02 Temmuz 2013 Salı 09:50
Rıza  Aydoğmuş: Madımak yanıyor hala


20. YILINDA MADIMAK KATLİAMI

Rıza AYDOĞMUŞ
 

İnsanlık tarihinde kimi olaylar var ki anımsandığında yürek dağlar acısı.  Bu olaylardan biri de ülkemizde, bu topraklarda yaşandı. 2Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal adına düzenlenen kültür etkinliğine katılan 33 aydın, Sivas’ta konakladıkları otelde şeriat yanlısı gerici güçlerin organize ettiği bir gösteri ve kuşatma sonunda yakılarak katledildiler. Katledilen yazar, çizer, şair, semahçı ve tiyatrocular günler hatta aylar öncesinden bu kültür etkinliğine katılmanın coşkusunu yaşamışlardı. Katledenler de bir hazırlık içerisindelermiş; sonradan öğreniyoruz.

 
Kültür etkinliğini düzenleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, aylar öncesinden başladı çalışmalarına. Katılacak sanatçılar belirlendi, davet edildi, kabul edenlerin adları programa yazıldı. Etkinlik yapılacak mekânlar belirlendi, ilgili yerlerle yazışmalar yapılıp, tahsisi sağlandı. Valilik ve Kültür il müdürlüğü programa katkı verdi. Gerekli duyurular için afiş, pankart ve broşürler hazırlandı, dağıtıldı. Etkinliğe katılacak konukların konaklayacakları yerler belirlendi ve kimi kamu misafirhanelerinin tahsisi sağlandı. Programın işleyişi ayrıntıları ile yazıya döküldü. Tüm bunlar yerel demokratik kitle kuruluşlarıyla paylaşıldı. Hatta görevler dağıtıldı. Artık Etkinlik başlayabilirdi….


Yazarlar, Ozanlar, Şairler, Semahçı ve Tiyatrocular Derneğin merkezinde Ankara’da toplandı ve 30 Haziran akşamı otobüslerle Sivas’a hareket edildi. Otobüsteki yolculuk gençlerin türkü ve şarkılarıyla başladı. Coşkuya herkesi katıyorlar, oynuyorlar, gülüyorlar… “Pir Sultan Abdal” oyununu sahneye koyan yönetmen mimar Muammer Çiçek yaptığı skeçlerle herkesi gülmekten kırıp geçiriyor… Gençler otobüsün içini piste dönüştürmüşler ağızdan söyledikleriyle şıkır şıkır oynuyorlar, oturanlar tempo tutuyorlar.

Gece başlayan yolculuk, bu coşku ve neşe ile gün ağardığında Sivas Cumhuriyet meydanında tamamlandı ve konaklanacak otel ve konukevlerine yerleşme gerçekleşti.


1 Temmuz günü, yani etkinliğin ilk günü Sivas valisinin de konuşmacı olduğu kültür müdürlüğüne ait “kültür merkezi”nde ki açılış ile başladı. Protokol konuşmalarından sonra Yazar Aziz NESİN’in bir sunuşu ve ardından Hasret Gültekin, Musa EROĞLU dinletileri ve semah gösterisiyle öğleden önceki program tamamlandı.

Program farklı mekânlarda da farklı sunuşlarla devam ediyordu. Buruciye medresesindeki kitap stantları, yazarlarla okuyucuların buluşması aralıksız ve sorunsuz sürdü.

Öğleden sonra yine kültür merkezinde “Pir Sultan Abdal’dan günümüz Pir Sultan’larına” konulu panel ve konuşmacılar, yazar araştırmacı Asım BEZİRCİ, Aydın ÇUBUKÇU, Öner YAĞCI idi.

 
Etkinlik programı eksiksiz ve sorunsuz yürüyor ve katılım üst düzeyde ve coşkuluydu. Kente gelen yazarlara özellikle Cumhuriyet Üniversitesi öğrencileri yoğun ilgi gösteriyordu.


Akşam ise Buruciye medresesinde Karikatürist Asaf  KOÇAK’ın sergisi Mehmet Özer’in slayt gösterisi, 4 Eylül kapalı spor salonunda ise halk konseri vardı. Konser salonu tıklım tıklım dolu idi. Gün ve program sorunsuz bitmişti. 

