Ve tiyatroda bir sezon daha sona erdi. Gerilimi yüksek, gündemi çok hızlı bir ülkede yaşıyoruz. Olanı biteni, işin içinde olanların bile takip etmekte zorlandığı, neyin; ne zaman, nereden geleceğini çok da çözemediği bir dönemi yaşıyoruz. 

Son bir yılda olanları alt alta sıralamaya kalksak, emin olun hepimizin travmatik ruh haline dair iyi bir fotoğraf çekmiş oluruz. Geçtiğimiz yıl Ekim’in ilk günlerinde demokratikleşme paketini konuşuyorduk. Düşünsenize; şimdi aradan yıllar geçmiş gibi… Belki de bütün olan bitenin arasında yapamadığımız ve ihtiyacımız olan tek şey ise nefes almak. İşte ihtiyaç olunan bu nefesin alınacağı kaynaklardan biri de şüphesiz sanat. Sanatın önemli dallarından biri olan tiyatroda da bir sezon daha geride kaldı. 

Ankara Devlet Tiyatrosu için 2013 – 2014 çok fazla oyunun sergilendiği, yoğun bir dönemdi. Sıkça turne oyunları ile karşılaştık ve birçok oyun prömiyer yaptı. 

Önce kısaca sezonu değerlendirmek istiyorum. Geçtiğimiz yıllara göre çok daha fazla oyun sergilendi. Artılar arasına bunu yazabiliriz. Bunun altında, tiyatrolar kapanacak; elimizden gelenin en iyisini yapalım gibi bir motivasyonun olma ihtimali çok yüksek. Bu oyun bereketinin yanında kalite ise çok düşüktü. Tüm sezondan akılda belki de bir iki oyun kalacak. Geçmişten gelen ölü toprağı atılmaya çalışılsa da, biraz fazla derine girildiği için çıkış bulunamadı. Oyuncuların bir kısmı elinden geleni yapsa da “kusursuz” oyuncular yine bu sezonun en sıkıntılı noktası oldu. Karşıda büyük bir kapatılma tehdidi varken, elimizde bu kadar yüksek kaliteli bir tiyatro var diyemeden sezon bitti. İzleyicisi ve bir avuç emekçisi dışında kimsenin sahip çıkmadığı devlet tiyatroları, Demokles’in Kılıcı’nın gölgesini anlaşılan bir süre daha tepesinde hissedecek. Nasıl olsa diziler var, nasıl olsa özel tiyatrolarda istediğimiz rolde oynarız diyen oyuncular da bu vebalin altından nasıl kalkar bunu bilemem.

Shakespeare ve Çehov haftaları bu senenin önemli denemeleriydi. Ama sırf tematik hafta yapacağız diye, derinleştirilmemiş ve üzerinde çok da çalışılmamış oyunlar, izleyicinin sinirini bozmaktan başka hiçbir işe yaramadı.

Muhafazakarlaşma tehdidi ise bu senenin başında en çok konuşulan konuydu. Repertuarda “tehlikeli” olarak görülen Necip Fazıl oyunu Para dışında bu “tehdidin” emareleri de görülmedi. Hatta Nehir, Teneke, Profesyonel ve Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü gibi oyunları bu sene DT sahnelerinde izlemek de sevindiriciydi. 

Oyunlara baktığımızda ise her türden farklı esere rastlamak mümkündü. Oyunları DT’nin sitesindeki sıralama ile kısa kısa irdelemeye çalışacağım. 

Çehov haftası için sahneye konan Kuğu’nun Şarkısı Bir Evlenme Teklifi başarılı bir oyundu. Aclan Büyüktürkoğlu iyi bir kadro ile, iyi bir Çehov metnini sahnede hak ettiği gibi sergiledi. Başyapıt mıydı, değildi belki ama, seyre değer önemli bir eserdi. 

