Sen neymişsin be Reza. Türkiye’de her şey durdu varsa yoksa gündem sensin.

Oysa dolar dört liraya dayandı, Euro beşe koşuyor, Dış ticaret açığı tavan yaptı. Asgari ücret açlık sınırının altında. Ama hiçbir şey senin kadar ilgi çekmedi. Kılıçdaroğlu’nun havada salladığı offshore belgeleri bile senin gölgende kaldı.

Kimse bu davadan şu çıkacak, bu değişecek diye bir beklentiye girmesin. Dava görülecek, bitecek, belki bazı taşlar biraz sarsılacak ama, yerinden oynamayacak, dolar beşbine dayanacak ama, sonrasında gene it ürüyecek kervan yürüyecek.

Son onbeş yirmi senenin belli bir persfektiften fotoğrafına bakalım. 1999 da Fettullah Gülen Amerika’ya gitti. Daha doğrusu götürüldü. Bizzat kendi gidip gitmemek konusunda pek kararlı olmadığını açıklamıştır. Aynı yıllarda başta Amerikan medyası olmak üzere batı Aptullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ı parlatmaya başladı. Büyük deprem oldu Bülent Ecevit hükûmeti sarsıldı, Ecevit birkaç kez hastahanelere götürüldü getirildi. Anayasa kitapçığı fırlatıldı ortalık karıştı falan laf, geçin onu. Amerika Kemâl Derviş’i gönderdi. Acı bir reçete uyguladık ama, iyi kötü toparlanıyorduk ve Türkiye yükselişe geçmişti ki, devreye Devlet Bahçeli girdi ve erken seçim manevrasıyla AKP iktidar oldu. Bahçeli’yi yakından tanıyanlar hep görevli yakıştırması yapar ya.. Bu hamlesi de görevinin bir parçasıydı belki de. İktidar partisinin yıldızları Recep Tayyip Erdoğan, Apdullah Gül, Bülent Arınç, bir de ayrıksı biri olan Abdüllatif Şener.

Fettullah Gülen’in Amerika’da oturma izni tehlikeye girdi. Normal hukukî prosedüre göre oturma izni alamayacak duruma geldi, mahkemelere gidildi , iş uzadı, devreye FBI girdi, iş uzadıkça uzadı ama FBI ısrar etti sonunda bir şekilde oturma izni çıktı. Türkiye’de seçme seçilme yasaklı Recep Tayyip Erdoğan’ın yasağı parlamento tarafından kaldırıldı, başbakan oldu. Ve başladılar beraber yürümeye bu yollarda.

Şimdi.. Fettullan Gülen’in CIA kontrolünde olduğu artık biliniyor. 15 Temmuz darbesinde CIA nın parmağı olduğu da. Hadi diğer darbelerde olduğu gibi doğrudan bulaşmadı diyelim ama, en azından haberi olduğu ve hiçbir uyarı ya da müdahelede bulunmadığı kesin. E peki, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar olmasını en çok isteyen CFR si, CIAsı ve yönetimiyle Amerika. Gülen ile Erdoğan’ın beraber yürümesinden en çok hoşnut olan da Amerika. 15 Temmuz darbesine göz yuman da Amerika. Reza Zarrab’ı itirafçı yapan da Amerika, koruyan kollayan da FBI. Reza Zarrab’ı Erdoğan’a karşı kulanan da Amerika. Kendi içinde çelişki gibi gözüken bu iş ne mene bir şeydir.

Mahkemenin gidişatına bakarsanız bu dava kimseye karşı değil herkes anlaşmış, tek hedef Türkiye’deki iktidar. Hakan Atilla bile yırtacak, zaten göstermelik sanık. Dünkü ifadesinde Zarrab o hiç rüşvet almadı dedi, sorgulama ilerledikçe iş jürinin Atilla’yı suçsuz bulacağı şekilde tavlanacak gibi gözüküyor. Aslında iş tam bir kumpas. Erdoğan’a karşı kumpas. Bence Erdoğan bu bir kumpas demekte haklı.

Pekii, Amerika eliyle getirdiği bu yönetimi niye şimdi götürmeye çalışıyor? Tek nedeni var, Erdoğan kontrolden çıktı. Emperyalistler kontrolleri altındaki Hükûmetleri severler. Ve bu kontrol her zaman başta teknolojik yardım olmak üzere belli yardımlarla başlar.

1950 de Demokrat parti iktidarı ile başladı bu yardım faslı. Bir örnek Karayolları Genel Müdürlüğü. 1950 yılında kuruldu. Tamamen Amerikan modeli ile ve Amerikadan gelen İş makinaları ile. İlk bölge ve şube müdürlerinin çoğu Amerika’da mühendislik öğrenimi yapmış gençlerdi. Çoğu sonradan büyük iş adamları oldu. Ondan evel Türkiye’deki yolların çoğu şoseydi, doğrudürüst asfalt bile yoktu. Hatta karayolu denmez şose denirdi karayoluna. Ha bir yararı olduysa Türkiye doğru dürüst yollara kavuştu Ama tabii ki, Amerika bunu bizim hayrımıza yapmadı, Amacı o zamanlar dünya tekeli durumunda olan Amerikan otomobil sektörüne yeni pazar açmak ve o yıllarda bolca ürettiği petrolünü satmaktı. Bu iş geldi gelişti belli kişilerin bir kısmı gereksiz yere yapılan duble yol müteahhitliği ile zengin olmasına kadar evrildi.

