28 Mart 2014 Cuma 10:30
Bombalara karşı sofralar kuruluyor

Facebook ile yatıp Twitter ile kalktığımız, arkası yarın kıvamına gelen tapeleri dinlemekten yorulduğumuz şu günlerde,  140 karaktere sığmayan işler üreten insanlar var. Hayatlarını ve fikirlerini bilgisayar ekranlarına hapsetmeyen, Windows’tan başını çıkartıp hayata karışan gençler var. 


Bir Çarşamba akşamı evime giderken,  bizim sokağın pek de alışık olmadığı bir kalabalıkla karşılaştım, “Ne yapıyorsunuz arkadaşlar burada” dedim. Hep dikkatimi çeken, bir ara uğramayı düşündüğüm kafenin önünde, daracık kaldırımda,  ellerinde tabaklar yemek yiyorlardı. “Yemek var içeride buyurun yiyebilirsiniz, ücretsiz” dediler. 

Aynalı çeşme Caddesi, No: 16/2 Tepebaşı adresine ilk gidişim böyle oldu. İçeriye girdiğimde yemeklerle dolu bir masa ve isteyen herkesin yemek alıp oturduğu bir sofra gördüm. Sonra her hafta uğramaya başladım. Duvarlarda afişler vardı: “Yemek İhtiyaçtır, Ayrıcalık Değil” “Direniş Sofrada Başlar” “İsrafa, savaşa, doğa/hayvan katliamına, tüketim kültürüne karşı kazan kaldırıyoruz”.  Çok etkileyiciydi yarattıkları ortam, “İçinde bir iş görmenin saadeti” dışında, ciddi bir politik duruş ve yaşam tercihi vardı.  
 
Modern kapitalist sistem tüketim ideolojisini gündelik hayatın bütün gözeneklerinde, medyada, kentsel mekânlarda-AVM’ler vs.-yeniden üretiyor. Modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçlerinin bir ürünü olan bu mekânlar, bir yandan tüketimi hızlandırırken diğer yandan da insanların serbest zamanlarını ipotek altına alıyor. Beslenme alışkanlıkları -dolayısıyla sağlık-, giyim-kuşam ve eğlence, bu serbest zaman içinde metalaşıyor. Tüketim ideolojisi insanların değerlilik duygusuna da işliyor. Ne giyersen, nasıl eğlenirsen, ne yersen o’sun deniyor. Bu ideoloji direnilemez, alternatifi olmayan olarak sunuluyor.

İşte bu noktada mütevazı ve küçük gibi görünen ama çok değerli bir etkinlik  “Bombalara Karşı Sofralar”. Sofranın kuruluş hikâyesini ve adabını kuranlar anlatsın istedim. 

Güray, Öykü, İrem ve Sinan ile konuştuk. Şimdi siz de buyurun, hiçbir şeyin satın alınmadığı ve satılmadığı bu sofraya.

-Nereden aklınıza geldi böyle bir sofra kurmak?

 Amerika’da 1980’lerde başlayan bir hareket “Food Not Bombs”. Devletin büyük ölçekli, nükleer veya kentsel dönüşüm projelerini protesto amacıyla başltılıyor. Şimdi onlarca ülkede benzerleri var. Almanya’da Vokü’ler var, İngiltere’de People’s Kitchen-Halk Mutfağı var. Türkiye’de ilk 2004 yılında başlatılıyor ama devamı gelmiyor. Biz ilk geçen sene yapmayı planladık ve ilk toplantıları yapıp harekete geçtik. Mekânı bulduk ve başladık.

-İsmin içeriğini biraz daha açar mısınız? Neyi ifade ediyor tam olarak..
Bombalara karşı derken iktidarı ve tüm aygıtlarını, polisi, askeri, silah veya zor kullanan otoriter tüm yapılara karşı bir duruşu simgeliyor.

-İlkeleriniz neler? 

Katılımcı ve herkese açık bir sofra bu. “Yardım etme” anlayışına karşı dayanışmayı esas alıyoruz. Çünkü, yardım da kendi içinde bir hiyerarşi barındırır, alan el- veren el hiyerarşisini sabitler. Pişiren-yiyen değil, birlikte üretmek ve paylaşmak esas. Tüketim karşıtı olduğumuz için hiçbir şeyi satın almıyoruz. Savaş ve öldürme karşıtı bir oluşum olduğumuz için de tabi ki yemekler vegan.  Hayvan endüstrisinde akan kana sessiz kalmamak ve dikkat çekmek de bir diğer amacımız. 

-Peki, yiyecekleri nasıl sağlıyorsunuz, son derece zengin bir sofra görüyorum. 

Söylediğim gibi hiçbir şeyi satın almıyoruz onun yerine atılmak üzere olan ama yenebilir tüm sebze ve meyveyi, kuru gıdayı önceden anlaştığımız market ve manavlardan topluyoruz. İsteyenler evlerinde kendileri için çok olan yiyecekleri getiriyorlar ve değerlenmiş oluyor. 

-Çok ciddi bir hazırlık ve emek var, nasıl işliyor süreç, kararlar nasıl alınıyor? 

