi Coşkun, DTCF’nin en önemli özelliğinin de bu olduğunu söylüyor: “Dil-Tarih’li olmaktan gurur duyuyorum. Türkiye’de iyi ki böyle bir okul var. DTCF sayesinde sağcılar solcuları, solcular sağcıları tanıyor. Ben mesela formasyon eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldım. Orada tek bir görüş hâkimdir. DTCF öyle değil, bizde her kesimden öğrenci vardır. Sadece sağcı veya solcu değil, feministler, LGBTİ’ler... Herkese yer vardır, herkes barınabilir. Atatürk’ün kurduğu okuldur DTCF, güneş balçıkla sıvanmaz.” 

Mezunlarının pek fazla uzaklaşamadığı bir okul DTCF.  Öğrenciler için burası bir ‘mecburiyet’ değil, bir yaşama yeri. Tiyatro bölümü mezunu, Afife Tiyatro Ödüllü oyun yazarı Firuze Engin, “Bizim bölümde herkes, birbiriyle yan yana gelmekten haz duyduğu için okula gelir. Çoğu zaman, o gün dersin yoksa bile okula gidersin, milleti görmek için. Dersin bittiyse de akşama kadar okuldan çıkmazsın, içerisi dışarıdaki hayattan daha eğlencelidir çünkü. Bölümde, her an bir üretim hali vardır. Bir arkadaşın projesini veya tezini çalışıyordur, provaya göz atarsın; belki bir oyuna müzik yapılıyordur şarkıyı öğrenirsin, sen de söylersin; birisi ezber yapıyordur ezberini tutarsın, birileri dekor boyuyordur iki fırça da sen atarsın,  ya da orta bahçede hararetle bir tiyatro kuramı konuşuluyordur, muhabbete katılırsın” diyor.

DTCF’YE BİR GİREN BİR DAHA AYRILAMAZ

Son KHK ile ihraç edilen Dr. Elif Çongur da okula bir kez girenin bir daha çıkamadığını anlatıyor. 1995’te lisans öğrencisi olarak DTCF’nin kapısından adımını atan Çongur, yüksek lisans, doktora derken hoca olmuş ve hayatının 22 yılını buraya vermiş. “Atmasalar bir yere gitmezdim” diyor ve ekliyor: “Başka ülkeye yerleşirsin, kalkıp tatile gelsen ilk oraya gelirsin. Ödül alırsın, hemen oraya koşarsın.”

Ankara’nın orta yerindeki DTCF’nin ‘orta bahçe’ diye anılan avlusunda, eskrim provası yapan, Lady Macbeth kostümüyle çay almaya giden, ortalıkta ses-konuşma alıştırması yaparak dolanan tiyatro bölümü öğrencilerine rastlamak günlük rutindendir. Birbirlerine “Çiçaam” diye seslenirler, fakülte kantinin karınca gibi koşturan emekçisine “Atom” derler. Efsane hocaları Nurhan Karadağ’ın geleneğidir; mezun oldukları gün hocalarıyla oturur fıstıklı baklava yerler. Ve yine Elif Çongur’un dediği gibi, “Her fırsatta, her 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde, her oyunda, her iyi günde, her kötü günde, sebepli sebepsiz birbirlerine ve hocalarına koşarlar...”  

Son Güncelleme: 12.02.2017 12:32
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.