.....

2 Temmuz Cuma günü yine program önceden planlandığı gibi sürdürülürken, olağan sayılamayacak gelişmeler oldu. Yerel gazeteler, ağız birliği etmişçesine aynı anlama gelen manşetlerle etkinliği karalayan, katılımcılara hakaret içeren ve saldırgan ifadeler kullanmışlardı. Ayrıca fotokopi ile çoğaltılmış “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı saldırgan ifadelerin yer aldığı ve inananları “cihad”a çağıran bildiriler elden ele dolaşıyordu.


Öğleye doğru, Aziz NESİN’in kitaplarını imzaladığı masaya röportaj için yanaşan iki kişi sorular sorup bir yandan da çekim yapıyorlardı. Soruları daha çok suçlar şekilde soruyorlar ve bu ithamlara da usta yazar yanıt veriyordu. Kameraman arkasında duran bir kişi Aziz NESİN’e hakaret etmeye başlayınca röportajı yarıda kestirilip, Aziz Nesin hemen kaldığı otele yerleştirildi.


Öğlen arası olduğu için herkes lokantalara dağılmış ve öğleden sonraki etkinliklere katılacaklardı.


Cuma namazı biter bitmez, kent merkezinde bulunan dört  ayrı camiden( Osmanağa , meydan, paşa ve kale) kalabalıklar aynı anda tekbirler getirerek, başta Buruciye medresesi, kültür merkezi ve Madımak oteline doğru yürüyüşe geçtiler.Kalabalığı yönlendirenler arasında esnaf, belediye çalışanları ve yerel gazeteciler de vardı. Yürüyüşe güzergâh çiziyorlar, belirledikleri sloganları attırıyor ve kitlenin dağılmaması için megafonlarla ajite ediyorlardı.


Kültür merkezinde Ozan Arif SAĞ’ ın konseri vardı, salon saatler öncesinden dolmuştu. Salonun önünde ise kitap standları kurulmuştu.


Camiden çıkan kalabalık, kültür merkezine doğru yürüdü ve yaklaştığında ise hem kitapçıları hem de salona girmek üzere olanları taşlamaya başladılar. Kalabalığın önünde ise bir avuç karakol polisi ve bir ekip arabası. Göstericiler, polis aracını ele geçirmişler megafon ile kalabalığı yönlendiriyorlar, tekbir getiriyorlar.

 
Meydan ve Paşa camiden çıkan kalabalık ise önce Vilayet önüne sonra da Madımak oteli önüne doğru yürüyüşe geçti. Attıkları sloganlar” Kahrolsun Laiklik, Muhammedin ordusu kâfirlerin korkusu,  Şeytan Aziz, Şerefsiz Vali, Vali istifa, Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak, Tekbir-allahüekber,” vb.

Lokantalardan çıkıp, kültür merkezine doğru yaya olarak giden semahçı ve tiyatrocular atılan sloganları ve kalabalığı görünce otel yakın olduğu için otele sığındılar.

Oteldekiler kuşatılmıştı, çıkış yoktu artık. Aynı manzara Kültür merkezi için de geçerliydi. Konseri izlemeye gelen kadın, erkek ve çocuklar çoğunluktaydı ve salona kıstırılmıştı.


Tüm bunlar olurken, orta yerde kayda değer sayıda polis görünmüyordu. Kent meydanı ve ara sokaklar gerici yobaz sürüsüne bırakılmıştı.

 
Otel içinde manzara
 

Sokaklarda saldırıya uğramadan otelde buluşmuş olmaya sevindik. Gözü dönmüş saldırganlar her tarafı yakıp yıkıyorlar, taşlıyorlardı. Ve ilk taş 13.45 sularında otelin lobisine düştü. Lobide bulunanlar güvenlikli olur düşüncesiyle üst katlara çıktı. Yöneticilerden bazıları lobide bulunan sehpa, koltuk vb şeyleri üst kata çıkan merdiven basamaklarına yığarak, barikat(!) oluşturdular. Aziz NESİN’e verilen üç koruma da aynı şekilde üst katlara çıktılar. Bir yandan da telsizle görüşüyorlar ve herkes dışarıdaki gelişmelerden bilgi sahibi oluyordu. Valilik, yardımcı kuvvet geleceğini ve endişeye mahal bir durum olmadığını, güvenliğin sağlanacağını bildiriyordu.

