Ergenlik zor bir süreçtir. Hem ergen için, hem ebeveynleri, hem de çevresi için.

Ergenlikten kurtulmak da zor bir zenaattır.

Bir ergenin kafasını binbir sorun meşgul eder, karıştırır. Bu girdabın içinden kimi çıkar, kimi dolanır durur, kimi de boğulur gider.

Erginlikte gençler kafayı en çok cinsiyet ve karşı cins sorunu, tanrı sorunu ve evren sorununa yorar. Eğitimine ve çevresine göre bu sorunları ya zamanla belli bir bakış açısıyla ve dünya görüşüyle halleder veya halledemezse hırçınlaşır hatta saldırgan olur. Saldırganlık ve hırçınlık yerleşip kalabilir. Haliyle biyolojik ergenlik geçidir ancak, eğer genç olgunlaşacak bir ortam bulamazsa sosyal ve aklî ergenlikten hiçbir zaman kurtulamaz, tiynet olarak üstüne yapışır, silinmeden kalır. Kâmil olmaktan kastedilen bu gelişmenin olgunlaşmasıdır. Günlük yaşamımızda trafikte ve sıra beklerken yaşanan kavgaların temeli ve mecliste kürsü basmanın, konuşmacı dövmenin nedeni budur. Artık günlük olaylar haline gelen taciz ve tecavüz olaylarının temelinde de bu yatar. Yani kısacası ham insan. Ham insan etrafına da kendine de zarar verir.

Hepimiz ergenlik dönemi geçirdik. Ergenlikte benim de kafama takılan önemli sorunlardan biriydi evren ve yaradılış sorunu. Sınarlarımla (akranlarımla) en çok bunu tartışırdık. Tam da ergenlikten çıkma dönemimde 16-17 yaşlarında 1960 lı yılların başında ilk Amerikan filosu geldi İstanbul’a. O zaman daha Amerikan erlerini Kabataş’tan denize atmıyorduk. Tam tersine buyur etmiştik. Beyoğlu Abanoz sokağındaki genelevlere de badana boya ciddi bir çevre temizliği yapılmıştı. Devâsa uçak gemisini hayranlıkla izliyorduk.

Kimya dersindeydik. Konu moleküller ve atomun yapısı. Moleküler yapıda bağlantılar arasındaki boşluk ve atom çevresinde dönen proton ve neutron zerreciklerin arasındaki boşlukları anlatıyordu hoca. Ne kadar da gezegen sistemlerine benziyordu. Kimya hocamız Herr Böhm bu anlatımı pekiştirmek için bakın dedi, şayet bu boşlukları alabilseydik şu gördüğünüz koskoca uçak gemisi bir çelik bilya büyüklüğüne kadar sıkıştırılabilirdi. O anda bir şimşek çaktı kafamda. Tamamen fiktif (hayali) bir oluşum kurdum kafamda. Elimizde tuttuğumuz her maddenin atomu gezegen sistemine ve o madde atom ve molekül yapısıyla bir evrene benzediğine göre uzay da kim bilir belki daha büyük bir oluşumun herhangi bir maddi yapısıydı. Hani matruşkalar gibi iç içe. Günümüzde nano teknolojiyle o matruşkaları bir mikrona kadar da küçültebilirsiniz. Evrenin sonsuzluğu kavramı, sonsuzun da sonsuzluğu gibi bir ufuka açılıyordu. Aradan geçen yarım yüzyılda bilim ve gözlemler geliştikçe her ne kadar henüz ispatlanamadıysa da komşu evrenlerin olabileceği gündeme geldi. Şimdilik onların birer koridorla birbirine bağlantılı olduğu öngörülüyor. Bu da moleküller arasındaki bağlantı olabilir mi acaba… Atomun yapısı bize üstümüzde bir evren olduğu gibi bir de mikro evren olabileceği fikrini vermişti. Ne var ki, atom zor parçalanıyordu ve atomun altına ulaşılamıyordu o yıllarda.

Bilimsel araştırmalar durmak bilmiyor. Atomun altında quarklar olduğu varsayımı atıldı ortaya. Ülkeler birleşip bunu inceleyecek devasa bir hızlandırıcı laboratuar kurdular İsviçre-Fransa sınırında Cern’de. Bilimsel araştırmalara büyük bir çığır açacak bir deney yapacaklardı. Üye olacak ülkeler belli bir para taahhüt ederek finansı sağlayacaklar ve deneye ortak olacaklardı. Buna karşılık bu deney alanı için yapılacak başta müteahhitlik ve malzeme tedariki ile oluşum hizmetlerinin ihalesinde öncelik alacaklardı. Çağın bilimine katkıda bulunmanın yanında yatırdığından fazlasını almak söz konusuydu. Hani deneye ne kadar katkımız olur bilinmez ama, hiç değilse becerdiğimiz bir müteahhitlik ve inşaat işlerimiz vardı, hiç değilse bunu yapabilir üstüne kazanabilirdik. Ülke adı da tarihe geçerdi. Hükûmetimiz üye olmamak için direndi. Başta Celâl Şengör olmak üzere bilim adamlarımız çok çabaladı ama yönetim katılmaya gönülsüzdü. Sonrasını pek takip edemedim. Kerhen bir imza atıldı galiba. Ve yapılan deneylerle atom altı parçacıkların, tetraquark ların izine rastlandı. İspatlanması için daha çok çalışma gerekli ama, olgu görülmüştü.

