08 Ağustos 2014 Cuma 09:39
Sözcü gazetesi yazarı manifestoyla 'Oyum Demirtaş'a' dedi

Seçimlerde Demirtaş'a oy vereceğini açıklayan Oray Eğin kişisel bloğunda yayınladığı yazı ile neden Demirtaş dediğini anlattı. "Selahattin Demirtaş için kişisel bir manifesto" başlıklı yazısında on madde halinde sebeplerini sıralayan Eğin, çarpıcı tespitleri ve CHP'ye yönelttiği eleştiriler ile dikkat çekti. Neden Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy vermeyeceğini ve Demirtaş'ın sunduğu siyasal hattın Türkiye'nin geleceği açısından ne ifade ettiğini kritik eden Eğin şöyle dedi:

Bugün kendi çevremde Kürt olmayan, Kürt meselesiyle duygusal bir bağı olan olmayan insanlar ona oy veriyorsa bu parıltıyı görmezden gelemeyiz. Hatta geçen gün bir asker çocuğu arkadaşım da ona oy verdi, o kadarını söyleyeyim. Hayatımda ilk defa içime sinerek, gerçekten inanarak, gerçekten hak ettiğini düşündüğüm için oy verdim ben de Demirtaş’a. Zekası, bakış açısı, bilgisi beni cezbediyor.

İşte Eğin'in kaleme aldığı 10 maddelik Demirtaş manifestosu:

SEÇMEN İHSANOĞLU'NA OY VERSE DE ONA İNANMIYOR GÜVENMİYOR

Bir: Türkiye’de 10 Ağustos günü sandığa gidip de Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy verecek seçmenlerin hiçbiri bunu inandığı, adaya güvendiği için yapmayacak. Bu adayın adını, kim olduğunu bile yakın zamana kadar bilmiyorlardı zaten. Sandığa giderken seçmenin büyük çoğunluğunun tek kriteri Tayyip’e karşı kim olsun da olsun inadı.

İHSANOĞLU DAYATMASI SEÇMENE BÜYÜK BİR TEBİYESİZLİKTİR!

İki: Ekmeleddin İhsanoğlu kendisine oy verecek kitlenin, kıyıların, CHP seçmeninin, Gezi’ci gençlerin ya da genel olarak makul çoğunluğun hiçbir hassasiyetini paylaşmıyor, hiçbir şekilde onları yansıtmıyor. Buna rağmen körü körüne oy toplayacak. Bu dayatma seçmene karşı büyük bir terbiyesizliktir, muhalefet partilerinin ayıbıdır. İhsanoğlu kazanamayacaktır, kazanamadığı gibi 2010’daki referandumdaki hayır sonucundan (yüzde 42) bile daha aşağıda oy alacaktır. Hiç yanılmayan şirketlerin kamuoyu araştırmaları bile bunu söylüyor. Muhalefet partileri bu dayatmanın hesabını tarih önünde vermelidir.

ARTIK MESELE ERDOĞAN'DAN KURTULMAK MESELESİ DEĞİL

Üç: Mesele Tayyip Erdoğan’dan kurtulma meselesi değildir. Evet, Türkiye’de bir tek adam rejimi vardır ama bu tek adam rejiminin ayakta kalmasını sağlayan sistem 12 yılda çok sağlam bir şekilde kurulmuş, temelleri neredeyse sarsılamayacak kadar sağlam atılmıştır. Tek bir adamı fotoğraftan çıkardığınızda o sistem bir günde çökmeyecek, Türkiye’ye aniden demokrasi gelmeyecektir. Türkiye, bilmem farkında mısınız ama, Tayyip Erdoğan’dan önce İsviçre değildi, o giderse de İsviçre olmayacak. Dahası, şu anda zaten fiili tek adam sistemi var. İhsanoğlu’nun da bu yönde bir şey yapacağına dair en azından ufak da olsa bir emare görebilseydik keşke.

