Obama döneminden beri iyi gitmeyen Amerika-Türkiye ilişkileri, Trump ile düzelmek yerine, gitgide daha da kötüleşmeye başlamıştı. Türkiye’ye üstü örtülü silah ambargosu konmuş, Türkiye’nin terörist olarak gördüğü YPG’ye ise bol keseden ağır silahlar geri alınmamak üzere verilmişti. Hapse atılan Zarrab’ın yanına, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı da dahil edilmiş ve bunlar yetmezmiş gibi, 700 bin liralık hediye saatli Zafer Çağlayan hakkında da tutuklama kararı çıkarılmıştı (nedense dosyaya Emine Erdoğan’ın fotoğrafı da Zarrab’ın avukatları tarafından sokuldu?), Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmemesi için bütün derelerden sular getirilirken, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın artık Türk korumalarını getirmesi yasaklanmıştı. Geçen Eylül ayında Birleşmiş Milletler toplantısı sonrasında Trump ile Erdoğan arasında yapılan ikili görüşmede, Amerika’dan, Türk Hava Yolları’na 11 milyar Dolarlık uçak alımı imzalanarak, kötüye gidişin tersine çevrileceğine ilişkin beklentiler ülkemizde güçlenmişti.

Peki, ne oldu da Amerika Birleşik Devletleri, 8 Ekim Pazar günü Türkiye’ye göçmenlik başvuruları dışında vize vermeyi durdurmuştu? Son gelişmeler ışığında elçilik personellerimizin güvenliğinin kalmaması diye bir neden göstermiş Amerika Birleşik Devletleri. Böyle bir sert yaptırımla ilk defa karşılaşan Türkiye’ye ne demek isteniyor? Bu vize yasaklaması, Avrupa Birliği’ni de aynı yönde harekete geçirir mi? Dolar’ın ve Euro’nun ani yükselişi, önümüzdeki günlerde de devam edecek mi, eğer ederse; zaten dış açık vermede rekora giden Türkiye, bu yükü kaldıracak sağlamlıkta mı? Ve bu vize yasakları ne olursa eski haline döner? Soruları neredeyse sonsuza kadar uzatabiliriz. Ama bu kadarı da derdimizi anlatmaya yettiğini düşünüyorum.
 Sondan başlayarak, kısa bir hafıza tazeleme turu yaparsak; Venezüella Cumhurbaşkanı Maduro’yu üst düzeyde ağırladık. İran ile ilişkilerimizi onarıp, Suriye ve Irak’ta müttefik hale geldik. Yani, Trump’ın ilk üçe giren düşmanlarından( Kuzey Kore hariç) ikisi ile samimi resimlerimizi dosta düşmana yolladık.
Putin’in savaş uçağını düşürmekten, Astana görüşmelerinde İran ile birlikte Suriye’de birlikte hareket eden ve NATO ile uyumlu olmayan (siz onu Amerika’dan alınmayan olarak anlayın), Batı dünyasının korkulu rüyası olan S – 400’ler için anlaşma yapın.
Suriye’de Amerika yerine, Rusya ve İran ile işbirliği yaparak, Ortadoğu’da Amerika’nın karizmasının çizilmesine ve planlarında revizyona neden olun.
Adana’da 36 yıldır konsoloslukta bir Türk çalışanının, İzmir’de 23 yıldır yaşayan bir Amerikalı papazı (7 Ekim 2016 tarihinde tutuklanan ve bir yıldır hakim karşısına çıkarılmadan rehin tutulmasının hemen ertesi gününde bu vize verilmeme olayının duyurulması da bu papaza verilen önemin göstergesi olsa gerek) ve en sonunda da Amerika’nın İstanbul Başkonsolosluğu’daki bir Türk çalışanının tutuklanması ( başka ülkelere bunu yaparsınız ve etkisi çok olmayabilir, ancak Amerika’ya da bunu yaparsanız; bu kadar cesaret nereden geliyor diye sorarlar) bardağı taşıran son damlalar olarak tarihe geçer.
Diplomasinin yıllar içinde oluşturduğu ve neredeyse bütün ülkelerin az çok uyduğu kuralları ve dili vardır. Al papazı ver kızı jargonu, kahvede çok duyacağımız konuşmalardandır. Ver papazı, al papazı jargonunu bir ülkenin cumhurbaşkanı, arkadaşları arasında kullanabilir. Ne var ki, Amerika’ya hitaben böyle konuşamazsınız. Bunun Amerika’ya ayıp etmeyle alakası yoktur. Devletin başı olması nedeniyle, bir cumhurbaşkanı ve maalesef ülkemizin cumhurbaşkanı, televizyonlarda, ayaküstü son derece laubali bir biçimde söylemiştir. Amerika gibi bir emperyal ülke, bu bıçkınlıkları asla unutmaz. 
Almanya önderliğindeki Avrupa Birliği de “Allahın bir lütufu” olarak bu vize yasağını gereğince değerlendirecektir. Türkiye üzerindeki baskı ve yasakları daha da genişletip, Erdoğan’ın Avrupa Birliği üyeliğinden kendi isteğiyle ayrılmasını sağlayacaktır. Bu durumda Türkiye, yatırım yapılabilir notunu kaybedecek, Dolar ve Euro’daki yükseliş, istikrarlı biçimde sürecektir. Zaten yüksek miktarda cari açığı bulunan ve Türk Lirası’ndaki artan kayıplarla dış borç yükü daha da artacak olan Türkiye, şu anda Katar’dan gelen taze paralarla ayakta kalabilirken, Trum’pın elinin Ortadoğu’ya kadar uzanamayacağını düşünmemeliyiz.
ABD’nin, vize yasağını ayrım yapmadan bütün bir ülkeye koymasının üzerinde de ayrıca durmakta yarar var. Burada gözden kaçmaması gereken nokta: AKP iktidarına karşı, içerde başka, dışarıda bambaşka davranan Türkiye sermayesine de küçük bir hatırlatma yapılmış. Batı’ya gidip ağlama devrinin sonu demiş ABD. Bu vize yasağı ülke içinde turnusol işlevi görecek. Yarım ağız yapılan eleştirilere son verilip, verilmeyeceğini, bundan sonra başta TÜSİAD olmak üzere net tavrını koymak zorunda kalacak.
Bence, gelinen bu son nokta: şah mattan önceki son birkaç hamleden biri. Bu ülkede yaşayanlar bilir ki; Erdoğan, Putin’e yaptığı alttan alma pozisyonuna, Trump yönetimindeki Amerika’ya da göstermesi (başta papaz olmak üzere, yaklaşık 25 kişinin serbest bırakılması) olanaksız değilse de, çok zor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adnan DEMİR 2017-10-10 14:01:37

battıkça batıyorlar, suçların örtbast edilemeyişi sonucunda oluşan bir şuursuz hareketle sürekli bir yerlere yamanma çabaları