Geçenlerde başka bir hızlandırılmış laboratuar olan Fermi Ulusal Laboratuarı, quarkları bir kez daha tespit ettiklerini ve ispatlanmaya yakın olduğunu açıkladı. Konuyu araştıranlar Şikago Üniversitesi’nden Chriss Quigg, Estia Eichten ve Tel-Aviv Üniversitesi’den Marek Karlier. Evet, Tel-Aviv Üniversitesi.

Araştırmalar sonucu ortaya atılan bir başka son teori de Evrenin varoluşuna bağladığımız büyük patlamanın hiç olmamış olabileceği üzerine. Daha yeni başlatılmış ve olgunlaşması gereken bir teori. Ancak, bazı ipuçları var ki, açıklandı. Açıklamayı yapanlar, Mısır Zewail Bilim ve Teknoloji şehrindeki Benha Üniversite’sinden Ahmet Farag Ali ve Kanada Alberta Lethbridge Üniversitesi’ nden Saurya Das. Evet, Mısır Üniversitesi. Önümüzdeki yıllarda ve yüzyıllarda insanoğlu kim bilir daha ne buluşlarla, keşiflerle karşılaşacak, tabii küresel ısınma belasının üstesinden gelebilir, yaşamını sürdürebilirse.

Bizim  Üniversite sayımız yüzü geçti. Gündemimiz ise KHK’larla atılan akademisyenler. Bilim alanında ancak üç beş hatırı sayılır bilimcimiz var. Bir araştırmasıyla Nobel kazanan Türk bilim adamı Aziz Sancar Amerika’da çalışıyor.

Amerika Başkanı Donald Trump Amerikan elçiliğini Kudüs’e taşıma kararını onayladı. Bu haklı olarak hemen hemen bütün dünyada büyük bir infial yarattı. Dönem başkanı olarak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilâtını olağanüstü toplantıya çağırdı. Üye 57 ülkeden 48 i katıldı. Katılmayanlar arasında İslâmi nüfusu çoğunlukta olmayan bazı küçük ülkeleri önemsemeyebiliriz ama, ilginçtir Türkmenistan katılmadı. Birçok ülke de devlet başkanı yerine bakan hatta bakan yardımcılarıyla falan kerhen geldiler zirveye. Zirvede haliyle kınama bildirildi ve Doğu Küdüs Filistin Devleti başkenti olarak ilân edildi. Aslında kuşkusuz anlamlı bir sonuçtu ama, bu malumun ilamından başka birşey değildi. Bu karar neredeyse yarım asır önce daha Yaser Arafat sağken en üst organ olan Birleşmiş Milletlerce alınmıştı. Uyan kim?

Haliyle birçok protesto gösterisi yapıldı. Antalya’da muhtarlar, Trump’ı protesto etmek için üstünde TRUMP yazan turp yemişler. Mecidiyeköy’de de Trump Tower’la ilgili tabelalar kaldırılmış. Varın düzeyimizi siz düşünün.

İİT de alınan kararı ise anında tanımadı İsrail. Rusya bizi ilgilendirmez dedi. Bize de protesto etmek düşüyor gayrı.  Evet Filistin için sesimizi yükseltelim, var gücümüzle mücadele edelim ama, ergence değil. Aklı Selim ile, bilim ile, ciddi politika ve stratejiler ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sadi Güçlüer 2018-01-01 02:21:07

Cern de Anette ve Alice adlı iki vericiden çıkan nükleer füzyon çarpıştırılması (Büyük Hedron Çarpışması) ile protonun içinde bulunan foton parçalanmış ve bilim adamları tarafından tanrı parçacığı diye lakap konmuştur.Bu foton parçalarından biri Cern'de laboratuarda gözlenirken saat yönünde hızla hareket ettiği izlenmiş ve bu arada diğer bir foton parçacığı da Şikago Üniversitesine gönderilmiş.

Avatar
Sadi Güçlüer 2018-01-01 02:36:36

Şikago ve Cenevre'ye gönderilen parçacıklar da bu her iki farkı laboratuarda gözlendiklerinde saat yönünde dönmekteymişler