Sonra askeri yardımlar, daha doğrusu satışlar başadı. Birinci savaştan kalma Mauser taklidi 7,9 luk Kırıkkale piyade tüfeği ile modern bir ordu donatılamazdı artık. Ancak, teknolojik ürünlerin girdisi yapılıyor fakat, teknolojisi verilmiyordu. İşte göbekten bağlanmanın yolu burdan başladı ve giderek ülke yönetiminin biçimlenmesine ulaştı. Başta aymayabilirsiniz ama, bir ülkenin bağımsızlığını yitirmesi bu devirde askeri harekatla değil bu yolla başlar. Ve en ufak bir anlaşmazlıkta ambargo tehdidi ile karşılaşırsınız. Sonuç olarak elinizdeki modası geçmiş uçakların modernizasyonu için karşısında olduğunuz İsrail’e mecbur kalırsınız. Kendi silahını kendin yap projeleri zaman zaman alevlendiyse de hep söndürüldü. Son olarak oldukça ilerleme kaydetmişken AKP yönetimince söndürüldü. Şimdi son noktada çok gelişmiş TOMA lar imâl ediyoruz.

Gıda meselesine gelince, hepten dışa bağlandık. Fındığımızı bile dışarıya kaptırdık. Bir tek Rusya’ya zerzavat, domates satıyoruz. O da bizi parmağında oynatıyor.

Eğitimde pozitif eğitimden uzaklaştık aslında Amerika’nın ve Fettullah Güleni’in düşlediği noktaya geldik. Daha ne istiyor Amerika.

Peki, Amerika ve Batı  ile AKP iktidarı, daha doğrusu tek adam Recep Tayyip Erdoğan zaman içinde neden birbirine ters düştü? Bu Erdoğan’ın davranışlarından kaynaklandı. Ancak bunun milli bir yönelişle hiçbir ilgisi yok. Durum tamamen Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel yönelişleriyle ilgili. Mr. Erdogan bir zamanlar BOP eşbaşkanıydı ama, süreç içinde çok aykırı şeyler oluştu ve Erdogan bunlara ayak uyduramayıp tam tersi tavır aldı ve Amerika’ya ters düştü. Kişisel hırsları ve yanlışları da cabası. Araları soğudu.

Bu durumda yavaş yavaş Rusya’ya yönelindi. S400 füzeleri, nükleer santral, politika zemininde Rusya’ya yanaşmalar falan. . Ancak dikkat edin Rusya da bu bize gönderdiği yeniliklerin teknolojisini vermiyor. Zaten Akkuyu nükleer santralinin bizimle hiç ilgisi yok. Bu canavar tesis Türk toprağında tamamen bir Rus işletmesi olacak ve bize kısa yoldan pahalı elektrik satacak. Zaten Doğalgaz nedeniyle Rusya’ya bağımlıyız. Şimdi Amerika ve Batı dünyasından sonra bir de Rusya’ya bağımlılık çıkacak karşımıza. Teknolojik bağımlılıkla başlayan bu süreç başımıza yeni bir ağabey daha getirecek. Hatta getirdi bile. Şimdilik eşitmişiz gibi bir görünüyor var ama, bakmayın, bu  biraz aldatmaca.

Gelelim Reza davasına. Reza davası bence tamamen bir senaryo, bir komplo. Beyzbol sopasının daha somutlaşmış hali. Hedef Türkiye ve başındaki mutlak hakim Erdogan. Reza yırttı bile, bülbül gibi şakıyor. Göreceksiniz Atilla’ya da pek birşey olmayacak. Olan Türkiye’ye, Türkiye’nin itibarına ve bize, Türkiye’nin garip halkına olacak. Onbeş yılda geldiğimiz nokta bu.

Bu gibi kumpaslardan ancak bağımsız ve kişilikli bir yönetimle kurtulabiliriz. Bunun yolu da ithalata dayanan tüketim ekonomisi ve hele hele bağımsızlığımız zedeleyecek üstelik gereksiz teknolojik maceralardan uzak durmakla olur. Hırsla değil, mantıkla hareket etmekle olur. Milli sanayi ile olur. Milli tarım politikasıyla olur. Milli Eğitimle olur. İthal ikameyle yalnızca bir mirasyedi gibi batar, yok oluruz.

İşte son olarak öğrendik ki, Reza bülbül gibi öterken dış ticaret açığı rekor bir tavan yapmış. Bu arada Dolar, Euro almış başını gidiyor, kapanan iş yeri sayısı ivme kazanarak artıyor, işsizlik artışı durdurulamıyor, asgari ücret açlık sınırının altında. Bütün bunlar kumpas değil de ne… Ama kime karşı. Yalnızca Erdoğana karşı mı?..

Bir ülke, hem de geçmişinde örnek bir bağımsızlık savaşı olan bir ülke sömürgeleştiriliyor. Ve bu yapılırken hepimiz garip bir sistematiği olan göstermelik Amerikan mahkemesi piyesiyle oyalanıyoruz. Mesele bu.

Evet, Erdoğan haklı. Amerika’daki dava adlî bir yargı değil, tamamen siyasi bir kurmaca ve bir muktedire karşı bir kumpas.

Pekii, bunun müsebibi kim?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.