 
Dakikalar ve saatler ilerledikçe oteli kuşatanlar kalabalıklaştı ve sloganları ve tavırları gittikçe saldırganlaştı. Üst katta bulunan kahvaltı salonunun penceresindeki camlar da atılan taşlarla kırıldı ve o bölüm de artık güvenli değildi.

Kendimi  kahvaltı salonunun ortasındaki kolona  siper ederek otel önündeki gelişmeleri merdiven boşluğuna sığınan arkadaşlarıma aktarıyordum. “kalabalık otele yaklaştı, polisin oluşturmaya çalıştığı barikatı yardılar, belediye başkanı geldi konuşuyor, karşı binanın çatısına çıktılar kiremit fırlatıyorlar vb. gibi”


Saatler geçiyor kalabalık çoğalıyor. Sloganlarla daha da azgınlaşıyorlardı, yer yer barikatlar yarılıp, otele kadar yaklaşıyorlardı..Tüm bunlar yaşanırken, korumalardan ikisi ortadan kayboldu. Otelden dışarı çıkıp, karşıdaki berberden oteli seyrediyorlar ve çok ta umurlarında değildi. Belli ki çok ta arzulu değillerdi korumaya.


Otel içersinde bulunan kimi yönetici, yazar ve bilim adamları hemen hükümete fakslanmak üzere “bir bildiri kaleme alalım” düşüncesinde birleşildi, yazma işini Asım Bezirci üstlendi. Bilge adam bildiriyi yazmış ve bizlere okumak üzere masa başına geldi. Atılan taşlar yüzünden, metnin okunması tamamlanmadan üst katlara kaçışmak durumunda kaldık.


O saate dek otelin çalışır durumdaki telefonlarından Valiye, Ankara’ya, Bakanlara, hatta Başbakana ulaşıldı; “durum vahim, kurtarın bizi” diye. Verilen yanıt hep aynıydı “merak etmeyin, devletin güvenlik kuvvetleri duruma hâkim ve kurtulacaksınız”.Bizler hep kurtulacağız umuduyla bekledik, bekletildik.


Otelin önünde zabıtlar arasında beleidye başkanı

O günün belediye başkanı, siyasal İslamcı ve laiklik karşıtı olduğu için daha sonra kapatılan Refah Partisinden Temel KARAMOLLAOĞLU’ dur.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği aylar öncesinden etkinliğe hazırlanırken, gericiler de bir başka hazırlık içersinde olmuşlar. Ve tabii tüm bunlar olurken, devletin istihbarat kurumları bihaber(!) imiş..

Belediye başkanı etkinlikten bir hafta önce “Hicret Koşusu” düzenler. Bu koşuya başka kentlerden sporcu adı altında militanlar getirilip, cemaat yurtlarında barındırılırlar ve kenti terk etmezler. 

Vali acz içersindedir. Belediye başkanından yardım ister,” Kalabalığa konuşma yap, dağılsınlar” der. Belediye başkanının koşulları vardır. Yapılmasına göstericiler gibi kendisi de karşı olduğu için,” Kültür etkinliğini iptal ederseniz, Kültür merkezi önündeki ozanlar anıtını söker kaldırırsanız, yardım ederim” der. Vali hepsini kabul eder.

Kentin caddelerindeki aydınlatma direklerindeki hoparlörden” Pir Sultan Abdal Kültür Etkinliği iptal edilmiştir, halkımıza saygıyla duyurulur… Kültür merkezi önündeki heykel sökülmüştür halkımıza saygıyla duyurulur… Heykel kamyona yüklenmiş ve meydana doğru götürülmektedir, halkımıza saygıyla duyurulur… Heykel otel önüne getirilmiştir, halkımıza saygıyla duyurulur..” anonslarını otel içinden  duyuyorduk.


Otel önündeki kalabalık bu anonsları duyunca daha da azdı, saldırganlaştı. Öyle ya her istedikler kabul ediliyordu. Dahasını istemeye başladılar.. Aziz NESİN’i istiyorlardı.


