Türkiye Cumhuriyeti devleti ve ülkem halkı hiç bu kadar aşağılanmamıştı. Hiçbir devirde bu kadar aciz bir duruma düşürülmemişti. Bir düşünün: Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Avrupa Birliği’nin bir ülkesi olan Hollanda’ya gitmek istiyor ama o devlet, gelmeyin diyor. Bizim dışişleri, biz geliyoruz, bakalım ne yapacaksınız diyor ve o devletten uyarı geliyor: gelmeyin, uçağınıza iniş izni vermeyiz diyorlar. Ve sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış işleri Bakanı’nı taşıyan uçak o ülkeye gidiyor ama uçağı indirilmiyor ve geri gönderiliyor.

Almanya’da bulunan bir başka bakanımız olan Aile Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya, gizlice Almanya’dan Hollanda’ya, “birilerini şaşırtmak için”  birbirinin aynısı beş altı araç ile aynı anda Rotterdam kentine sokuluyor. Şehrin konsolosluğuna otuz metre kala, polis konvoyu durdurup: buraya izinsiz geldiniz, o nedenle lütfen şehri ve ülkeyi terk edin diyor. Gelen kişi kendini tanıtıyor ama polis, bize sizin geleceğiniz bildirilmedi o nedenle böyle elinizi kolunuz sallayarak ülkeye istediğiniz gibi casusu filmlerindeki gibi gizlice, bizi aldatarak giremezsiniz. Bu nedenle devletimiz sizi istenmeyen kişi ilan etti. Lütfen size eşlik edeceğiz ve geldiğiniz Almanya’ya geri göndereceğiz diyor.

Bu türden olaylar başka Avrupa ülkelerinden biri olan örneğin Makedonya yapsa ( ki yapmaz ya) ; inanın, bu olayların binde biri bile yaşanmazdı. Peki, bize neden böyle davranıyorlar? Müslüman çoğunluğun olması nedeniyle mi? Belki. Ama sanırım asıl nedenler: öncelikle Cumhurbaşkanımızın diplomatik teamüller yerine, kendi alıştığı ve ülkemizde de son on yılda giderek neredeyse bütün ilişkilere damgasını vuran ötekileştirici, kibirli ve aşağılayıcı üslubunun getirdiği ben isterim kanun olur tavrı.

Hatırlarımızda olması gereken Rusya uçağının düşürülmesi ve sonrasında kullanılan diplomatik nezaketten uzak “ bu gün olsa; yine aynısını yaparız” cümlesindeki dil.  Ama sonrasında yaşanan kayıplar ve bu kez de yaltaklanmaya yaklaşan bir dil kullanmak zorunda kalmış olmak, bize ne kadar yakıştı? O da ayrı bir konu.

Her iki yaklaşım da yanlıştır. Bu ülkenin yıllar içinde yerleşen bir diplomatik nezaket içeren anlayış ve üslubu vardı. Ve yine etrafımızdaki ülkeler ile çok da alevlenen bir anlaşmazlık Yunanistan hariç olmamıştı. Ancak, AKP’nin ilk yılları ayrı tutulursa; sıfır sorundan, herkes ile sorunlu / kavgalı hatta savaşır konum a geldik. Bu durumdan, hem ruh sağlığımız, hem sayısı yüze yaklaşan şehitlerimizin olması, hem de sanki bütçe fazlası çekiyormuşçasına bütçemize binen olağanüstü yükler artıkça arttı.

Devletimizi yönetenlerin bu dili ve anlayışının zararlarını elbette ki ülke olarak hepimiz göreceğiz. Ama asıl göreceklerin başında: yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız gelecek. Dilerim ki zaman içinde işlerinden atılmazlar, dilerim ki o devletler bu güne kadar pek elleşmediği insanlarımıza artık pek çok konuda gösterdikleri müsamahalardan vazgeçmezler. Dilerim ki, bu insanlar köylerine dönmek ve dolayısıyla da bulundukları Avrupa ülkelerinin avantajlarından yoksun kalıp, zaten milyonlarca işsize iş bile bulunamazken, Türkiye’de iş aramak durumunda kalmazlar.

Antalya’da ellerinde Alman veya Hollanda bayrakları, dillerinde ise kendi dini amentüleri ile Türk polisi ile karşı karşıya geldiklerini düşünmenizi isterim.

Ya da bizim bu ülkelerdeki konsolosluklarımızın bayraklarının indirilip, yerine kendi bayraklarının çekildiğini hayal edin.

Bu düşünceden hoşlanmadınız mı?  Peki, biz niye ülkemizde bulunan Hollanda Konsolosluğu’nun bayrağını indirip, yerine ülkemizin bayrağını çektik?

Hollanda’da haklı tepkimizi yaparken, neden ellerimizde Türk bayrakları ve Allahu Ekber nidaları vardı?

Devletin parası ile dış ülkelerde AKP’nin propagandasını yapmak ne kadar doğrudur?

 2008 yılında, o zaman başbakan olan Tayyip Erdoğan, çıkarttıkları bir yasa ile yurt dışında hiçbir partinin seçim çalışması yapmayacağı yönünde yasa çıkartmıştı ( İşin aslı: Almanya Başbakanı Merkel’in, ülkeler arasında gerginlik yaşanmaması için ricası ile harekete geçilmişti). Madem bu yasaya uyulmayacaktı; birilerine şirin görünmek için işlevsiz yasa çıkarmanın anlamı neydi?

 Gerilim üretmek; belki ilk anda gerilim üretenlerin işine yarayabilir. Ancak, bu durum uzun sürmez. Giderek, kendi oyunu ile alta düşen güreşçi durumuna gelmek hiç de bilinmedik bir durum değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.