Maraş'tan ölümden kaçan ailenin, İstanbul Armutlu'da kirli ayaklarıyla ev basanları GALOŞ GİY diye uyardığı için öldürülen kızı Dilek Doğan anısına saygıyla…

Askeri cunta dönemleri, postalların 'rap-rap' temposuyla anılmıştır hep. Sabahın alacasında kentlerin kimi zaman henüz taşları döşenmemiş tozlu/çamurlu sokaklarında ustalıkla, tek bir vuruşla onlarca askerin zeminde yarattığı postalların o ürkütücü gücüyle başlardı sabah operasyonları. Halkı bu tek tip postal sesleriyle teslim almak isterlerdi sokaklara girerken. Perdelerin arkasından gizlice izlerdi sokak sakinleri bu postalların hangi eve gireceğini.

Devlet eliyle sürdürülen faşist saldırılar, katliamlar vardı! Çorum'da Sivas'ta Maraş'ta karanlık güçler vasıtasıyla çatışma yaratılmak isteniyordu.

Aslanlar anlatmadıkça avcıların öyküsü bilinecektir…

Maraş'ta yüzlerce kişinin, devletin karanlık güçlerince planlanan katliamına 'Alevi-Sünni çatışması' dendi. Oysa devletin karanlık güçleri, 'Milli Piyangocu' kılığında bu katliamı organize etmek üzere şehre gelip; faşistleri, sosyalistlerin ve Alevilerin yoğunluklu yaşadığı mahallelerde katliama sevk etmişti. Akabinde devletin askeri güçleri geldi. Yani yüzlerce insanın ölümünden sonra… Sıkıyönetim ilan ederek, halkı sıka sıka yöneterek, eğitimli 'rap rap' postallarıyla. Maraş'lı alevi nüfus, ölmemek için terk etti şehri. 

Sabahın alacasında kapı çalınması ve postallar bir dönemin travmasının sembolü olmuştur. Cuntaların sıkıyönetimlerin sembolü... Daha sonra 'postallar' yerini, 'kirli, sinsi ayakkabılar'a terk etti.

Yirmibirinci yüzyılda, bu ülkenin sokakları hala tozludur, çamurludur. Çünkü toplanan vergiler, halka hizmet olarak dönmeyi bir türlü bilmez. Birilerine gemicik olur, kat-yat olur, ihtişamlı saraylar kurulur. Ayakkabı kutularına doldurulur vergilerden çalınanlar.

Kentlerin caddeleri ve sokakları hep kirlidir, kışın su birikintileri ile çamurlanır ayakkabılar… yaz sıcağında evler tozlanmasın diye pencereler kapalıdır. Çamurlu sokaklar en çok da yoksul semtlerdedir. En çok da yoksul semtin kadınları titizlenir halılarına. Yerde oturulur, yer sofrasında yemek yenir, misafire yere yatak serilir. Misafirler evde ağırlanır, ayakkabılar kapı eşiğinde çıkarılır, terlikler giyilir. Ev sahibine saygı gereğidir bu.

Kirli, sinsi ayakkabılarıyla girip, evimizde karakol kurduklarında kızım 4,5 yaşındaydı. Evimize bizden önce giren bu adamlar silahlarıyla kapıda bizi karşıladıklarında, refleks olarak ilk cümlem ‘ayakkabılarınızla nasıl girersiniz evime? Halıları kirletmişsiniz!’ olmuştu. Titizlikten değil aslında… Bu kötü, karanlık masal zebanilerinin hükmünü kırma hamlesiydi benimki. Şaşkınlıkla ayaklarına ve halılara baktılar. Bir an ‘yanlış eve mi geldik’ şaşkınlığına düştüler. Kötü adamların iktidarını kıran o anı keyifle anarım.

Şimdilerde askeri postalların yerini kirli, sinsi ayakkabılar aldı. Devlet ve ayakkabı… Ayakkabılar ne çok tanımlıyor yaşananları. Cadde ortasında kalmış taykeş (tek eşi kalmış) ayakkabı, sahibinin ölümcül risk yaşadığını anlatır örneğin. Geri dönüp ayağından fırlamış ayakkabısının tekini arayamamış olmayı anlatır. Birden çok taykeş ayakkabı doğrudan devletin saldırısına uğrayan bir protesto grubunun şiddete uğrayışını anlatır. (1 Mayıslarda gazlanma sonrasında veya An-Kara’dan sonra kalan kanlı taykeş ayakkabılar gibi)

Bugün artık sabahın alacasında, uyku mahmurluğunda açılan kapılardan içeri dalıyorlar kirli ayakkabılılar. Buna da DEMOKRASİ deniyor. Komşular duymadan! Ansızın! Sinsice! Sorgusuz sualsiz kapıyı açanın tepesine binmenin ve o eve hâkim olmanın yolu. Maraş katliamından, ölümden kaçmış bir ailenin kaçamadığı bir sinsi ölüm bu kez kapıya dayanan.

Kirli ayakkabılarıyla Armutlu'da bir eve dalarak iktidar kurmak istiyorlar. Anasının dediği gibi ''Böceği bile incitmeyen, yusufçuk görünüşlü, kelebek yürekli, meleğin yeryüzündeki temsilcisi, anasının gülü'', sabahın temiz duru dinginliği gibi, su gibi Dilek adında bir güzellik, iri koca gözlerini açarak; teslim olmadığını ilan eden bir sesle ’galoş giy’ diyor zebaniye. İktidar-bozan bir direniş bu. 'Sen beni korkutamadın' anlamında! İktidara 'ayakkabın kirli' diyor Dilek. Çaldıkları paraları ayakkabı kutularında saklayan bir iktidarın gücü olan katiller; kirli, sinsi ayaklarıyla kapıya dayandıklarında, GALOŞ GİY uyarısı ile tetiği çekiyor.

Faili meçhullerin bol olduğu 90'lı yıllarda evimizin kapısında silahlarını doğrultarak bizi karşılayan iktidar gücü yerine, gözünü kırpmadan tetiği çekebilen bir iktidar gücü var 2015'te. Evlere sabahın alacasında, 80'lerin postallarının yerine, kirli, sinsi ayakkabılarla, tetiği tereddütsüz çekenler geliyor artık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.