Zabıtalar eşliğinde belediye başkanı otel önüne geldi. Hemen ses düzeneği kuruldu ve başkan” Gazanız mübarek olsun” diye başladı konuşmasına. Belediye başkanını konuşması onları daha da azdırıyordu. “Bireysel bir şeyler yapmamalarını” salık verip, alandan ayrıldı.

Ötel önü ziyaretçisi: Tugay Komutanı(!)
 

Kalabalığın arkasına askeri makam otomobili durdu ve içinden Sivas Tugay komutanı Ahmet YÜCETÜRK çıktı. Kalabalık etrafını sarıp,” en büyük asker bizim asker”, “asker Bosna’ya” diye tezahürata başladı. Saldırganların elebaşlarını yanına çağıran komutan bir şeyler konuşup, makam aracına binerek, otel önünden gönül huzuru içinde(!) ayrıldı. Tugay komutanına refakat eden birkaç manga asker de “kısa dönem acemi birliği’nden ve ellerindeki de içi boş eğitim tüfekleriymiş.


Otel  içinde endişeli bekleyiş
 

Aziz NESİN’in korumalarından sadece komiser Mehmet otel içinde kaldı.  Elindeki telsizden çevre ilçelerden gelen takviye güvenlik güçlerinin sayılarını da dinliyoruz. Yıldızeli’nden 4 polis, iki bekçi, Zara’dan 6 polis vb gibi…

İl de tugay komutanlığı ve hemen karşımızda jandarma alay komutanlığı var. Oralardan değil, ilçe karakollarından gece bekçileri takviye kuvvet olarak geliyordu. Bize telsiz aracılığıyla “endişe etmeyin kurtulacaksınız” deniliyordu. Belediyenin kaldırım yenileme bahanesiyle otelin karşı köşesine yığdığı birkaç kamyon taş tümüyle otel içine atıldı, otelin dış cephesinde kırılmadık cam çerçeve kalmadı, perdeler lime lime oldu. Kaldırımda atılacak taş kalmayınca karşı binaların çatılarına çıkılıp, kiremitler fırlatıldı.
 

Camın önünde durmayın kalabalık tahrik oluyor

Telsizden içeriye talimatlar da yağıyordu; “cam önünde durmayın kalabalık tahrik oluyor” diye. Otele kıstırılmış olan bizler de karanlık koridorlara ve arka odalara geçtik.

Kültür merkezi önünden belediye ekiplerince sökülen “ozanlar anıtı” kamyon ile otel önüne getirilip, kalabalığın önüne bırakıldı. Her istedikleri yerine getirilen güruh, çılgınca hareketler yapıyor,azgınlaşıyor ve kimileri de şuursuzlaşıyordu. Hatta kimileri tırnaklarıyla anıttan parça koparmaya çalışıyor, kinini, hırsını dışa vuruyordu.

Kültür merkezine saldıran güruh içerdekilerin direnişiyle karşılaşınca, oradaki kalabalığı otel önüne getirip, tüm sardırganlar bir araya toplanmıştı. Artık tüm dikkatleri ve saldıracakları yer tekleşmiş ve otel üzerine olmuştu. Kalabalığı engelleyecek ne bir polis ne de asker kalmayınca, otel içersine girmeye başladılar, ön cepheden tırmanıp, bulunduğumuz kahvaltı salonuna girdiler, ellerine ne geçtiyse kırdılar, parçaladılar . Bizlerin direnişiyle karşılaşınca otelden çıktılar ve bir süre sonra içeriye yanık kokusu geldi. Yangın lobideki lambrileri tutuştumuş hızla üst katları sardı. Artık, kurtuluş ümüdimiz kalmamış ve YANIYORDUK.

Yangından bir kaç saat önce çıkış yolu bulunmuştu
 

Evet, dışarıda slogan atarak, otelin taşlanması sürerken, kimi arkadaşlarımız da kurtuluş ve çıkış yolları aramışlardı. Madımak oteli ile sırt sırta olan binaya çıkış yerini tesbit eden arkadaşlara o binadaki daireden ellerindeki sopaları göstererek küfür edenler, bayan arkadaşlarımıza “ O…….lar, nereden girdiyseniz, oradan çıkın” diye tehdit ediyorlar. Otelin arkasındaki aydınlığa açılan pencereden de saldırıya uğramış ve çıkış, kurtuluş ümidimiz kalmamıştı.