Aklımdaki Kadınlar, geçtiğimiz sezondan gelen bir oyundu. Kötü oyunculuklar ve eksiklerle dolu zayıf bir yapımdı. Bu sezonun eserlerinden Çalıkuşu için ise söylenecek şey çok basit. Diğer yorumlardan bu Çalıkuşu’nun ne farkı vardı? Neden sahnelendi?

Yine, geçtiğimiz sezon başlayan Nehir de bu sezonun en önemli eserlerinden birisiydi. Gülşen Karakadıoğlu’nun harika metni iyi oyunculuklarla çok iyi bir eser ortaya çıkardı. Bu sezon da olması büyük ve güzel bir şanstı. Bizim Yunus, Korkma, Nalınlar gibi bu sezonun yeni yapımları ise çok da ön plana çıkamadı. 

Brecht’in kaleme aldığı Cesaret Ana ve Çocukları da uzun süresine rağmen iyi bir yapımdı. Ayşe Emel Mesci’nin, iyi oyuncularla ortaya çıkardığı, savaşın vahşiliğini çok iyi yansıtan bir oyundu. 

Bir Delinin Hatıra Defteri ise yıllardır kapalı gişe oynuyor. Oyuna girmek için artık TC Kimlik Numaralı bilet almak gerektiğine yönelik haberler bile çıktı. Ama sıra bir türlü bitmedi. İzleyen kendisini şanslı saydı, kaçıran ise hep izlemek istedi. İyi bir oyun, ama kesinlikle mükemmel değil. Erdal Beşikçioğlu inanılmaz bir kondisyona sahip. Bu tartışmasız. Ama sahnedeki oyun çok da muhteşem değil. Ortalama…

Vanya Dayı ise bu sezonun en büyük hayal kırıklığıydı. Durukan Ordu ve Erhan Gökgücü formülü büyük bir merak uyandırmıştı ama sahnede kötü; çok kötü bir yorum vardı.

Geçtiğimiz yıldan gelen Jerry ve Tom ise bu sezonun en eğlenceli oyunlarından biriydi yine. İlham Yazar’ın müthiş rejisi ile çok keyifli bir oyundu. Bildiğim kadarı ile önümüzdeki sezon oyun sahnelenmeyecek. 

Sahnede izlemenin şans olduğu bir isim Olcay Kavuzlu’yu bu sene üç yapımda birden izlemek çok keyifli bir deneyimdi. Kendisi için belki yorucu bir süreçti ama, iyi bir sezondu. Kavuzlu’nun Kontrabas’ını izlemediyseniz gidin mutlaka izleyin. Soğuk Bir Berlin Gecesi ve Ben Ödüyorum da yine geçen seneden gelen önemli Kavuzlu performanslarını sahneye taşıdı.

Yaşar Kemal’in eseri Teneke ise Gürol Tonbul’un başarılı rejisi ile sahneye taşındı. Bu sezonun kayda değer yapımlarından Teneke’de en akılda kalan ise Selva Erdener’in ağıtlarıydı. Seneye sahnelenirse kaçırmayın, izleyin. Yine aynı yöreden Sarı Naciye ise dans sahneleri ile hatırlanacak bir oyun oldu. Bu yılın iyi oyunlarındandı.

Orson Welles’ın sahnelenmesi fiziksel güç isteyen oyunu Hayvan Çiftliği de ortalamanın üstünde bir yorumla izleyici ile buluştu. Bu sezonun iyi yapımlarından biriydi. Yine bir klasik olan MacBeth ise Bozkurt Kuruç rejisi ile izleyiciye sunuldu. İyiydi. Ama eksikleri çok fazlaydı. Kösem Sultan da tarihi oyunlardan biri olarak sahnelendi. Ama senenin Vanya Dayı ile birlikte en büyük hayal kırıklığıydı.

Nereye… Şüphesiz bu sezonun tek başyapıtı. Volkan Özgömeç, her şeyi ile kusursuz bir ekibi bir araya topladı ve ortaya uzun süre unutulmayacak bir dram koydu. Bu sezondan belki de akılda kalacak tek oyun.