ERDOĞAN'IN KURDUĞU SİSTEM GENİŞ BİR KİTLEYE YAYILDI

Dört: Yalçın Küçük, Erdoğan’ın Türkiye’ye verdiği zararı toparlamanın en az 30 yıl süreceğini söylüyor. Erdoğan sistemi öyle geniş bir kitleye yaydı, sistemden beslenenler öyle çoğaldı ki herkes var gücüyle buy makine aynen işlesin diye devam ediyor. Mustafa Sandal bile koşa koşa Erdoğan’ın ayağına gidiyorsa çıkarı olduğu içindir. Bu çıkar ve beklenti ağı inşaatçı Mehmet Cengiz’den Acun Ilıcalı’ya, Mustafa Sandal’dan Ethem Sancak’a kadar herkese yayılmıştır.

İHSANOĞLU'NU DESTEKLEYEN OLİGARKLARIN TEK AMACI...

Beş: Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyen oligarkların da tek amacı Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak. Ama bunun nedeni daha fazla demokrasi, özgülük ya da şeffaflık değil. Sadece pastadan kendilerine – artık – pay kapmadıkları için. İhaleleri şimdilerde Ethem Sancak gibi isimler aldığı için. İhsanoğlu seçilirse yıllarca Türk siyasetinin içine etmiş elitler kendilerinin tekrar güçleneceğini, tekrar manşetlerle bakan atanacağını, tekrar ihaleleri alacaklarını, arkalarını Çankaya’ya dayayarak Tayyip Erdoğan’a karşı bir cephe oluşturacaklarını ve eski düzenin aynen işleyeceğini hesaplıyorlar. Tayyip Erdoğan’ı devirmekteki tek amaç onunla geçinememeleri, Tayip Erdoğan’ın bu eski düzenin çarkına çomak sokmasıdır. İsteseler Tayyip Erdoğan’ı çoktan devirirlerdi zaten, ama onu kontrol etmeyi, ele geçirmeyi, onunla uzlaşmayı ve ondan faydalanmayı istediler; bize onun ne kadar demokrat olduğunu anlattılar. Cüneyd Zapsu’nun Amerikalılara Wikileaks belgelerine yansıyan tavsiyesini hatırlıyor musunuz: Bu adamdan faydalanın. Anayasa Mahkemesi AKP’ye yönelik kapatma davası açtığında Hürriyet gazetesinin ‘kapanmama’ yönündeki yayınları bazı üyelerin kararlarında etkili oldu; ufak bir not olsun.

CİHANGİR-HASAN CEMAL-DÜŞÜKLER GÜRUHUNA TESLİM OLMADI

Altı: İlkesel olarak Hasan Cemal’le aynı asansörde bile yanyana durmam, çünkü Hasan Cemal gericidir, algısı zayıftır, dahası Türkiye’ye ve basın özgürlüğüne ihanet etmiştir, zararlı gazetecilik yapmıştır, 12 yıldır oluşan totaliter düzenin temeline bizzat çimento taşımıştır. Yalan davaları araştırmadan sahiplenmiş, yalan kitap ve yazılar yazmış, ideolojinin bakış açısını gölgelemesine izin vermiştir. Hasan Cemal gazetecilikten men edilmeli, hatta Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’la birlikte bir halk mahkemesinde yargılanmalıdır. 12 Eylül’de darbeye alkış tutan Mehmet Barlas’tır bunlar. Bu konuda çok netim. Hasan Cemal’i bir simge olarak seçiyorum, bir güruhtan bahsediyorum. Bunların Türkiye’ye verdiği zararı Tayyip Erdoğan vermemiştir. Şimdi bu güruh Selahattin Demirtaş’ı destekliyor. Pazar günü New York’taki konsoloslukta Selahattin Demirtaş’a oyumu verdim. Peki bu gericiler destekliyorsa acaba bir yerde hata mı yapıyorum, sorusu ister istemez aklıma takılıyor. Hasan Cemal’lerin Demirtaş sevgisi estetik kaygılardan ve vicdan azabından ileri gelmektedir. Günahlarını Demirtaş üzerinden temize çekmeye çalışıyorlar ve ağır tekme yedikleri entelektüel dünyaya bu sayede yeniden kabul görme derdindeler. Onların demokrasi peşinde olmadıkları 12 yılda fazlasıyla kanıtlandı, dahası sinek vızıltısı kadar da önemsizlerdir. Nitekim Demirtaş da dikkat ederseniz Cihangir-Hasan Cemal-düşükler güruhuna teslim olmuyor, onların adayı gibi görünmüyor. Zaten değil.

