17 Nisan 2018 Salı 15:12
Can Dündar'dan çarpıcı seçim yazısı: AKP’nin ömrü ne kadar?

İşte Can Dündar'ın çok ses getirecek yazısı:

AKP’nin ömrü ne kadar?

Can Dündar, Türk sağının 4 liderinin tarihçesi üzerinden Erdoğan’ın ve AKP’nin siyasi ömrünü değerlendirdi.

Devlet Bahçeli’nin “26 Ağustos’ta erken seçim” çağrısıyla, siyaset ısındı. Yerel seçim oyu hep genel seçim oyunun altında kalan AKP’nin, ekonomideki gerilemeyi ve dış politikadaki sıkışmayı da gözönüne alarak genel seçimi öne alacağına kesin gözüyle bakılıyordu, ama iktidar sözcüleri bunu ısrarla yalanlıyordu. Bahçeli,-belki de bir mutabakatla- iktidara bir gerekçe sunmuş oldu.

Hiç kuşkusuz bu seçim, Türkiye demokrasisinin en kritik seçimi; belki de bir varoluş/yokoluş tercihi olacak.

Erken seçim, krizle boğuşan, zora giren iktidarların son durağı olmuştur genellikle… Bahçeli’nin 2002’deki erken seçim çağrısıyla, desteklediği DSP hükümetini tarihe gömdüğünü hatırlatalım.

Demokrat Parti (1957’de) ve ANAP da (1991’de) gittikleri erken seçimlerle uzun iktidarlarını noktalamıştı.

Erken seçim tartışmaları vesilesiyle, AKP’nin sonsuza kadar iktidarda kalacağını sananlar (buna güvenenler/buna üzülenler) için kısa bir siyaset turu yapmak istiyorum:

Merkez sağın 4 lideri

Türkiye’de muhafazakâr sağ siyaset, 95 yılda 4 önemli lider çıkardı:

Adnan Menderes,

Süleyman Demirel,

Turgut Özal,

Recep Tayyip Erdoğan…

Türkiye tarihinin 42 yılında, yani yaklaşık yarısında ülkeyi budörtlü yönetti:

Adnan Menderes 10 yıl,

Süleyman Demirel 10 yıl 5 ay,

Turgut Özal 5 yıl 10 ay,

R.T. Erdoğan 16 yıl…            

Pek çok ortak özellikleri var. İlki, ülkeyi büyütmüş olmaları…

Atatürk döneminde Türkiye’nin büyüme hızı yüzde 7,4’tü.

95 yılda bu hıza yaklaşan sadece bu dört lider oldu:

Menderes: 6,3

Demirel: 7,3

Özal: 5,1

Erdoğan: 7.

Tabii hitabet yeteneklerini, inşaat düşkünlüklerini, solcu nefretlerini,  muhaliflerine karşı hırçınlıklarını, tarikatlara yakınlıklarını, dini siyasette kullanma ustalıklarını, parti içindeki rakiplerini yok etme becerilerini de saymamız gerekiyor.

Bu son özellik, onları “tek adam” haline getirdi.

Sonuç?

Onlar gider gitmez partileri tarumar oldu.

Menderes’ten sonra Demokrat Parti,

Demirel’den sonra Adalet Partisi,

Özal’dan sonra Anavatan Partisi tarihe karıştı.

Bu teşhisten sonra AKP’nin ömrünü tahmin edebiliriz:

AKP’nin ömrü, Erdoğan’ınki kadardır.

Yükseliş, durgunluk, çöküş

Peki daha ne kadar ömrü var?

Gelin buna da o 4’lünün tarihinden bakalım:

Erdoğan’dan önce, çeyrek asır ülkeye hükmeden 3 liderin iktidarı, birbirine tıpatıp benzeyen 3 döneme ayrılıyor:

Yükseliş, durgunluk ve çöküş…

Menderes, 1950’de, 50 yaşında, yüzde 52,7 oyla Başbakan oldu.

1950-1954 arası tek partiden sıkılmış Türkiye’yi yatırımla, üretimle tanıştırdı. Bu kalkınma hamlesiyle Demokrat Parti, 1954’te–bir daha hiçbir partinin erişemeyeceği bir oy oranıyla- yüzde 57,6 ile kazandı.

Bu kudret, Menderes’in başını döndürdü. 1954 sonrası, “hırçınlık” dönemi başladı. Seçim Yasası’nın iktidar lehine değiştirilişi, Kırşehir’in, muhaliflere oy verdi diye cezalandırılıp ilçe haline getirilişi, radyonun diğer partilere kapatılışı, Basın Yasası’nın değiştirilip “resmi şahıslar hakkında kötü düşünce”nin yasaklanışı, iktidara, yargıçları ve profesörleri erken emekli etme imkânı tanınışı, bunları eleştiren yazar Hüseyin Cahit’in 80 yaşında hapse atılışı, Menderes’in sürekli İnönü’ye saldırışı, azınlıkların mallarına el koyabilmek için 6-7 Eylül faciasının kışkırtılışı, toplantı ve gösterilerin yasaklanışı, polise, göstericilere ateş etme yetkisinin tanınışı hep bu duraklama dönemindedir.

DP, 1957’de tırmanan enflasyon baskısıyla erken seçime gitti. Yüzde 48 aldı. Bunu 1958 devalüasyonu izledi. Dolar 2 liradan 9 liraya çıktı. Menderes, darbe korkusuyla baskıyı artırdı. Protesto eden üniversitelere ordu birlikleri yolladı, Meclis’te CHP için soruşturma komisyonu kurdurdu.

Ve 1960’ta askeri bir darbeyle devrildi.