Kararlar toplantıda hep birlikte alınır, bir lider veya hiyerarşik bir yapı yok.  Gönüllü herkes gelip bir işin ucundan tutuyor. Çarşambadan önce mail gurubu üzerinden iş paylaşımı yapıyoruz. Her Çarşamba saat 14.00’da Taksim Meydanı’nda buluşup meyve ve sebze toplamaya başlıyoruz, saat 16.00-19.00 arası kazanları kaynatıyoruz, saat 19.00’dan önce gelenler pişirme-sofra kurma sürecine dâhil olabiliyor ve sonrasında da gelen herkesle birlikte oturuyoruz sofraya. 

-Peki, insanlara nasıl ulaşıyorsunuz, nasıl haberleri oluyor? 

Facebook sayfası var ama o yeterli değil, sokağa çıkıp insanları durdurup anlatıyoruz, kapılarını çalıyoruz, esnafı geziyoruz, sokakta tabelamız var, kulaktan kulağa yayılıyor.

-Aynalı Çeşme ilginç bir mahalledir, mahallelinin tavrı nasıl, yaşadığınız ilginç olaylar oldu mu? 

Bir gün sivil polise benzeyen bir adam “Buralar milliyetçi, buralardan çıkın gidin dedi. Birkaç sokak aşağıda Göçmen Mutfağı var, orayı işaret ederek “Orada teröristler var, siz de öyleyseniz dikkatli olun” diye tehdit etti. Tabi ki dikkate almadık. Mahallenin kadınları gelip bize yemek tarifleri verdiler, önce soğanı kavurun, gibi önerilerde bulundular, sonra akşam çocuklarını da alıp yemeğe geldiler.  Normalde bir araya gelemeyecek insanları aynı sofrada buluşturmak, sohbet etmek asıl amaçlarımızdan biri zaten. Kapı kapı gezerken Amerikalı bir çevirmen bizi evine davet etti ve çay ikram etti, sohbet ettik. Tepkiler genel olarak olumlu ve katılım artarak devem ediyor.

-Ben yemeklerinizi çok beğendim, geçen hafta bu mahallenin kadınlardan bir tanesine sormuştum, “Ne düşünüyorsunuz, yemekleri beğendiniz mi diye, o da çok beğendiğini ve destek olacağını söylemişti. Nasıl yapıyorsunuz?

Aslında yaparak öğreniyoruz, hiç birimiz aşçı değiliz, amatörüz yani, ama yemekler yeniyor,  deneysel bir mutfak bizimki (burada epey güldük) .

-Önümüzdeki günler için planlarınız ya da projeleriniz var mı?
 


Mutfağın büyümesi ve çoğalmasını istiyoruz. Başka şehir ve semtlerde de inisiyatif alan arkadaşların bu fikri hayata geçirmesini istiyoruz. Biz her zaman desteğe hazırız.  Bazı akşamlar yemekten sonra film gösterimi yapmayı planlıyoruz. Bugün hali hazırda yaptığımız yemek sonrası sohbetleri belli başlı konularda bilgilendirme toplantılarına çevirebiliriz, nükleer santraller veya çevre felaketleri gibi konular her zaman bizim gündemimizde. Takas Pazarı’na başlıyoruz bu hafta. Bombalara karşı sofralar önce yemek üzerinden tüketime karşı çıktı, şimdi ise diğer eşyaların veya ihtiyaçların da satın alınmadan el değiştirebileceği fikri ile Takas Pazarı’nı başlattık. Evde bulunan ama kullanılmayan her eşya başka bir kişinin ihtiyacı olabilir. Buna elektronik eşyalar da birden fazla olan şapka da dahil. 

-Yerel seçimler yaklaşıyor, bu konuda ne söylersiniz, oy kullanacak mısınız ya da kimi destekliyorsunuz?

Seçimler konusunda ortak bir tavrımız yok, boykot edecek arkadaşlarımız da var, oy verecek arkadaşlarımız da var. Oy kullanacak arkadaşların kime vereceklerini bilmiyoruz ama kime oy vermeyeceklerini tahmin edebiliyoruz. 

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

Biz buraya gelen insanlarda tüketim alışkanlıklarının değişmesini hedefliyoruz. Satın almak yerine marketlerde bir köşeye atılmış ve satılmayan artıkları kontrol etsinler veya sorsunlar istiyoruz.  Mağazalardan değil takas pazarlarından veya bit pazarlarından ihtiyaçlarını karşılasınlar. Kira düzenini sorgulayan, işgal evlerini destekleyen bir algı yaratmak istiyoruz. Araba sürmek yerine bisiklet kullanılmasını veya araç paylaşım sistemlerinin yaygınlaşmasını istiyoruz. 

Röportajı yaptığımız saatte yemekler pişmek üzereydi ve hepsi de nefis kokuyordu. Aynalı Çeşme’de aydınlık yüzlerin sayısı artmaya başlamıştı. Her Çarşamba saat 14.00 Taksim Meydan’da buluşma ve malzeme toplama, 16.00-19.00 pişirme ve hazırlık, 19.00-21.00 yemek, sohbet ve takas pazarı. Karnı aç olan buyursun. 

Evren Jülide Koç - insanhaber.com
Son Güncelleme: 21.12.2016 12:01
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.