DEMİRTAŞ KARŞISINDA BİLİNÇALTIMIZDAKİ IRKÇI AYRIMCI TUTUM

Yedi: PKK’nin meşruiyeti ayrı bir tartışma konusu ama artık en sıradan ortamda bile Kürt hareketi hakkında söz alacaksak, 2014 yılında bunu devletin eski dilinden, Anadolu’da Görünüm programının dikte ettiği metinlerden bağımsız tartışmamız gerekiyor. Her seferinde Selahattin Demirtaş’ı ‘ama ama ama’ diyerek bilinçaltından taşan ırkçı ve ayrımcı kategorilerle değerlendirenlerden utanıyorum. Türkiye, Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir savaşa dahil oldu ve devletin de hiç mi hiç masum olmadığını biliyoruz. O devlet uzun süre Kürt realitesini kabul etmiyor, Kart-Kurt diyordu. En klişe örnekleri hatırlatıyorum. Abdullah Öcalan’a kolaylıkla bebek katili yaftasını vuranlar devletin yaktığı köylerden, bu savaştaki kirliliğin çift taraflı olduğundan nedense hiç söz etmiyor. Demirtaş en azından simgesel olarak barışı getirecek bir adaydır. Seçilirse, ki şimdilik ütopya, en azından kanın hiç durmadan aktığı bir yerden çıkıp da devletin tepesine oturması bile başlı başına bir devrimdir. Türkiye’nin ihtiyacı olan barışın ilk adımıdır. Barack Obama’nın Amerikan başkanı seçilmesi simgesel ve tarihsel olarak ne kadar önemliyse, Türkiye’nin de Selahattin Demirtaş’ı seçmesi bu kadar önemlidir. Bugün olmasa da yarın öbür gün o ya da onun dengi biri mutlaka devletin tepesine gelecektir. Damarlarınızdaki asil kandan vazgeçerseniz, bu yolun açıldığını ve çok da iyi olduğunu göreceksiniz. Hepimiz için.

SIĞLIK, GERİCİLİK VE TOTALİTERLİĞE KARŞI TAZE BİR NEFES!

Sekiz: Selahattin Demirtaş’ı destekliyorum çünkü son altı-yedi yıldır çok yakından takip ediyorum ve ilk defa Türkiye’de söylediklerinin pek çoğuna katıldığım bir siyasetçi bulmuş olmaktan dolayı heyecanlanıyorum. Selahattin Demirtaş bir bölgenin, bir siyasetin, bir etnik kimliğin adayı değildir. Bunu çoktan aşmıştır, bu açıdan Kürt siyasetinde de bir ilktir. Çıktığı siyasi ortamın erişmini fazlasıyla genişletmeyi başarmıştır. Bu alkışı hak ediyor. Bugün kendi çevremde Kürt olmayan, Kürt meselesiyle duygusal bir bağı olan olmayan insanlar ona oy veriyorsa bu parıltıyı görmezden gelemeyiz. Hatta geçen gün bir asker çocuğu arkadaşım da ona oy verdi, o kadarını söyleyeyim. Hayatımda ilk defa içime sinerek, gerçekten inanarak, gerçekten hak ettiğini düşündüğüm için oy verdim ben de Demirtaş’a. Zekası, bakış açısı, bilgisi beni cezbediyor. Sığlığa, gericiliğe, totaliterliğe, Ortaçağ’a mahkum bırakılmaya çalışılan Türkiye’de taze bir nefes gibi geliyor. Dahası kişisel bir tarafı da var bu desteğimin: Benim hayatımın da hiçbir çıkar beklemeden savunuculuğunu yapmasından dolayı oyumu hak ediyor.