Ayşe Emel Mesci’nin geçen seneden gelen tek oyunu Savaş Ana değildi; Kerbela da bu sene devam etti. Güzel metnine rağmen izlemesi zor, temposu çok da yüksek olmayan bir oyundu. Mesci’nin bu sezona kattığı oyun ise Bernarda Alba’nın Evi’ydi. Gerçek bir başyapıt. Lorca’nın muazzam metni, Mesci’nin elinde bir resitale dönüştü. Uzun süre unutulmayacak bir oyun sahneye kondu.

En Son O Gitti ise senenin en şirin oyunuydu. Ergün Uçucu, eğlenceli; aşka dair uzun zamandır duyulmayan güzel sözleri sahneledi. Belki oyun çok hatırlanmayacak ama, bu seneden bahsedilecekse bu oyun atlanmamalı.

Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye de sezonun hemen başında sergilenmeye başladı. Ancak oyuncunun geçirdiği talihsiz kaza uzunca bir süre bu yapımı sahneden uzak tuttu. Sezonun Sait Faik’e dair güzellemesi olması nedeniyle iyi oyunlarından biriydi.

Yine Shakespeare haftasına özel sahnelenen bir yapımla devam etmek istiyorum. William Shakespeare’den Soneler’de Erdal Küçükkömürcü, oyunculuğu ve yönetmenliği ile iyi bir oyun sahneye koydu.

Kanlı Nigar, Ramiz ile Jülide, 1. Sokak No:28 Çasuk’ların Evi (Neden sahnelendiğini hala çözebilmiş değilim), Venedik Taciri, Aşk Hastası, Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun da sezonun vasat yapımlarıydı.

Dolores Claiborne ve Ben Ödüyorum ise bu sezon da devam eden keyifli bir yapımlardı.

Bu sezon pek çok turne oyununu da barındırdı. İki Kalas Bir Heves, Çehov Makinesi, Hamlet, Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü ve Taziye de Ankara’ya gelen güçlü konuklardı.

Kısaca toparlamak gerekirse, tartışmaya açık bazı sonuçlar ortaya koymak istiyorum. Ankara DT sahnelerindeki oyunlar baz alınarak;

En İyi Oyun: Nereye

En İyi Turne Oyun: İki Kalas Bir Heves

En İyi Metin: Federico Garcia Lorca (Bernarda Alba’nın Evi)

En İyi Erkek Oyuncu : Cebrail Esen (Nereye)

En İyi Kadın Oyuncu : Mehtap Öztepe (Bernarda Alba’nın Evi)

En İyi Rejisör: Volkan Özgömeç (Nereye)

En İyi Dekor: Murat Gülmez (Jerry ve Tom)

En İyi Soundtrack: Selva Erdener (Teneke)

En İyi Kıyafet Tasarımı: Hakan Dündar (Hayvan Çiftliği)

En İyi Işık: Mehmet Yaşayan (Sarı Naciye) 

Bütün bu seçimler yıl boyu izlediğim oyunlara dair naçizane bir kategorilendirme. Ankara’da pek bu tip değerlendirmeler yapılmıyor bilirsiniz. 

Seneye umarım yine bu çoklukta ama daha kaliteli oyunlar izleriz. Umarım DT önümüzdeki yıl da perdelerini açar ve düşük fiyatlarla izleyici oyun ile buluşur. 

Bu yazının da sonuna geldik. Sezon başından bu yana kalemim yettiğince, oyunlar hakkında bir şeyler yazmaya çalıştım. Elbette hatalarım olmuştur yazınlarda. Onlar da affola. Kısa bir mola zamanı, ta ki bir sonraki perde açılışına kadar. Sadece magazin ağırlıklı haber portallarına inat Kültür Sanat haberlerine ve metinlerine verdiği önemle de İnsanhaber ailesine bir kez daha teşekkür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.