YÜKSEK ÇIKARLARIN KURBANLARI

Gün ikindiye döndüyse, pekmezi tuz ile barıştırmak zorlu meşgaledir. Cahillik tüm zamanların sonsuz mutluluğunu sunabilir. Böyle zamanlarda benlik, zayıfmış gibi görünerek geçişken bir güç kazanır. Ya da güçsüz görünen birey, diğerlerinin kendilerini güçlü görmelerini sağlayabilir. Yüreğini yitirmiş bir şizofrenin tik tak korkularından anlaşılır, her suya dokunuştaki yalnızlık. Çılgın ölüm oyununun sergilendiği yeryüzü sahnesinde; korku, endişe, öz-güven yitimi oluk oluk zehir akıtıyor hassas dokulara. Yüksek çıkarların kurbanı olanlar, kentlerin bilgisizlik çukurlarında nafile çırpınıyorlar. Nevrotik ruh hali dalga dalga hayatı teslim alırken; yalnızlaşanlar, ses duygusunu yitiriyor. Dert anlatamama, anlatsa da yanlış anlaşılma hissi sözü ağzın içersine hapsediyor. Küresel rüzgâra kapılanlar; çürümüş sidikli duvar diplerinin, kuru çalılarına dönüşüyor.

SOYKIRIMA KARŞI SOYLU DİRENİŞİN...

Oysa ayrık otu henüz geç olmayan bu vakitlerde çok şeyler söylüyor. Ama ölümlüler dünyasının iki ayağı üzerinde durma becerisini yitirmiş aktörlerinin, duyma ve algı kaybından dolayı mesaj adrese ulaşmıyor. Üstelik kendisini topraktan koparanlara, düşman eyleyenlere, ayrık tutanlara köklerinden umut üretiyor. Ayrık otu ayrılmaz. Toprağın derinliğinde kökleri birbirine tutunmuştur. Bu nedenle koparılırken yüksek direnç gösterir. Her yıl onlarcası onu elleriyle topraktan koparırken bel fıtığı olurmuş, belini doğrultamazmış. Ayrık otu eline, beline, diline hakim ol dermiş belki de. Ayrık otu, kendisine karşı sürdürülen tüm soykırım girişimlerine karşın, soylu direnişin ve hayata bağlılığın adıdır biraz da.

SARI PAPATYANIN, AYRIK OTU İLE YOLDAŞLIĞI...

Ülkenin ayrık otları, sarı papatyaları çok sever. Hatta bu bereketli topraklar üerinde yaşandığı iddia edilen şöyle bir masal vardır; Büyük bir bahçenin içersinde yüzlerce bitki varmış. Yalnız bunlardan ikisinin kökleri bir birine dolanmış. Ve toprağın altında da, üstünde de birbirlerini çok sevmişler. Ancak ayrık otu, sarı papatyasını çok kıskanırmış. Sarı papatyanın gözü, ayrık otundan başkasını görmemesine karşın bu durum sendroma dönüşmüş. Rüzgar gelip sarı papatyaya “Birazdan eseceğim, yapraklarına dikkat et” dese, ayrık otu rüzgara eser, gürlermiş. Sarı papatya gökyüzüne baksa aydan, güneşten; yere baksa börtü, böcekten kıskanırmış huysuz. Sarı papatya bu duruma çok içerlemiş, ayrık otunun kendisine güvenmediğini düşünmüş. Yapraklarındaki canlı sarılar solmaya başlamış. Bahçıvan bunu görünce sarı papatyanın yerini değiştirmiş. Sökülürken büyük acı hissetmiş kökten bir birine bağlı olanların her ikisi de… Kökleri kanamış. Sarı papatya ve ayrık otu birbirlerine baka baka kurumuşlar. Aşkları ile toprağa karışmışlar. O gün, bugündür ayrık otları ile sarı papatyalar birbirlerine köklerinden daha bir bağlıdır bu acılı topraklarda. Yoğunluklu olarak, hayatın ayrım sanılan ama gerçekte kesişen sarı papatyalar ile ayrık otlarının köklerinin birbirine dolandığı rivayet olunur.

