Özgürlüklerin en önemlisi: Söz söyleme özgürlüğüdür. Eğer söz söyleme özgürlüğünüz elinizden alınmışsa; hiçbir hakkınızı kullanamazsınız. Bu nedenle her koşulda söz söyleme özgürlüğüne sahip çıkmak gerekir.

AKP’li bakanlar, Almanya’nın çeşitli şehirlerinde EVET için toplantılar düzenlemek istedi ( işin aslı: çok farklı nedenler bahane edilerek, toplantılar yapılmak istendi) ama düzenleyecekleri şehirlerin belediyeleri, bu çeşit şark kurnazlıklarını yutmadı ve çeşitli gerekçelerle bu gösterileri yasakladı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da, bu yasaklamaları eleştirdi. Hatta Deniz Baykal’ın HAYIR’I anlatmak izin verilen toplantısını bile, protesto mahiyetinde iptal etti.

Tüm bu yaşananlar, yukarıdaki temel önermemizle uyum içinde gibi görünüyor mu?  Yakından bakmaya çalışalım.

Öncelikle, özgürlükler hukuk ve demokrasi ile birlikte anılır. Hukuka uymayan, özgürlükleri hiçe sayan, yasaları evirip çevirip işine geldiği gibi yorumlayanlar; demokrasiyi amaç değil, araç olarak sadece kendileri için isteyenler, burada kural dışı olarak adlandırılmayı hak ederler.

AKP, özellikle son 5 yılda ne hukuk tanıdı, ne de anayasa. Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararları beğenmediğinde; Saygı duymuyorum deme lüksüne başvurmuştu. Doğu’da PKK ile mücadele edilirken, şehirler taş üstünde taş bırakmamacasına yıkıldı. İnsanlar terörist diye ya öldürüldü ya da devletin resmi güvenlik güçlerince günlerce aç, susuz ve karanlıkta korku içinde bırakıldılar. Hapishanelerdeki siyasi tutuklu sayısı on binleri çoktan geçti.

Gazeteciler işlerini yaparken, her türden engelle karşılaştılar, yaptıkları haberler yüzünden hukuksuz bir biçimde ceza verilip, hapse konuldular. Bazı bakanların yolsuzlukları ortaya çıkan görüntü ve belgeleri yüzünden ülkemiz dünyada en fazla gazetecinin hapiste olması rekorunu elinde tutuyor. Barış bildirisine imza atan, üniversitelerden çeşitli gerekçelerle binlerce öğretim üyelerinin işlerine hukuksuzca son verilmesi ve bu nedenle intihar vakalarının ortaya çıkması, AKP’nin karnesindeki kırıklardır.

Şimdi sen kendi yaptıklarını ülke halkının bir kısmına yutturabilirsin. Ama sonuçta Avrupa ülkeleri hukuk üzerinden yapılanmıştır. Avrupa ülkelerinde faşist partiler, 2. Dünya Savaşı’nın yıkımları üzerine; yasaklanmıştır. Avrupa artık, AKP’yi faşizan bir parti olarak görmekte ve bu nedenle son Anayasa değişiklik maddelerini, faşizme giden yolun sonu olarak görmektedir. Ve bu nedenle AKP’ye “ ifade özgürlüğünü” tanımamaktadır.

CHP’ye ne oluyor?

Kılıçdaroğlu’nun AKP’li bakanların Almanya’da konuşturulmamasına tepki vermesi ise; anlaşılır gibi değil. Tek adam yönetime doğru doludizgin giden AKP’nin “ söz söyleme özgürlüğü” diye bir şeyi savunmak; ancak ya bilgisizlikle ya da kurucu devlet partisi anlayışıyla açıklanabilir. Ne var ki; Almanya’da CHP adına Deniz Baykal da toplantı yapmak için başvurduğunda: Alman yetkililer ile izin konusunda bir sorun yaşanmadı( Bu arada, yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli vatandaşı olan Esad veya Almanya’daki bazı partiler, Taksim’de miting yapmak isterse; özgürlükçü devletimizin ne yapacağını müthiş merak etmekteyim).

Demek ki sorun: Türkiye Devletine karşı yapılmış bir şey değil,  AKP’nin ülke içindeki hukuksuzluğuna, keyfiliğine, tek adam(“ Boğazın despotu”) yönetimine karşı yapılmış bir tavır olarak görmek gerekiyor.

Aslında, AKP ne zaman köşeye sıkışsa; ya MHP ya da CHP yardıma koşmakta bu güne kadar hiç geç kalmadılar.

Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesindeki CHP’nin gayretleri, hafızalarımızda hala tazedir. TBMM’de milletvekillerinin dokunulmazlıklarını AKP ile kol kola girip, kaldıran CHP’nin bu aymazlığı unutulmaz. 15 Temmuz sonrası köşeye sıkışan AKP’ye, MHP ile birlikte Yenikapı Mitingine “demokrasi adına” koşturan CHP’yi unutmadık.  

CHP, şimdi hangi yüzle parlamentoyu savunuyor. Bizzat kendisi Erdoğan’ın ekmeğini yağ sürmüştür. Bu gün dökülen gözyaşlarının samimiyetini referandum öncesi sorgulamayalım ama tarih CHP’yi korkak ve AKP’nin yedek lastiği olarak tescil edecektir.

İşin aslı: AKP politikaları, bu ülkenin itibarını medeni ülkeler nezdinde batırmıştır. Ama gelen tepkileri, sanki AKP’ye değil de, Türkiye Cumhuriyeti’ne yöneltilmiş gibi göstermenin hiçbir tutarlı yanı yoktur. Devletin ve ülkenin itibarını tekrardan hakkı olan yere yükseltmenin yolu: insan onuruna yakışan bir anayasayı, hep birlikte, işin uzmanlarından ve toplumun tümünden onay alarak, referanduma bile gerek görmeden halkın kabul etmesini sağlamalıyız. Çünkü bu anayasa, bir tek kişiye veya tek bir sınıfa göre yapılmamalıdır. İşte o zaman toplum olarak üzerimizdeki gerginliği atar, toplumsal barışı sağlama yoluna gireriz.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
HAKKI İSLAM 2017-03-11 21:50:01

SEN BU ANLATTIĞIN GAZETECİLİĞİ BİR AVRUPA ÜLKESİNDE VE O ÜLKE HAKKINDA YAZAMAYACAĞINI YAZDIĞINDA NEYLE KARŞILACAĞINI ....... GİBİ BİLİYORSUN AMA NE YAZIK Kİ BAZILARI YEDİĞİ KABI KİRLETİRKEN BİR DAHA ÖNLERİNE GELECEĞİNİN HESABINI YAPMAZLAR . YADA MİDELERİ KALDIRIR,