Aydınlığa açılan pencereden tehdit edip, saldırılan yer; BBP il başkanlığı imiş ( sonradan öğrendik). O daire BBP değil de sıradan bir işyeri veya daire olsaydı belki de hiçbir canımızı kaybetmeyecektik. Aynı yer, yangından ve katliamdan bir süre sonra nasıl olduysa BBP lilere gelen bir talimatla(!)   bir kısım arkadaşlarımızın oradan çıkışı için kullanıldı. 

Katliam ve yerel basın
 

Sivas’ta yayınlanan gazetelerde Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri başlamadan önce, aleyhte yazılar  yazılmış. Katliam günü dağıtılan korsan bildirinin aynısı Mayıs ayında
“Bizim Sivas” adlı gazetede 101 imza ile yayınlanmış. 1 ve 2 Temmuz günlerinde yayınlanan  gazeteler, Sivas halkını galeyana getirecek başlıklar atmışlar ve kışkırtıcı makaleler yazılmıştı.


Daha ilginci, Sivas’ta onca gazeteci var; ama 8 saat süren Şeriatçı kalkışma ve şehrin merkezini yakan yıkan güruhu görüntüleyen tek bir kare fotoğraf yok. Fotoğraf çekmediklerini düşünebilirmiyiz?.. Hayır. Yüzlerce kare fotoğraf çekmişlerdir; ancak yandaşlarını deşifre etmemek için bu görüntüleri kullanmadılar, yargılama aşamasında da bu fotoğraflar ortaya çıkarılamadı.

Yargılama
 

Madımak  yangını kadar canımızı yakan  diğer bir konu da; Yargılama süreci. Kültür merkezi ve Madımak oteli önünde toplanıp saatlerce slogan atan, vuran, kıran, dağıtan ve YAKAN güruhtan (polis kayıtlarına göre sayıları onbeşbin) yargı önüne getirilenlerin sayısı sadece 150 kişi oldu. Katliamı organize eden, kitleyi yönlendiren, bildirileri yazıp, dağıtanların önemli bir kısmı araştırılıp, soruştulmadı. Yargılama basına kapalı sonuçlandırıldı. Yurtdışına kaçırılanlar iade işlemleri savsaklandı ve herkesin bildiği gibi zamanaşımına uğratıldı. Oysa bu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zamanaşımı olmamalıydı.

 Mahkemelerde katillerin savunuculuğunu yapan avukatların önemli bir bölümü AKP kurucusu oldu. Sonraki süreçlerde de, belediye başkanı, milletvekili ve bakan oldular  ( örneğin Hayati YAZICI- önce Devlet sonra da Gümrük bakanıdır)

Yargılama, başta yakınlarını kaybeden şehit aileleri olmak üzere kamuoyu vicdanlarında ADALET YERİNİ BULMADI ve MADIMAK YANIYOR HALA. 

Madımak Oteli müze olmalı
 

Sivas ve Türkiye, insanlığın yüzkarasıyla yaşamaya devam ediyor. Madımak otelinin önünde toplanıp,” yak ula yak” naraları atan  ve sayıları 15 bini bulan Sivas’lılar bu utançla yaşamaya alışmış gözüküyor. Şöyle ki, Madımak katliamından hemen sonra devletin ödediği tazminatla otel boya badana yapılarak hemen hizmete açıldı. Yetmedi, alt katına da Et Lokantası açıldı. 2009 yılına kadar bu faaliyet devam etti. Bu olay, Madımak yangını kadar can acıtıcı olmuştur.

Madımak katliamının utancından kurtulmanın yolu Unutmak ve unutturmaktan değil, aksine yüzleşmekten geçer. Madımak  Utanç müzesine dönüştürülmeli. Bu yapılmaz ise, Sivas ve ülkeyi yöneten siyasal iktidarlar, insanlığın yüzkarası bu utançla yaşamaya devam edecektir. 
 

Son Güncelleme: 20.02.2017 11:33
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.