AYRIK OLMAK; ERDEMDİR, İNATTIR, SARI PAPATYADIR…

Ayrık otu, ötekileştirme zulmünü en çok tanıyanlardandır. Görüldüğü yerde katli vaciptir. Köklerine toprak yasaklanmıştır. Ama o direnir. Ayrık otu hakkında ön yargılı olan insanoğlu, ciddi bir nimetten de yoksun bırakmıştır kendisini. Ayrık otunun insanın içini temizleyen bir özelliği var. Bağırsakları, damardaki kanı, böbrekleri yani neredeyse tüm iç organları temizliyor. Ayrık otunu yok sayarak, itibarsızlaştırarak aslında kendi iç temizliğinden de vazgeçmiş oluyor insan. Her koparılan ve çöpe dönüşen ayrık otuyla içimiz biraz daha kirleniyor. Ve ölen ayrık atları aynı zamanda sarı papatyanın hazan mevsimidir. Anarşist yapısı ile kural tanımaz ve kalıplara sığmaz. Koparıldıktan günlerce sonra dahi tekrar toprağa atılan ayrık otu yaşar. Yaşama bağlılığın diğer adıdır ayrık olmak, aykırı durmak. İnsanında ayrığını sevmez sessiz ya da sesli çoğunluk. Çoğunluğun içersinde yer almayı ret edenlerin de yok edilmesi gerek. Çünkü onlar oyun bozandır. Kentler, arabalar, duvarlar, apartmanlar onların üzerine yürümelidir. Oysa aykırı olanların yön verdiği bir tarihtir yaşanan. Ve tarihte son sözü hep aykırı olanlar söyler. Düşmesin ayrık ve aykırı olanlarla yola, zulmün ve çoğunluğun tortusunu boynunda bir zincir gibi taşıyanlar. Ayrık olmak erdemdir, inattır, sarı papatyadır, hayatın ta kendisidir. Bu nedenle ayrık otu ayrılmaz. Hele sarı papatyasından asla…

DOKUNULMAZLARA, DOKUNMAK GEREKİR

Ressam Nesrin Yılmaz’ın dediği gibi; “Giderek karanlık ve gizemli bir havaya bürünen toplumsal yaşam; sınıfsal ayrımlar, dokunulmazlıklar, sanal ilişkiler ve anlam karmaşalarının benlik algısı ile ruhsal yapısının tepkimesinden doğan derin izler ve sıkışmışlık hali ile konuya yönelik bir tavır üzerine gelişmiş, geçişler, uygulamalar ve duygunun renk oyunlarıdır. Bu ruhsal geçişler de, mekanik bir kısır döngü içerisinde yüzeysel bile olsa zihinsel süreçlerin bir şeyde gizli bir anlam bulması ile doğaya uygun yaşam ve orada nefes almaya çalışılması, bilgiye ve erdeme ulaşmak için benlik algısını ayakta tutmayı sağlama iste…Ve her şeyin ötesinde, karmaşık gerçeklikler sistemi karşısında deneyimlenmek ve zihindeki gizli bir toplumsal başkaldırı ile hayali sınırlar içerisinde varoluşsal bir gezintidir.” Dokunulmazlara değememek sıkıntılı bir sürece denk düşüyor.

AYRIK OTU ÇATLATIR

Zulmün kalesinin surlarına yanaştırmadığı ahını, vahını aldığı ayrık otları elbette orada kök salacak. Rengi Kürt, Ermeni, Süryani, Türk, Çerkes olacak o mübarek topraklarda hayatın adı. Dokunulmazlığı parlemento içersine hapsetmenin bir bedeli olacaktır mutlaka. Niçin 47 escort araçla ülkede mesafede yol katediyorsun padişah? Dolmabahçe’den, Sabiha Gökçen’e niçin helikopterle gidersin? Ayrık otlarının bereketli topraklar altında birleşmesinden mi korkarsın? Elin bilinmez boşlukta sallanıyor çünkü, dilin ise zehir kokulu… Ama beline sahip çıkman gerekebilir padişah. Eğilenilemiyen zamanlar, bir bel tutulmasına sebebiyet verebilir. Omurgasızlık bu durumun biyolojik olmasa da, ideolojik belirtisi olarak düşer hayata. Merak edilmesin. Ayrık otları sadece taşı, toprağı değil, TBMM’deki ceylan derili koltukları da çatlatır. Ayrık otu dokunulmazlık tanımaz, dokunur. Hayatın ahlaklı, vicdanlı tarafında yüreğe dokunur. Ayrık otu onları da köksüz ve yiten süreçleri de ayna ile buluşturuyor.

