Devlet Tiyatrolarında yeni oyunlar bir bir boy göstermeye başladı. 1 Ekim haftası boş geçilmesine rağmen yine bol prömiyerli bir Ekim ayı yaşıyoruz. Bu sezonun yeni oyunlarından biri de, Chris Alexander ve Hille Darjes’in yazdığı Shakespeare Zorda.

Oyunun rejisör koltuğunda İlham Yazar’ın oturduğunu duyunca, salona coşkuyla gitmemek mümkün değil. Yazar’ın, yakın zamanda sahneye koyduğu her oyunda çok iyi ve farklı işler ortaya çıkarması izleyicide çıtayı fazlasıyla yükseltiyor. Yastık Adam’ı kim unutabilir ki? Ya da çok özel formatıyla Jerry ve Tom’u?

Yaklaşık iki buçuk saat süren oyun, çok farklı bir kurguyla hazırlanmış. Sürprizi bozmamak adına ayrıntıya girmeyeceğim ama kısaca şöyle diyeyim. Globe Tiyatro, İngiltere’de yaşanan gerginliğin gölgesinde zor günler yaşıyordur. Toplumu etkilemede tiyatronun önemini bilen Kraliçe Elizabeth ve Lord Essex arasındaki rekabet Shakespeare ve ekibini zorlu bir seçime sürüklemektedir. Baskılar nedeniyle tarafını belirlemek zorunda kalan Globe ekibi Elizabeth’i mi Essex’i mi seçecek? Kaybeden ata oynarsa nasıl bir bedel ödeyecek? Siz, oyunun konusunu böyle bilin, ben de fazlasını söylememiş olayım orta yolu bulalım. Ama anlattığımdan çok daha fazlası sizi oyunda bekliyor. Bunu bilerek gidin.  

İlham Yazar, Haydi Karına Koş’tan bu yana müthiş bir uyum sergileyen Ünsal Coşar ve Cüneyt Mete formülünü bu oyuna da taşıyor. Aynı yönetmenin Jerry ve Tom’da da bu ikili ile çalışması aradaki uyumu biraz daha artırıyor.  Yanına diğer yetenekler de eklenince kusursuz bir cast ortaya çıkıyor. Kitapçıktaki sıra ile oyunculuklara baktığımızda Ebru Nil Aydın’ı en başta görüyoruz. Aydın harika bir makyaj çalışması ile yaşlandırılmış ve yeteneğiyle de Elizabeth’in kraliçe karizmasını büyük bir başarı ile sahneye taşımış. Ünsal Coşar ise Will Kempe karakteri ile sahnede. Tiyatroda genelde soytarı rollerini oynayan Will, Shakespeare’in tragedyaya yönelmesi nedeniyle zor günler yaşayan bir karakter. Coşar, sahnedeki mükemmel performansı ile karakterin hakkını fazlasıyla veriyor. Yeri geliyor şarkı söylüyor, yeri geliyor dans ediyor ancak ne yapıyor ediyor, sahnede olan biteni bir üst seviyeye taşıyor. Coşar’ı zirveye çıkarıp diğer oyunculara haksızlık etmek niyetinde değilim ama, 100 üzerinden 90 mükemmel bir performans ise Coşar 95 alır. Diğer oyuncular ise 85-90 arası puanlar alır. Böyle iyi bir oyuncu kadrosundan bahsediyorum. Cüneyt Mete ise Richard Burbage’i canlandırıyor. Karakterinin mizahi yönlerini ve zaman zaman yüksek ego sahnelerini harika bir performansla hayata taşıyor Mete. Böyle bir oyun Shakespeare’siz olur mu? Olmaz tabii. Shakespeare’imiz ise Serdar Kayaokay. Kayaokay da çok başarılı. Birden şaşıran halleri, ani tepkileri… Kayaokay çok, çok iyi. Mehmet Akay, Zafer Güllü, Edip Tümerkan, Kayhan Sarıgöllü, Gökçe Yurtsal… Hepsi uzun uzun alkışı hakediyor. Oyunda yönetmen yardımcısı Buket Türkyılmaz da beklemediğimiz anlarda sahneye çıkarak izleyeni şaşırtmayı fazlasıyla başarıyor. Oyunda bir de Shakespeare’in kardeşi var. Judith Shakespeare… Judith rolünü ise Başak Vural canlandırıyor. Vural’ı sahnede ilk kez izledim. Ancak Judith rolü kendisi için tam biçilmiş kaftan. Bu dev kadronun yanında kendisini ayakta tutmayı başarıyor ve bu performansı ile özel bir alkışı hak ediyor.  

Oyunun dekoru, ışığı, müziği ve tüm ayrıntıları fazlasıyla iyi. İlham Yazar’ın bu konuda çok hassas olduğunu düşünüyorum. İzlediğim her oyununda ayrıntılarda gizli pek çok unsur söz konusu. Teknik hassasiyet oyunun kurgusuna da yansıyor. Oyun, genel temposuna göre biraz ağır başlasa da onuncu dakikadan sonra sizi içine çekiyor ve harika bir finalle çözüme gidiyor. Oyun tam anlamıyla bir karakomedi. Bir yandan iktidarla ilgili küçük ve yerinde tespitler yapılırken, diğer yandan tiyatro camiasına dair muhteşem ironiler izleyiciyi fazlasıyla sarsıyor. Politikadan, sanata, aşktan, ekonomiye pek çok konuda altı çizili sözler sahnede yer alıyor.  

Shakespeare Zorda, dört başı mamur, ayakları yere basan harika bir oyun. İlham Yazar, her oyunuyla çıtayı biraz daha yükseltiyor ve çok başarılı kurguları seyirciye izletiyor. Bu sezondan akılda kalacak birkaç oyundan biri olacak bir yapıt ile klasikleri arasına bir eser daha yerleştiriyor.

Bu haftaki yazının sonuna bir de ekleme yapmadan geçmemeli. Devlet Tiyatroları’nda bu dönemin en büyük sıkıntısı, sahneye yapılan baskı ve oyuncuların kafasındaki kaygılar diye daha önce de söylemiştim. Bu baskının etkilerini bu hafta fazlasıyla yaşadık. Goethe’nin oyununa uygulanmak istenen sansüre DT Genel Müdürü Mustafa Kurt tepki gösterdi ve istifa etti. Sanata uygulanan sansür her açıdan eleştirilmeli ve sahneler özgür bırakılmalıdır. Bazı konularda gri olmaz. Ya tiyatroyu serbest bıraksınlar ya da kapatsınlar ve herkes kendi başının çaresine baksın. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.