Amerika tomahawk füzeleriyle Suriye Şayrat hava üssünü vurmuş. Nedeni, gaz kullandınız. Çok insanî gibi görünüyor değil mi?.. Ama hatırlayınız biz bu filmi daha önce de görmüştük. Körfez savaşı da tomahawk füzelerinin ateşlenmesiyle başlamıştı. Nedeni de kimyasal silahlardı. Birincide tam sonuça varılamadı ikincisi aynı şekilde başlatıldı, neden gene aynı. Aradan on yıllar geçti, o günlerin yetkili resmi ağızları itiraf etti, aslında elimizde bu konuda bir kanıt yoktu bir söylenti yaratıldı, bu algı kullanıldı ve düğmeye basıldı, dediler.

Baba ve oğul Bushlar ve etraflarındaki conlar böyle istemişlerdi. Aslında babayı bilmem ama, oğul Bush tam anlamıyla bir kuklaydı. Zekâ düzeyi bile kuşkulu bir kukla. Amerikan imparatorluğu Irak’a göz koymuştu. Gaz bahaneydi, demokrasi bahaneydi. Hem de aslı astarı olmayan bir bahane. Amerikan İmparatorluğu demokrasiden savaş suçlarından yana olsa şu anda Türkiye’deki anayasa değişikliğine karşı tavır alırdı. Tek kelime ettiğini duydunuz mu?. Savaş suçlarına duyarlı olsa mini atom bombalı füzelerini ortadoğu halklarının üstüne göndermezdi. Sehven oldu dediğini bile duydunuz mu?..

Şimdi de Amerikan İmparatorluğunun elinde çok tehlikeli bir başkan var. Bir dediği bir dediğini tutmuyor, aklına estiğini yapmaya kalkıyor. Amerika başkanlıkla yönetiliyor ama, iyi kötü bir de demokrasi kurumları var orada. Denetim var. Yargı bağımsızlığı var. Trump efendiyi iyi kötü geçici de olsa dizginleyebiliyorlar. Ancak İmparatorluğun başındaki kapitalistlerin çıkarları söz konusu olduğunda bu denetim ya devre dışı kalır, ya da sesini çıkarmaz, çıkaramaz. Üstelik İmparatorluk konseyi bu tür adamları manuple etmeyi çok iyi bilir. Ve görülüyor ki, Trump da İmparatoluğun çıkarları doğrultusuna çekilmiş. Ne demişti seçim  döneminde.. Biz Kendi işlerimize bakacağız. Suriye sorununu kendi halletmelidir. Eeee, bu lahana turşusu ne oluyor?..

Amerika çok tehlikeli bir oyunun fitilini ateşlemiştir. Ve görülüyor ki, Suriyeyi yutma konusunda kararlı. Ancak Suriye’nin de küçümsenmemesi gereken bir müttefiki, müttefikin ötesinde bir hamisi var. Rusya faktörü ciddiye alınmalıdır. Bu oyunun sonu çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Bu ihtiyar dünyanın bir genel savaşı kaldıracak gücü yoktur. Gözü doymaz Amerikan İmparatorluğunun conları dışında hiçbir dünya vatandaşı da böyle bir tırmanmayı istemez.

Pekii, bizimkilerin tutumu ne olur bu durumda?.. Son zamanlarda durumun gerçekliğini ve Esad’ın haklılığını gönülsüz de olsa kabullenir gibi olmuşlardı. Çünkü büyük ağabey Amerika öyle ister gibi görünüyordu. Bir de Rusya vardı kuzeyimizde. Gerek turizm ile, gerek sebze meyvayla elimizi kolumuzu bağlamıştı ama, biz biraz boyun eğmiştik ve işler biraz yumuşar gibi gözüküyordu.

Aslında bu durum Türkiye için bir şanstı. Çok iyi bir diplomasiyle her iki tarafla da yara almadan, üstelik yarar sağlayarak durumdan fayda çıkarabilirdik. Türkiye Cumhuriyeti geçmişinde bu gibi ikircikli durumlarda çok başarılı diplomasi örnekleri göstermişti. Tehlikeli bir diplomasi arenasında dikkatli davranarak fayda sağlanabilirdi. Ancak, Mevlût Çavuşoğlu gibi bir bakanın başında bulunduğu dış işlerinden bunu beklemek pek mümkün görünmüyor.

Hükûmete gelince anında ağızlarının suyu akmaya başladı. Esad gene Eset olma yolunda. Dış İşleri bakanı Mevlût Çavuşoğlu, Yerinde buluyoruz,destekliyoruz. Bu rejimi Suriye’den uzaklaştırmak gerekir, demiş. Saraydan İbrahim Kalın, kalın sözlerle, olumlu bir adım demiş. Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş da harekatı olumlu karşılıyoruz, Esad rejimi cezalandırılmalı demiş. Yakında ey Eset kükremelerini de duyarız.

Bunların hepsi yanlış tavırlar. Yarın iş tırmandığında şimdiye kadar olduğu gibi aldığınz pozisyonla ofsayta düşebilirsiniz. Çünkü, bu işler belli bir noktaya tırmandıktan sonra tam tersine bir anlaşmayla sonuçlanabilir. O zaman şimdiye kadar olduğu gibi iyot gibi açıkta kalırsınız. Ya da tam tersi kendinizi Amerikanın eri olarak Suriye bataklığının derinliklerinde bulabilirsiniz. Ve sonunda sizi masaya bile oturtmayabilirler. Bu boşu boşuna yüzlerce şehit, milyonlarca sığınmacı demektir.

Böyle durumlarda devletçe yürütülecek dikkatli ve ince bir diplomasiye gerek vardı. İyi de bunu kimlerle ve hangi iradeyle yürüteceksiniz? Yürütebileceksiniz?..  Monşer dediniz, nitelikli dış işleri mensublarını aşağıladınız, tasviye ettiniz. Dil bile bilmeyen yandaş ve paralelleri her devlet kadrosunda olduğu gibi dış işlerine de doldurdunuz. Başına da diplomatik teammülleri bile bilmeyen birini getirdiniz. En baştaki de Eyy Esed diye kükremek için fırsat kolluyor. Hele şu kritik referandum öncesi ne güzel bir fırsat değil mi?..

Ne yazık ki bu kafayla sonuç gene hüsran, gene yalnızlık olacaktır.  Oysa ki tam da monşerlere gerek olduğu kritik dönemden geçiyoruz. Türkiye bunca yıllık başarısından, bunca yıllık geleneğinden sonra bunları hak etmiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.