O YÜZDEN ZULÜM KALESİNDE YETİŞMEZ

Ayrık otları aslında Anadolu buluşmasıdır. Toprağın altında biraraya gelirler, üstlerindeki her tür düşmanlık sulamasına karşın. Mezarlık adres olarak gösterilse de, hayata tutunurlar. O nedenle Saray’ın suni çimleri ile barışık değildirler. Nasıl ki; Saray hormonlu temsilcilerini üretiyor ve var ediyorsa; ayrık otu da doğayla barışık olma ısrarında kararlı tutunuyor Anadolu topraklarına. Lazın horonuyla ayak basışından, Yörük’ün efeler gibi diz vuruşundan, Kürd’ün halayından, Çerkes’in Kafkas dansından, Türk’ün folklorundan sulanacak ayrık otu… Anımsa, Osmanlı’da Saray korkaktı. En çok yeniçeriden tırsardı. Yani, “Buçuktepe İsyanı” denli huzursuzluk veriyor. Osmanlı'da saray "Buçuktepe isyanında" malül olduğu üzere 3.5 atarak yaşadı saltanatını. Fatih Sultan’ının, 2. Murat’ı ara tarih duvarını kaldırdığımızda bu net bir fotoğraf olarak karşımızda durur. Yeniçeri’ye istediği akçe verilince isyan durulur. Unutmasın ki; ülkenin akçe ile susturulamayacak namuslu ayrık otları var. Ayrık otu onurundan, ahlakından, toprağından ayrılmaz. O yüzden sarayda yetişmez. Akçe ile, zulüm ile susturulamayacak bir yürek halen atmakta bu bereketli topraklar üzerinde. Toprağın alltından ise dipten bir dalga gelmekte. Ayrık otu adaletten, eşitlikten, ahlaktan (İyi-doğru-güzel olandan) ayrılmaz.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ece GÖKSUN 2017-04-26 15:00:41

Ayrık otu zaten iyiden, doğrudan, güzel olandan ayrılmasın zaten. Ona yakışanı da budur. Zaten ayrık otunun besleneceği ve tutunacağı topraklarda bu değerlerle karılmıştır. Sarı papatya da bu topraklarda rengini koruyabilir ve aşkını yeşertebilir. Burada hayat bulur.

Avatar
Nazlı Gökay 2017-04-26 15:23:10

Ben bir buçuk tepe isyanı bekliyorum. Kazanın içten içe kaynadığı çok belli. Her ne kadar saklanmaya çalışılsada bu durum net olarak görülüyor.Biz bu gölge oyunundaki perdenin arkasını iyi görebilmeliyiz. perdenin arkasındada ayrık otları toprağa tutunma uğraşısında.

Avatar
EMİN 2017-04-27 05:44:16

Ayrık otu olabilmek için en çokta ötekileştirme karşısında tavır alabilmek demek olsa diye düşünüyorum. Ötekileştirilenler hayata ve toprağa daha sıkı tutunurlar. Çünkü ayakta kalabilmek için bu olmazsa olmaz bir duruştur. Aksi durumda ötekileştirilenler öteki olarak kalırlar. Hayatada yabancılaşırlar. yazı tek kelime ile mükemmel. En azından benim ruhumu okşadı.

Avatar
ŞULE KAVCAR 2017-05-03 18:08:29

DÜNYAYI AYKIRI OLANLAR, FARKLI OLANLAR DEĞİŞTİREBİLİR. Dünyayı değiştirecek insanlar,
onu değiştirebileceklerini düşünecek kadar çılgın olanlardır. Herkes aynı şeyi düşünüyorsa hiç bir şey düşünülmüyor demektir. Yazı 10 numara 5 yıldız olmuş. Tebrikler yazarına.

Avatar
Sema Deniz 2017-04-26 12:59:45

Ayrık otu sarı papatyadan ayrılmasın zaten. Ayrıldığı anda ayrık kişiliğini kaybeder. Asimile olur. Hiç bir yere tutunamaz. Boşlukta kalır. Bu nedenle ayrık otu ile sarı papatya birlikte tek bir bütünü ifade ediyorlar. Yazarımız her zamanki gibi:)))

Avatar
SERDAR KÜLCÜ 2017-04-26 13:10:43

Aslında ayrık otundan öğreneceğimiz çok şey var. Bastığımız zemine sıkı sıkıya tutunabilmeliyiz. Bunu yapamazsak bizi bulunduğumuz noktadan çok kolay söküp atarlar. Ama bunu yaparken birlikte olacağız, birbirimize tutunacağız. Noşuna değil bizleri bölmek istemeleri. Çünkü biz birliği ve dayanışmayı hayata geçirirsek beyzadelerin işleri oldukça zora girecek. Ayrık otu gibi ayrılmayalım. Geleceğimiz ve umut için bir arada olalım.

Avatar
Müge Savaş 2017-04-26 14:52:52

Bu sözcükler o çaresizlik ve acizlik durumunu özetliyor: "Nevrotik ruh hali dalga dalga hayatı teslim alırken; yalnızlaşanlar, ses duygusunu yitiriyor. Dert anlatamama, anlatsa da yanlış anlaşılma hissi sözü ağzın içersine hapsediyor. Küresel rüzgâra kapılanlar; çürümüş sidikli duvar diplerinin, kuru çalılarına dönüşüyor".