Demirel ve Özal

Süleyman Demirel, 1965’te, 40 yaşında, yüzde 52,8 ile Başbakan

oldu. 1965-1969 arası Türkiye’ye, Atatürk’ten sonraki en büyük büyüme hızını yakalattı. Keban Barajı, Ereğli Demir Çelik, Boğaz Köprüsü gibi büyük projelere imza attı. Köylere elektrik, su götürdü. Bu rüzgârla 1969’da yüzde 47 oy aldı.

Ve sonrasında bu kez Demirel’in hırçınlık dönemi başladı. Parti içi muhalefeti bastırdı. Sendikalar Kanunu ile DİSK’i ezmeye çalıştı. İşçiler ayaklanınca üzerlerine tankları sürdü. Sıkıyönetim ilan etti. Ardından 1970 devalüasyonu geldi. Dolar 9 liradan 15 liraya çıktı.

Ve Demirel, 1971’de askeri darbeyle devrildi.

Turgut Özal, 1980’deki askeri darbenin yarattığı siyasal boşlukta doğdu. Yüzde 45’le Başbakan olduğunda 56 yaşındaydı. 1983-1987 arası, toplumun sigortası olarak gördüğü “Orta direk”i kalkındırma vaadiyle bir dizi yapısal reforma imza attı. Enflasyon yüzde 50’lerden yüzde 32’ye çekildi. Ekonomi yüzde 5 büyüdü.

1987’de yüzde 10’a yakın oy kaybettiği halde seçim sistemi değişikliği sayesinde milletvekili sayısını artırabildi. Sonra Özal’ın durgunluk, aile skandalları ve baskı dönemi başladı. 1988’de enflasyon yeniden yüzde 68’e fırladı. Ardından sansür-sürgün kararnameleri, siyasi suikastlar, anti-terör yasaları geldi. Demokratik siyaset, hukuk devleti, laiklik gerilerken, kural tanımazlık yaygınlaştı.

Özal, 1989’da partisini bırakıp Çankaya’ya çıktı. 1991’de erken seçime gittiler. Çöküşe geçen ANAP, iktidarı kaybetti.

Erdoğan’ın farkı

Erdoğan 2002’de, 48 yaşındayken yüzde 34 oyla iktidar oldu.

2007’ye kadar, tıpkı ardılları gibi, bir balayı dönemi yaşadı AKP… Ciddi yatırımlar yaptı, ekonomiyi büyüttü. Avrupa’ya göz kırptı, “ılımlı Müslüman” izlenimi yarattı. Bu sayede 2007 seçiminde oyunu yüzde 46,6’ya çıkardı.

2008’in son çeyreğinden itibaren Erdoğan’ın durgunluk başladı. İşsizlik, cari açık, dış borç büyüdü. Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, bu ekonomik daralmayı, siyasi baskılar izledi.

Erdoğan’ın kendinden önceki 3 liderden farkı burada kendini gösterdi. Belki de onlardan aldığı dersle, durgunluk döneminin faturasını, kısmen 2009’daki “Kürt açılımı” ile geciktirmeyi başardı Erdoğan… 2011’de oyu yüzde 50’ye yaklaştı. 4’lü içinde üçüncü seçimde oyunu artıran ilk lider olan Erdoğan, 2014’te Cumhurbaşkanı seçildi. Onsuz partisinin oyu, 2015’te, yüzde 40’a düştü. Aslında parti, doğal ömrünü orada tamamlamıştı.

Ama Erdoğan, Güneydoğu’da yeniden savaş ortamına dönmesi yüzünden/sayesinde, 5 ayda partisinin oyunu yeniden yüzde 49,5’e çıkardı. Ve tek adamlığını ilan etti.

Geciken son bölüm, şimdi -yine- bir erken seçimle başlıyor.

Aynı finale doğru

Bu tarihçe, bize Erdoğan’ın diğerleriyle benzerliklerini olduğu kadar, farkını da gösteriyor. Uluslararası konjonktürün, askeri bertaraf etmesinin, muhalefetin zayıflığının, kişisel karizma ve kurnazlığının, yargıyı, medyayı, akademiyi, sermayeyi tamamen ele geçirmesinin, kural tanımazlığının da etkisiyle Erdoğan, partisine girdiği beş seçimin dördünü kazandırmayı başardı ve 5492 günle Atatürk’e ait olan, “en uzun süre iktidarda kalma” rekorunu geçen ay kırdı.

Kıssadan hisseler şunlar:

Ne kadar güçlü olursa olsun, liderlerin bir “kullanım süresi” var. Yükseliş ve durgunluk döneminin ardından –er ya da geç- aynı semptomlar nüksediyor

Ekonomik daralma, siyasi hırçınlaşma, kendini vazgeçilmez sanma, muhalefete ve medyaya saldırma, baskı politikaları, en yakınların tasfiyesi, parti içi huzursuzluk, erken seçim kararı…

ve ardından kaçınılmaz çöküş…                

Liderin devrilmesinden sonra dağılan parti…

Tarih tanıktır:

Bugüne kadarkilerin tıpatıp tekrarı olan Erdoğan’ı ve AKP’yi de aynı final bekliyor.

Erken seçim “mecburiyeti”ni, bir de bu gözle okuyun.

Son Güncelleme: 25.04.2018 14:31
Anahtar Kelimeler:
SeçimCan Dündar
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Faruk 2018-04-18 21:51:53

Ne kadar mantıklı bir çıkarım, Akp'nin uzun bir ömrünün kalmadığı apaçık ortada. Ülkenin ekonomisi yerle bir olmuş durumda ama hala bazı koyunlar a haber açıp yok Türkiye şöyle büyüdü yok böyle büyüdü safsatalarına kanıyorlar. Gözünüzdeki perde ne zaman inecek merak ediyorum..