Avukat Efkan Bolaç: Türkiye'nin adalette 2016 karnesi zayıf

OHAL’le yönetilen bir Türkiye’de ifade özgürlüğünün engellenmesini ve 2016 ifade özgürlüğü karnesini Avukat Efkan Bolaç, insanhaber’e değerlendirdi.

Türkiye İnsan Hakları Haftası’na ağır hak ihlalleri ile girdi. Türkiye’de 2016 yılında hemen hemen her alanda ağır insan hakları ihlalleri yaşanırken, bu ihlallerin başında ise yaşam hakkı ihlali geliyor.

24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana yaklaşık 2 bin asker, polis, korucu ve örgüt üyesi çıkan çatışmalarda yaşamını yitirirken, bölge kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve sonradan ilan edilen OHAL ile birlikte devreye konulan uygulamalar sonucu 2016 yılında yaşanan sivil ölümleri korkunç boyutlara ulaştı.

BASIN BASKI ALTINDA

15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL’le birlikte 2341 kurum, 370 dernek, 45 gazete, 16 televizyon,16 dergi , 3 televizyon kapatılırken 146 gazeteci de cezaevinde.  Art arda çıkarılan KHK’larla birlikte binlerce memur ve öğretmen işinden olurken, yüzlerce akademisyen de ihraç edildi.

SEÇİLMİŞLER DE TUTUKLANDI

HDP’ye yönelik baskılar ise sürekli artarken Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil 9 milletvekili tutuklandı.

Sur’daki, Cizre’deki, Şırnak’taki yanan ateşler henüz sönmemişken “10 Aralık İnsan Hakları Haftası”na da İstanbul’un kalbinde patlayan bombalarla girdik. Bugün halen sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle onlarca vatandaş gözaltına alınan OHAL’le yönetilen bir Türkiye’de ifade özgürlüğünün engellenmesini ve 2016 ifade özgürlüğü karnesini Avukat Efkan Bolaç, insanhaber’e değerlendirdi.  

Bolaç, 2016’daki ifade özgürlüklerinin engellenmesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Can Dündar’a yönelik sözleriyle başladığını belirterek “Bu aslında 1934 yılındaki ‘uzun bıçaklar gecesi’ 85 Sturmabteilung (SA) üyesini katleden Hitler’in Meclis’te ‘ Alman halkının yüce Yargıcı’ adına konuşması ve kendisine öyle bir sıfat koymasını andırıyor.” dedi.

ERDOĞAN KENDİNİ YARGI YERİNE KOYDU

Adaletin olmadığı bir yerde yaşamanın mümkün olmadığının altını çizen Bolaç “Bu durumdan daha da kötü bir tablo var mıdır, onu bilmiyoruz? Ancak 2017’de daha karamsar bir tablo da bizi bekliyor gibi görünüyor” dedi.

İşte Avukat Efkan Bolaç’ın İnsan Haber’e yaptığı o değerlendirmeler;

2016’da ifade özgürlüğünün engellenmesi kavramı aslında 2015’te söylenen bir sözle başlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Can Dündar’a yönelik olarak söylediği “Onun yanına bırakmayacağım. En ağır bedeli ödeyecek” demesi yargının yerine kendisini koymasıdır. Bu aslında 1934 yılındaki ‘uzun bıçaklar gecesi’ 85 Sturmabteilung (SA) üyesini katleden Hitler’in Meclis’te ‘ Alman halkının yüce Yargıcı’ adına konuşması ve kendisine öyle bir sıfat koymasını andırıyor.” 

ERDOĞAN KENDİSİNİ HİTLER İLE AYNI POZİSYONDA GÖRÜYOR

Bugün Erdoğan,  Hitler ile aynı pozisyonuda buluyor. ‘Ben bu yüce yargının yerine karar veriyorum ve talimat veriyorum ki Dündar’a bunun bedelini ödeteceğim, onun yanına bırakmayacağım” gibi sözler söylemesi  Türkiye’nin bugün hukuk devleti olmadığını  ve Türkiye’de ifade özgürlüğünün olmadığını gösteriyor.

TÜRKİYE’DE ANAYASA FİİLEN ORTADAN KALDIRILDI

Burada net bir şey varsa o da bundan sonraki sürecin artık yasalar çerçevesinde olmadığı, Anayasa ve yasaları tanımayan bir iktidarın varlığının ortaya çıktığıdır. 15 Temmuz’dan önce de bu durum geçerliydi. Ama 15 Temmuz’dan sonra Anayasa Mahkemesi’nin Kanun Hükmündeki Kararname’leri ben denetleyemem diye bir karar vermesiyle şu fiili durum ortaya çıktı: Türkiye’de bir anayasa veya herhangi bir yasa yok. Anayasa’yı ve yasayı delen veya bunlara aykırı hareket eden herhangi bir kişiyi denetlenecek bir kurum yok. Açıkcası hukuki güvenlik ilkesi YÖK edilmiş durumda. 

İSMİ KONULMAMIŞ BİR MONARŞİ

Bu durum Türkiye’deki var olan yapının artık bir sosyal hukuk devleti olmadığı, kabile devleti sistemine döndüğünü, bir anlamda da ismi konulmamış bir monarşinin varlığını gösteriyor.

BAŞKANLIK SİSTEMİ: KİŞİYE ÖZEL KAFTAN SİPARİŞİ

Başkanlık sistemi, aslında bakıldığında 12 Eylül Anayasası’nın halefi olarak görürsek Başkanlık Sistemi olarak getirilmek olan sistemde tamamen kişiye özel kaftan siparişi ediliyor. Bir kişiye ait olarak yasalar düzenleniyor ve o kişiye özgü işlemler yapılıyor.

TÜM ÖZGÜRLÜKLER TEHDİT ALTINDA

Cumhurbaşkanı artık bir partinin başına geçecek. Yüksek Yargı’nın bir yarısını Cumhurbaşkanı seçecek, diğer yarısını da Meclis seçecek. Eğer Cumhurbaşkanı’nın partisi Meclis’te çoğunluğu da elde etmişse; bir anlamda bakıldığında Yüksek Yargı’nın tüm üyelerini aynı parti yani bir kişi seçmiş olacak. Bunu denetleyecek kurumu da Cumhurbaşkanı seçecek. Yani kısaca adalete mühür vuruyorlar.

Bu anlamda bakıldığında hiçbir denetime tabii olmayan ve bütün mutlak gücü eline geçirmiş inanılmaz bir yürütme erkinin varlığını görüyoruz. Bu varlıkta ciddi anlamda tüm özgürlükleri tehdit edecek durumdadır. 

2017’DE DAHA DA KARAMSAR BİR TABLO BİZİ BEKLİYOR

Bu durumdan daha da kötü bir tablo var mıdır, onu da bilmiyoruz?  Ancak 2017’de daha karamsar bir tablo da bizi bekliyor gibi görünüyor. Bu süreçten sonra yapı bir anlamda diktatörlüğe dönecektir. Çok net biçimde bunun ifadelerini de görmekteyiz.

DEVLETİN TEMELLERİ YOK EDİLİYOR

Hayyam “Adalet, kainatın temelidir” der. Adaletin olmadığı yerde yaşam mümkün değildir. O anlamda bakıldığında mutlak suretle herkesin bağımsız bir yargıya ihtiyacı olacak. Bağımsız yargıyı yok ederseniz devletin temellerini de yok edersiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.