DEMİRTAŞ KÜRT HAREKETİNİN HATALARIYLA YÜZELEŞECEK CESARETTE

Dokuz: Selahattin Demirtaş şimdi kazanamayacak ama Türk siyasetinin vazgeçilmez bir aktörü olaraktır. Bu tartışmasız bir ihtimaldir. Şimdiden siyasette alternatif arayışlarına karşı ciddi bir çözüm olduğuna dair pek çok kişiyi ikna etmiştir. Bu seçimde alacağı oy siyaset macerasında ileride çizeceği yol açısından da yol gösterici olacaktır. Ona verilen oy aynı zamanda bir potansiyele verilen oydur. İyice anlaşıldı ki ne Devlet Bahçeli ne de Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye’de bir siyasi alternatif olabilmiştir; ikisinin de potansiyeli yoktur, yeteneği ve birikimleri de yoktur. Tansu Çiller’in siyasete armağan ettiği bir sözle açıklarsak: Hayatları boyunca iktidarsızlığa mahkumlar. Selahattin Demirtaş’ta ise herkesi kapsayıcı bir tavır, peşinde sürükletecek liderlik özelliği mevcuttur. Büyük liderler aynı zamanda içlerinden çıktıları çevrelerden de koparak, gerektiğinde kendi geçmişlerini ve çevrelerini de acımasızca eleştirerek, kendilerini sıyırarak doğar. Selahattin Demirtaş’ta bu hesaplaşmayı, Kürt hareketinin de yanlışlarıyla yüzleşmeyi göze alacak cesaret vardır. Bu yüzleşmeden sonra üzerindeki etiketlerden kurtulup kıyı şeridindeki teyzeleri bile ikna etmesi an meselesidir.

DEMİRTAŞ, HDP VE GEZİ EYLEMLERİ

On: Evet, Selahattin Demirtaş Gezi’nin ilk günlerinde hatalı bir açıklama yaptı, olayı yanlış okudu, bunun bir darbe başlangıcı olabileceğini düşündü. Ama bu hatalı açıklamadan hemen döndü, hemen farkına vardı. Siyasetçilerin hata yapabilme payları, hele hele böylesi toplumsal olaylarda, olmamalıdır. O yüzden acımasızca eleştirilmesi haklı. Ama Gezi’nin başlamasına ilk neden olan kişi bugünkü HDP’nin milletvekiliydi. Dahası, bugünkü Demirtaş söylemlerinin tamamı Gezi’den çıkan ortak ruhla örtüşüyor. Tek bir talihsiz açıklamasıyla yargılanması büyük bir haksızlık, önemli olan hatasından döndü mü? Bence döndü. Bunu defalarca açıkladı. İlk anda okuyamamasını da anlayabiliyorum. Gezi eşi benzeri görülmemiş bir olaydı. Bir Cumhuriyet Mitingi değildi. Diyarbakır’da bir etnik ayaklanma da. Herkesin birleştiği, herkesin biraraya geldiği ‘unique’ bir direnişti. Hepimizi şaşırttı ve hazırlıksız yakaladı. Yine de Demirtaş’ın yanlışlığını hafifletmiyor, ama en azından sonradan, hatta çabucak Gezi söylemini sahiplendi. Peki CHP ne yaptı? Ben Gezi’den kovulduklarını hatırlıyorum. Gezi sırasında bir düğünde nikah kıyan Mustafa Sarıgül’ü aday yaptılarını biliyorum. İnşaata karşı başlayan bir direnişin sonunda yerel seçimde Kadıköy’e inşaat şirketi sahibi birinin aday yaptıklarını görüyorum. Gezi’yi hiç anlayamadıklarını da…

Son Güncelleme: 25.12.2017 15:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.